4 Şubat 2020 Salı

Yahudi Kültürü İle Yunan Paganizmi Arasında Sıkışmış Bir Teolog: Pavlus


Pavlus’un Yunan paganizminin ürettiği felsefeler etkisinde yeniden inşa ettiği Hıristiyanlık siyasi talepler arıtılmış bir yorumla oluşturulmuştur. Nasraniler’in aksine Pavlus inancını yine Roma topraklarında ama Yahudi olmayanlar arasında yaymıştır. O Yahudi kökenlidir ve Antropomorfist (insan görünümlü) bir tanrı anlayışına sahiptir. Fakat yeniden inşa ettiği Hıristiyanlıkta Yahudi Şeriatı’nın tüm izlerini silme gayretindedir. Onun bu mistik tasavvuru tesadüfen seçtiğini söylemek mümkündür. Çünkü Pavlus, Roma otoritelerine siyasi taleplerden arınmış bir mabed-vicdan dini inşa ettiğini ispatlamak için böyle bir tercihte bulunmuştur.

Pavlus öncelikle Roma yönetiminin Mesih kavramından ürkmemesi için yeni bir tasavvur önermiştir. Kavramın içeriğini boşaltarak Mesih’e salt manevi kurtarıcı işlevi yüklemiştir. Romalılara Mektuplar’da Pavlus “yönetim senin iyiliğin için tanrının hizmetindedir... vergi hakkı olana vergiyi, gümrük hakkı olana gümrüğü, korku hakkı olana korkuyu, saygı hakkı olana saygıyı, herkese hakkını   verin.” demek suretiyle uzlaşmacı bir din inşa etmiştir. Bu yorumla tahrif edilen mistik dini tabii ki, Roma yönetimi Nasrani sorununun çözüm yolu olarak görecekti. Pavlus’un doktrinini zararsız bulan Roma yönetimi onun bağlılarını rahatsız etmemiştir.

Hz. İsa Kur’an’da peygamberler için takdir edilen sıfatlarda görüldüğü gibi kendini değil, Allah’ı yücelten bir Elçi’dir. İnciller’in de kaydettiğine göre O, tevazu sahibi kendini övmekten hoşlanmayan bir karaktere sahiptir. İsa peygamberin bu alçakgönüllü bir kul olarak edindiği ahlaka Hıristiyan kutsal metinleri yer vermiştir. Ancak bu metinlerde tevhid ile şirk iç içe geçmiş birbirine karışmıştır. Yine de resmi İnciller’de bile kısmi doğrulara rastlamak satır aralarında mümkündür. Mesela diğerlerine göre en saf olan Markos incilinde Hz. İsa’nın kendisine “iyi öğretmenim” diye seslenen bir kişiye, onun “iyi olan tek ve biri var, o da Allah’tır” dediği kaydedilmiştir. (Markos,10/17-18.)

Satır aralarına serpiştirilmiş doğrulardan, nasıl oldu da “tanrının oğlu” hurafesi üretildi? Bu soruyu cevaplamak için kutsal metinlerde ve Hıristiyanlık tarihinde baskın bir yere sahip olan Pavlus’u daha yakından tanımak gerekir. Yahudi asıllı olan ve ilk adı Saul olan Pavlus’un iki beslenme kaynağı vardır: Yahudi Kültürü ve Roma Kültürü. Bu iki kültür Hıristiyanlık üzerinde Pavlus eliyle etkisini göstermiştir.

Pavlus’un asıl adı Saul’dur. Saul iyi bir hahamlık eğitimi almış, Roma kültürünün atmosferinde yetişmiştir. (Üç İsa, Aytunç Altundal)
Hıristiyanlık tarihinde ilk şehid olarak anılan İstefan’ın öldürülmesinde Saul’un (yani pavlus’un) başat bir rolü vardır. Resuller’in işelerinde ondan şöyle söz edilmektedir:
“Saul inananlar topluluğunu kırıp geçiriyor, ev ev dolaşarak kadın erkek demeden imanlıları dışarı sürüklüyor, hapse atıyordu.” (Resullerin İşleri,8/13.)

Resullerin İşleri’nde anlatıldığına göre Saul/Pavlus Hıristiyanlarla mücadele etmek için başhahamdan aldığı izinle bir grup silahlı adamla birlikte Şam’a doğru yola çıkmıştı. Bu yolculukta Saul anlatıldığına göre gökten bir ses işitti: “Saul bana niçin zulmediyorsun? Pavlus bu sese “sen kimsin?” diye cevap verdi; gökten yeniden bir ses duyuldu: “ben senin zulmettiğin İsa’yım”.
Hayatında İsa a’ı hiç görmeyen pavlus’un uydurduğu bu olayın bir halüsinasyon olduğuna ilişkin araştırmalar vardır. Saul yani pavlus’un İsa a’dan gelen bir mesaj olarak yorumladığı bu varsayımın “suçluluk duygusuna bağlı” bir ruhsal reaksiyon olması kuvvetle muhtemeldir.

Bu olaydan sonra Saul Hristiyanlara -Nasrani cemaati’ne- katılır. Nasrani cemaati onu başlangıçta hoş karşılamaz ve ciddi bir eğitim faaliyeti içinde de bulunmaz. Kudüs’teki Nasranilerle az bir süre kalır, ama hiç kimse sabıkasından dolayı ona fazla güvenmez. Bu nedenle onun İsa a ve Hıristiyanlık hakkındaki bilgileri kişisel halüsinasyonlardan öteye gitmez.

Onun karakterini asıl belirleyen ise; Yahudi kültüründen aldığı “antropomorfist/insan görünümlü” tanrı anlayışı ve Roma’nın hakim tasavvuru olan çok tanrılı şirk anlayışıdır. Saul Galatyalılar’a mektuplarında ciddi bir irşaddan geçmediğini, bilgisinin ve tasavvurlarının mistik tecrübelere dayandığını zaten kendisi de itiraf etmektedir. (Galatyalılara Mektuplar,1/11-19.)

Pavlus’un yıldızı Akdeniz havzasına yaptığı misyonerlik yolculuğu esnasında parlamıştır. Kudüsteki Nasrani cemaatinin lideri, İsa a’ın kardeşi Yakub pratik faydalar umarak onu memleketi olan Tarsus’a tebliğ için gönderir. Bundan sonra artık o Saul ismini kullanmaz; bunun Yunanca karşılığı olan Pavlus’u kullanmaya başlar. Çünkü tebliğe başladığı topraklar, Greko Romen kültürünün yüzyıllardır işgali altındadır. Pavlus Tarsus’a vardıktan sonra 14 yıl boyunca tüm Doğu Akdeniz’i gezer ve mistik tecrübelerinin propagandasını yaparak yorumları ile yepyeni bir Hıristiyanlık dini
inşa eder. (kaynak.....)

Pavlus’un misyonerlik faaliyetleri Kudüs’te takdirle değil rahatsızlıkla karşılanır. Hz. İsa’nın kardeşi Yakup onun anlattıklarına çok sayıda tekzip gönderir. Pavlus ile muvahhid Nasraniler arasındaki bu sürtüşme Hıristiyan kutsal metinlerinde -Resullerin İşlerinde, Pavlus’un Mektuplarında- uzun uzadıya anlatılır. Fakat bu bölümleri Pavlus’un doktoru ve yakın dostu Luka tarafından yazıldıkları için nesnel bir sonuç çıkarmak mümkün değildir. Luka Pavlus’u haklı çıkaracak şekilde yorumlu olarak kaleme almıştır.

Pavlus 14 yıllık misyonerlik faaliyetleri sırasında muvahhid Nasranilerden farklı olarak önceki şeriat olan Musa a’ın kanunlarını terk etmeyi tavsiye etmiştir. Oysa bütün peygamberler önceki şeriatları tasdik ederek, doğruyla yanlışı ayırdedebilecek ölçüler va’z etmişlerdir. Hz. İsa Matta’nın kaydettiklerine göre “Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim” demiştir. (Matta, 5/17.)

İsa peygamber kendisinden önceki vahiy kaynağı olan Tevrat’ın şeriatına bağlı olunmasını emretmiştir. Hatta bu bağlılığın tutucu Yahudi mezhebinin mensuplarından Ferisiler’den daha fazla olması gerektiğini söylemiştir: “Ben peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim...” (Matta,5/17-20.)

Matta’nın kaydettiklerine göre Hz. İsa Yahudileri söylediklerini yapmamakla, gösterişe düşkünlükle, adalet, sadakat ve merhameti ihmal etmekle, türbecilik yapmakla” suçlamıştır. Ferisiler bu pasajdaki ifadelere göre atalarının peygamberleri öldürdüklerini itiraf ettikleri de yer almaktadır. (Matta, 23/1-32.)

Hz. İsa’nın tüm peygamberler gibi gerçeklerin üstünü örten boş inançlardan ve yanlış gelenekten Din’i kurtarıp saflığına geri döndürmek istediğini İnciller’den takip etmek mümkündür. Markos’un kaydettiklerine göre İsa a Ferisilerle konuşurken “Allah’ın buyruklarını bir kenara bırakıp, insan geleneklerine uymakla” suçladığını görmekteyiz. (Markos,7/6-13.)

Pavlus, Ferisilerden farklı olarak zıt uçta bulunan, manastırlarda toplu halde yaşayan Yahudi mezhebi olan Esseniler’i eleştirmemiştir. Aslında Ferisilere yaptığı eleştirilerde Pavlus tamamıyla haksız da değildir. Çünkü Ferisiler Tevrat’ın sözlü yorumu olan Talmut’a çok fazla önem verirler. Din’in asli amaçlarının ayrıntılar ve ilahi kökenli olmayan katı hukuk kuralları arasında kaybolmasına yol açarlar.

Tamamıyla özden yoksun bir şekil üzerinde ısrar eden Ferisiler’e karşılık Pavlus tüm hukuk kurallarını reddederek dinin kabuksuz kalmasına yol açabilecek bir tebliğ şekli benimsemiştir. Böylece Din özünü koruyacak kabuğunu kaybetmiş, geriye sadece soyut ve anlamsız bir sevgi edebiyatı kalmıştır. Yüzyıllardır bu edebiyat gerçek dinin yerine kiliselerin oyalanma vesilesi kullanıla gelmiştir.

İncillerden de takbettiğimiz gibi İsa peygamber ilahi vahyin önceki kaynaklarını temizleyip arındırarak, onlara Allah’ın izni ve rehberliğinde yeni katkılar sağlamak için gönderilmiştir. Ancak onun bu saf çağrısı, Din’i uydurdukları beşeri adetlerle bozdukları için en çok tenkit ettiği, çarmıh olayının baş aktörleri olan Yahudiler tarafından değiştirilmiştir. Özellikle İsa a’ın öğrencilerinin arasına sonradan katılan bir kişi her şeyi mahvetmiştir: PAVLUS.

Resuller’in İşleri bölümünün yazarı olan Luka’nın kaydettiklerine göre, İsa a’ın vefatından sonra öğrencileri büyük baskılar, ölümlü işkenceler görmeye başladılar. Romalılar Hz. İsa’nın memleketi Nasıra’dan dolayı bu küçük cemaati “Nasraniler” diye isimlendirmiştir. Cemaatin liderliğini Hz. İsa’dan sonra kardeşi Yakup (James) üstlenmiştir. Meryem a Hz. İsa’nın doğumundan sonra Yusuf adlı biri ile evlenmiş, başka çocukları da olmuştur. Yakup da bu çocuklardan biridir.
Nasranilere Rom imparatorluğu ile işbirliği halinde bulunan Yahudiler de zulmediyorlardı. Yahudi mezhebi Sadukilerin bir üyesi olan Saul da bunlardan biri idi. Saul bir haham olarak yetiştirilmişti. “ilk Hıristiyan şehid” olarak bilinen İstefan’ın taşlanarak öldürülmesine Saul’un nefreti sebep olmuştu. (Resullerin İşleri,8/1-3.)

Resullerin işleri’nde anlatıldığına göre Saul (Yunanca karşılığı Pavlus) Başhahamdan aldığı özel bir izinle Nasraniler’le mücadele etmek için Şam’a gider. Yolda Saul’un gökten “ben senin zulmettiğin isa’yım” diyen bir ses duyduğu kaydedilir. Oysa o İsa a’ı hayatı boyunca hiç görmemiştir; yine de gökten gelen bu sesi O’ndan gelen bir mesaj olarak yorumlamıştır.

Bunun “suçluluk duygusuna bağlı psikolojik bir reaksiyon olduğu” yorumu yapılmıştır. (44.dipnot)
O Galatyalılar’a yazdığı mektupta “sünnetsizlerle yemek yiyip yememek, müşriklerden hicret edip etmemek” konsusunda Barnaba ve Petrus (Kefas) ile tartışmıştır. Petrus putperestlerle mesafeli ilişki kurmayı, onlarla hemhal olmamayı savunduğu halde Pavlus’un müşriklerle hiçbir sıkıntısı olmadığını bu mektubun muhtevasından anlıyoruz. (Galatyalılar’a Mektuplar, 2/11-15.)

Yahudi Şeriatı Greko-Roma topraklarında sorun oluşturuyor Din’in kabulünü zorlaştırıyordu. Bu yüzden Pavlus dinin içinden bu hukuk kurallarını ve Tevhidi özü atmak gerektiğini savunmuştur. Ancak bu şekilde putperest Greko-Romen kültürünün mensuplarının Hıristiyan olacağını hesab ediyor, pragmatik bir tebliğ faaliyeti yürütüyordu. Pavlus Yunan putperestliğinin egemen olduğu bu topraklarda bütünlüğünden koparılmış bir dini anlayışı, afaki bir tasavvuru “isa sevgisi”ni propaganda etmekle yetinmiştir.

O misyon yolculukları esnasında Hz. İsa’nın mesajının Yahudi Şeriatını terk etmeyi gerektirdiğini işlemiş, hatta Hıristiyanlığı yeni bir din olarak görüp takdim etmiştir. Önceki hayatını “Yahudi dinine bağlı olduğum zaman” (Galatyalılara Mektuplar, 1/13.) olarak anan Pavlus Yahudilikle tüm ilişkisini kesmiştir.

O Yahudi iken de içinde bulunduğu durumdan başka hakikat kabul etmeye yanaşmamış, en sert bir şekilde başka düşüncelere karşı savaşmıştı. İlk Hıristiyanlardan aktarılan hatıralarda onun kendilerine yaptığı işkenceleri, verdiği sıkıntıları uzun uzadıya okumak mümkündür.

Şeriat’ın atılmasıyla birlikte İsa peygamberin mesajından geriye kalan sadece soyut bir “sevgi” den başka bir şey değildir. Önceleri Pavlus havari Petrus’u (Kefas’ı) çeşitli kelami mülahazalar ileri sürerek bu konuda ikna etmiştir. Fakat Kudüs’ten gelen elçilerle konuştuktan sonra Petrus yeniden Din’in bütünlüğüne geri dönmüştür.

Pavlu 14 yıl boyunca Akdeniz havzasını gezerek misyonerlik yapmış, bu sırada Roma mekteplerinde a aldığın eğitimin etkisi altında kalarak Yunan paganizmiyle karışık bir teoloji inşa etmiştir. Kudüs’ten Nasrani cemaatinin gönderdiği elçilerin hakikati hatırlatmalarına sinirlenerek onları “sahte elçiler” olmakla suçlamıştır. (Korintoslulara Mektuplar, 11/4,13.)

Pavlus’un ahlak anlayışı tamamıyla mistik tasavvurlar üzerinde kuruludur. O, Galatyalılar’a mektuplarında arınmanın ilahi yasalara uygun yaşamakla değil, sadece iman etmekle gerçekleşebileceğini iddia etmiştir. Ayrıca İsa Mesih’in kendisinde enkarne olduğunu (Onun ruhunun kendisinde ete kemiğe büründüğünü) iddi etmiştir. Bu vehim içinde bir peygamberle kendisini özdeşleştiren Pavlus’un, çarmıha gerilmeye Mesih’in kendisi için katlandığını iddia edecek kadar aklı karışıktır.

Gördüğü halüsinasyonların etkisiyle “ben yaşamıyorum, Mesih bende yaşıyor” diyerek, Eski Mısır,
Yunan ve Çin-Hint kadim şirk kültürlerinin en meşhur tasavvurlarından tenasüh inancını savunmuştur. (Galatyalılara Mektuplar, 2/16-21.) Artık İsa a Pavlus için, tıpkı Zeus gibi yarı tanrı-yarı insandır: Tanrının oğludur. Maalesef Pavlus’un ürettiği bu din yorumu hakimiyet alanı bulmuş, bu yorum gelenek haline gelmiştir.

Pavlus 14 yıl misyonerlik faaliyetleri yaptıktan sonra Kudüs’e geri dönmüştür. Kudüs’teki Hıristiyan cemaatinin liderleri ona soğuk davrandılar ve şu sözlerle suçladılar: “sen diğer toplumlar arasında yaşayan Yahudilere çocuklarını sünnet ettirmemelerini, törenlerimize uymamalarını söylüyor, Musa’nın şeriatına sırt çevirmeleri gerektiğini öğretiyormuşsun” (Resullerin İşleri, 21/22.)
Bu suçlamalara Pavlus inşa ettiği teolojinin felsefi verileriyle demogoji yaparak cevaplar vermiş, ancak Din’in aslında yapmaya çalıştığı değişiklikleri Kudüs Hıritiyan cemaati kabul edilebilir bulunmamıştır. Diğer yandan Hz. İsa’nın Risaletinden önce oluşmuş bulunan Yahudi mezheplerinden Ferisiler ve Sadukiler -ki çarmıh olayında baş rol üstlenen gruplardır- onu yargılamak istemişlerdir. Pavlus tutuklandığı esnada Yahudiler tarafından yargılanmaktan kurtulmak için Roma vatandaşı olduğunu ileri sürerek Roma’nın yargıçlarına teslim edilmesini talep etmiştir. Bunun üzerine Roma’lı askerler onu Yahudilerin elinden kurtarıp gemiyle kaçırmışlardır; böylece Roma’nın koruyucu kanatları altında yaşamaya başlayan Pavlus hem hayatını hem de inşa ettiği teolojisini kurtarmıştır. Pavlus’un pagan kültürü ile çelişmeyen “yarı tanrı-yarı insan” tasavvuru Zeus’un yerini İsa a’ın almasıyla geniş kitlelerce benisenmeye başlamış, nihayet M.S. 325’de resmen Roma İmparatorluğu Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Yaygın görüşe göre Pavlus M.S. 60’lı yıllarda Roma’da ölmüştür.

Hıristiyan kutsal metinleri bu süreç içinde oluşmuştur. Yoksa İsa a’ın hayatında yazılıp günümüze intikal etmiş resmi bir incil yoktur.

YUHANNA

Dördüncü İncil Yuhanna’yı, Hazret-i İsa’nın arkadaşı ve havarisi olan Zebede ve Salome oğlu Yuhanna’nın yazdığı ileri sü­rülür. Ancak araştırmacılar, bu İncil’de İskenderiye felsefe mek­tebinden alınmış ve temeli yine Yunan felsefesine dayanan man­tık fikrinin açıkça görülmesine bakarak, onun Yuhanna isimli başka biri tarafından yazıldığını ifade etmektedirler.

Çünkü havari Yuhanna’nın, Yunan felsefesiyle yetişmiş ve onun tesirinde kalarak bunu İncil’e bile aksettirmiş olması mümkün değildir.
Öte yandan bu İncil’i yazan Yuhanna’nın gayesinin, HZ. isa’nın uluhiyetini ispatlamak olması da, onun Ruhullah’a gerçekten iman etmiş bir havari olmadığını ortaya koymaktadır.
M.S. 90-110 yıllarında yazıldığı söylenen Yuhanna İncili’nde vahiyle alakalı hiçbir bilgiye rastlamak mümkün değildir.
Bu İncîl’de havariler, Hz. isa’ya “Ya Rab!” şeklinde hitab ederler.
Bu itibarla Yuhanna, Hristiyanlığı tahrif eden yahudi Pavlos’un bıraktığı yerden işe devam eden bir kimse hüviyetindedir. Dolayısıyla M. P. Roguet, Yuhanna’nın kaleme aldığı bu İncîl hakkındaki fikrini şöyle açıklar:
“Sinoptik İncil’ler, (birbirine benzeyen ilk üç İncil; Matta, Markos ve Luka) isa’nın sözlerini çarpıcı, konuşma üslubu­na yakın bir tarzda naklettikleri halde, Yuhanna’da her şey (mü­ellifin) tefekkür(ün)e boğulur.
O derecede ki, bazen kendi ken­dimize: Konuşan isa mıdır, yoksa O’nun sözleri İncil yaza­rının mütalaaları ile belli olmadan genişletiliyor mu? diye sormak durumunda kalırız!”
İncîl’lerin bu garip durumları, bazı hristiyan din adamları tara­fından da bizzat itiraf edilmiştir:
Nitekim üçüncü asırda Maneviyye mezhebine mensub olan Tauste, İncil’lerin müellifleri hakkında şöyle demektedir:
“İncîl’lerin ne isa, ne de havariler tarafından yazılmayıp, çok zaman sonra meçhul birtakım kimseler tarafından yazıldığı­nı ve bu adamların, görmedikleri şeylere başkalarınca inanılma­yacaklarını bildiklerinden, hikayelerinin başlarına havârîlerin ya­hut onlara mensüb kimselerin isimlerini koyduklarını herkes bilir.”
Hazret-i isa’ya indirilen, ancak şu an bulunmayan gerçek İncil’in ise böyle olmadığını ve onun müttakilere bir hidayet ve öğüt kitabı olduğunu Kur’an-ı Kerim şöyle beyan buyurmuştur:
“Kendinden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak pey­gamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu İsa’yı da arkaların­dan gönderdik. Ve O’na, içinde doğruya rehberlik ve nur bu­lunan, ondan evvelki Tevrât’ı tasdîk etmek, müttakîlere bir hi­dayet ve öğüt olmak üzere İncil’i verdik.” (el-Maide, 46)
Cenab-ı Hak, ehl-i kitabı, dinlerinin bozulması üzerine gönderilen son din olan İslam’ı kabul edip Hakk’ın emrine riayet etmeleri halinde bağışlayacağını şöyle beyan buyurmaktadır:

“Eğer ehl-i kitab iman edip ittika etselerdi, herhalde (geçmiş) kötülüklerini örter ve onları, nimetleri bol cennetlere sokardık.” (el-Maide, 65)
Daha evvel de ifade ettiğimiz gibi bu dört İncil’in dışında meşhur olan bir İncil daha bulunmaktadır ki, o da Barnabas İncili’dir. Barnabas, Hz. isa’nın ashabının ileri gelenlerindendir ve tevhid akidesine bağlıdır. Bu yüzden tevhid inancını savunan Barnabasçılar ile tevhidden ayrılıp teslis akidesine sapan Pavlosçular ara­sında büyük mücadeleler olmuştur.
Barnabas İncili’ni diğerlerinden ayıran başlıca farklılıklar şunlardır:
1. Hz.isa, ne Tanrı, ne de Tanrı’nın oğludur. O, Allah Teala’nın insanlara gönderdiği bir peygamberdir.
2. Hazret-i İbrahim -aleyhisselam-’ın kurban etmek istediği oğlu İshâk -aleyhisselam- değil, İsmail -aleyhisselam-’dır.
3. Hz.isa çarmıha gerilmemiştir.
4. Beklenen Mesih, Faraklit’tir, yani Hz. Muhammed Mus­tafa -sallallahu aleyhi ve sellem-’dir.

::ASİYE UTKU::

Afrika'da Sömürgecilik ve Misyonerlik El Ele


Emperyalizmin Afrika senaryosu ve bunda misyonerlerin rolü, emperyalizm-misyonerlik ilişkisini ortaya koyma bakımından üzerinde durulmaya değer.
Afrika'nın keşfinden sonra bu kıtaya ilk yayılanlar misyonerler oldu. Misyonerlerin amacı sadece insanları hıristiyanlaştırmak değil aynı zamanda onları sömürge hâkimiyetine hazır hale getirmekti. Böylece Avrupa'nın Afrika üzerindeki hâkimiyeti daha da kuvvet kazanacaktı.
Nitekim misyonerler bütün güç ve imkânlarıyla çalıştılar. Avrupalılar da hâkimiyetlerini kurdular ve bunun sonucunda bir yandan Afrika'nın tabii zenginlikleri Avrupa'ya aktarılırken, diğer yandan ekonomik gelişmeler dolayısıyla işçi talebinin karşılanması için insanlar köleleştirildiler. Avrupalının yüzyıllar süren sömürge düzeninin neticesi, bu kıtanın verimsiz, kurak ve çöl haline getirilmesi dolayısıyla insanlarının fakirleşmesi oldu.
Afrika kıtasının tabii zenginliklerinin Avrupa'ya taşınması sonucunda bu kıtanın çölleşmesini de Avrupalılar kendi çıkarları açısından kullanmayı bildiler. Batılılar, hıristiyanlaştırma faaliyetleri çerçevesinde geçmişte gerçekleştiremediklerini bugün yoksulluğu fırsat bilerek gerçekleştirmek istiyorlar. Bugün Batı'nın göndermiş olduğu hıristiyan misyonerler Afrika insanının yoksulluğunu ve açlığını onu hıristiyanlaştırmak için değerlendirmektedirler.
World Christian Encyclopaedia (Hıristiyan Dünyası Ansiklopedisi)'nın yayın müdürü istatistikçi Dawid Warren'e göre 1970'lerde hıristiyanlaştırma faaliyetlerine 70 milyar dolar ayrılmışken bu miktar gittikçe artırılarak 1980'lerde 100.3 milyar dolara çıkarıldı. Dawid Warren, tüm dünyada yapılacak hıristiyanlaştırma faaliyetleri için 1985 yılında da 127 milyar dolar ayrıldığını bildirdi. (Buna misyonerlik faaliyetleriyle bağlantılı gıda, sağlık ve diğer zorunlu ihtiyaç yardımlarının da dahil olduğunu sanıyoruz.) Yukarıda da işaret ettiğimiz üzere misyonerler, faaliyetlerini kuraklık ve açlık musibetine uğrayan ve kendi hallerine terk edilen Afrikalıların yaşadıkları bölgelerde yoğunlaştırmaktadırlar. Yardımseverler kisvesi altında faaliyet yürüten misyonerler her gün yüzlerce Etyopyalı, Sudanlı, Çadlı, Malili ve Mozambikli insanın inancını çalmaktadırlar. Anne ve babalarını kaybeden Müslüman çocuklar, papazlar tarafından idare edilen hıristiyan yetimhanelerine götürülmekte ve içlerinden zeki olanlara kilise bursları temin edilerek Batı ülkelerine tahsil yapmaya gönderilmektedirler. Bunlar Batı ülkelerinin Afrika ülkelerindeki çıkarlarını korumaya elverişli hale getirilmek üzere özel bir eğitime tabi tutulmaktadırlar. Söz sırası gelmişken bugün İslam ülkelerindeki yönetim meselesinin ve bu ülkelerde yönetim ile halk arasındaki kopukluğunun da geçmişte uygulanan benzer politikadan kaynaklandığına dikkat çekmemiz uygun olur.

Misyonerler, Aleviler, Kürtler...


Bazı Alevi vatandaşlarımızın zorunlu din derslerinin kaldırılması için mahkemeye başvurmaları vesilesiyle, birtakım katı gerçekleri açıklamak zaruri olmuştur.Önceki yazımızda, doğru din eğitimi ve öğretimini tam olarak veremez isek, çocuklarımızın çeşitli sapkın inançlara açık hale gelecektir
Bugün de aynı yönde yazmak ve bazı acı gerçekleri ifade etmek istiyoruz. Bu acı gerçekler, misyonerlerin bazı Aleviler' i ve Kürtler' i etkilediği ve bunun nedenleridir.
Avrupa Birliği dinimize saldırıyor
Önce şu gerçeği açık olarak söyleyelim ki; Avrupa Birliği ve onun iç uzantıları, açtıkları yüzlerce kilise ile dinimize, imanımıza ve ulusal değerlerimize saldırıyorlar. Binlerce misyoner, ellerindeki geniş imkanlar ile saf halkımıza ve gençlerimize musallat oluyorlar, onların İslami inançlarını ve milli duygularını tahrip ediyorlar. Müsait buldukları kimseleri Müslümanlık' tan ve Türk olmaktan çıkartıyorlar, Hıristiyan ve bir başka milletin sevdalısı haline getiriyorlar.
Misyonerlerin ve onların gerisindeki büyük güçlerin amacı, Türk halkını içinden dönüştürüp, ülkemizi içeriden ele geçirmektir. Nasıl mı? Şöyle; Müslüman Türkler'den Hıristiyan yaptıkları dönmelerin sayısını artırmak, onları maddeten ve manen destekleyerek Türkiye içinde güçlü bir dönme Hıristiyan kitlesi meydana getirmek, onları zenginleştirmek, her alanda söz sahibi yapmak ve giderek onları Türkiye'de dışa bağlı bir güç ve iktidar sahibi haline getirmek... Böylece, giderek ülkemizi içinden dönüştürerek ele geçirmeyi amaçlıyorlar.
"Aman canım sen de, buna imkan yoktur" diyen saftiriklere inat, misyonerler şimdiden Müslümanlık' tan dönme büyük bir lobi oluşturdular bile. Her geçen gün de sayıları artmaktadır...
Zayıf noktaları fırsat biliyorlar
Misyonerler halkımızın ve gençlerimizin zayıf noktalarına saldırıyorlar. Dini bilgisi zayıf olanlara kolayca çengel atıyorlar. Milli duygusu zayıf olanlara rahatlıkla yaklaşıyorlar. İktisaden zayıf, aciz ve muhtaç kimselere sahte bir şefkatle yaklaşıyorlar.
Böylece onları telkin altına alıyorlar, saflarına çekiyorlar.
Bir süre telkin altında tuttuktan sonra da, vaftiz ederek Hıristiyan haline getiriyorlar. Bu türlü dönme Hıristiyanlar' dan oldukça büyük bir grup oluşturmuş bulunuyorlar.
Aleviler ve Kürtler hedefte!
Üzülerek ifade edelim ki, eliminizde bulunan kesin bilgilere göre, misyonerlerin öncelikli hedefleri arasında Alevi ve Kürt vatandaşlarımız ve onların gençleri vardır.
Onlara yaklaşıyorlar, onları telkin altına alıyorlar ve maalesef kanunsuz korsan kiliselerde toplanan insanların büyük çoğunluğu Alevi ve Kürt
vatandaşlarımızdan oluşuyor.
Bunun sebebi gayet açıktır:
Alevi yurttaşlarımızı dini bilgi açısından zayıf olarak düşünüyorlar, o nedenle onları kolayca kandıracaklarını hesaplıyorlar. Tabii bilgili ve dinimilli bilgisi güçlü olan Alevi vatandaşlarımızı etkileyemiyorlar. Ama dini bilgisi zayıf ve tecrübesiz Alevi gençlerini kolayca kandırabiliyorlar.
Bazı Kürt vatandaşlarımızın devlete karşı muhalif hale getirildiğini düşünen misyonerler, onlara da Türk Devleti düşmanlığı açısından yaklaşıyorlar ve onları da o yönden telkine alıp saflarına çekiyorlar...
Tekrar altını çizerek ifade edelim ki, Hıristiyan misyonerlerin hedefinde Alevi ve Kürt vatandaşlarımız vardır.
Aleviler' i dini bilgisi, Kürtler' i ise milli duygusu zayıf olarak düşünüyorlar, onları kolayca Hıristiyan yapacaklarını tasarlıyorlar ve bu yolda küçümsenmeyecek büyük başarılar elde ediyorlar.
Dini ve milli yönden güçlü olmamız gerekir
Bu tehlikeli gidişe "Dur" demenin öncelikli yolu, dini bilgilerimizi ve milli duygularımızı güçlendirmektir.
Alevi vatandaşlarımız, din dersine karşı çıkmaları bir yana, aksine çocuklarına ciddi din eğitimi vermelidirler. Alevilik' i de Sünnilik'i de, bütün halinde Müslümanlık'ı da çocuklarına iyi öğretmelidirler ki, o çocuklar misyonerlerin tehlikeli ellerine düşüp de Hıristiyan olmasınlar..
Kürt vatandaşlarımız da aynı biçimde çocuklarına vatan, millet ve devlet bağlılığını, milli duygularımızı tam olarak vermeliler ki, onlar da misyonerlerin zehirli sözlerine kolaylıkla aldanmasınlar...
Unutmayalım ki; eğer inançlarımızı, dini ve milli duygularımızı yitirirsek; maddi ve manevi bütün değerlerimizi, hatta vatanımızı ve devletimizi bile kaybedebiliriz...

İNCİL(LER) DEĞİŞMEYE DEVAM EDİYOR...YA DA'BÖYLE OLSA BEĞENİR MİYDİNİZ?!.'

İNCİL(LER) DEĞİŞMEYE DEVAM EDİYOR...YA DA'BÖYLE OLSA BEĞENİR MİYDİNİZ?!.'
Önce, İncillerin değiştirildiğinin İncil sahipleri tarafından açık bir itirafını örneklendirmemi ister miydiniz?..Kitab-ı Mukaddes Şirketi tarafından Türkçe olar...ak yıllardır yayınlanan Yeni Ahit(İnciller), Yuhanna İncili, Bab: 8, 11. ayetin(!) dipnotunda şu itirafları okuyoruz:
"Eski metinlerin ekserisinde 7:53'ten 8:11'in nihayetine kadar olan kısım(12 ayet) yoktur. Bu kısmı havi olan metinler de, birbirinden farklıdırlar." (K. Mukaddes, Yeni Ahit, s.102)
Şimdi sormak gerekmez mi; eski metinlerin çoğunda hiç bulunmayan, bulunanların ise hepsi faklı(değişik) olan bu ayetlerin aslını siz nereden buldunuz?..Sizin kitaba aldığınız da; zikrettiğiniz farklı metinlerden biri değil midir?..
***
Bugün İngilizce İncillerin 'Yeni Version'u (New İnternational Version) ile Eski Version'u (Old Version-King James Version) da büyük farlılıklar gösteriyor.
Bir dil eskidikçe, anlaşılması zorlaştıkça, bazı kelimelerin yerine aynı anlamı veren yeni kelimelerin kullanılması normaldir. Ama aşağıda da göreceğiniz gibi yeni basım İnciller için durum böyle olmamıştır. Anlamlar tamamen değiştirilmeye çalışılmıştır...Nasıl mı? İşte örnekler:
Matta 27 : " 45 Bütün ülkenin üzerine öğleyin saat on ikiden saat üçe kadar süren bir karanlık çöktü. 46 Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, 'Eli, Eli, lema sevaktani?' yani, 'Tanrım, Tanrım, beni niçin terk ettin?' diye bağırdı. 47 Orada duranlardan bazıları bunu işitince; 'Bu adam İlyas'ı çağırıyor' dediler. 48 İçlerinden biri hemen koşup bir sünger getirdi; eski şaraba batırıp bir kamışın ucuna takarak İsa'ya içirdi."
Markos 15 : " 33 Bütün ülkenin üzerine öğleyin saat on ikiden saat üçe kadar süren bir karanlık çöktü. 34 Saat üçte İsa yüksek sesle, "Elohi, Elohi, lema sevaktani" yani; 'Tanrım, Tanrım; beni niçin terk ettin?' diye bağırdı. 35 Orada duranlardan bazıları bunu işitince, 'Bakın, İlyas'ı çağırıyor' dediler. 36 Aralarından biri koşup bir süngeri eksi şaraba batırdı, bir kamışın ucuna takarak İsa'ya içirdi. 'Dur bakalım, İlyas gelip O'nu indirecek mi?' dedi."
Luka 23 : " 44-45 Saat öğleyin on iki sularında güneş karardı ve bütün ülkenin üzerine saat üçe kadar süren bir karanlık çöktü. Tapınaktaki perde ortasından yırtıldı."
Yuhanna 19 : " 28 Daha sonra İsa, herşeyin artık tamamlandığını bilerek Kutsal Yazı'nın yerine gelmesi için, 'Susadım!' dedi. 29 Orada, ekşimiş üzüm suyu dolu bir kap vardı. Üzüm suyuna batırılmış bir süngeri züfa dalına takarak O'nun ağzına uzattılar. 30 İsa üzüm suyunu tadınca, 'Tamamlandı!' dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti."
İlk İngilizce İncillerde(Eski Version/Old Version) bu ayetler şöyledir:
Matthew 27 : " 45 Now from the sıxth hour there was darkness over all the land unto the nınth hour. 46 And about the nınth hour Jesus cried with a loud voice, saying, 'Eli, Eli, lama sabachthani?' That is to say; 'My G od, my G od, why hast thou forsaken me?' 47 Some of them that stood there, when they heard that, said; 'This man calleth for Elias.' 48 And straightway one of them ran, and took a spunge, and filled it with vınegar, and put it on a reed, and gave him to drink."
Mark 15 : " 33 And when the sıxth hour was come, there was darkness over the whole land until the nınth hour . 34 And at the ninth hour Jesus cried with a loud voice, saying; 'Eloi, Eloi, lama sabachthani?' which is, being interpreted; 'My G od, my G od, why hast thou forsaken me?' 35 And some of them that stood by, when they heard it, said; 'Behold, he calleth Elias.' 36 And one ran and filled a spunge full of vınegar, and put it on a reed, and gave him to drink, saying, 'Let alone; let us see whether Elias will come to take him down.'"
Luke 23 : " 44 And it was about the sıxth hour, and there was a darkness over all the earth until the nınth hour. 45 And the sun was darkened, and the veil of the temple was rent in the midst."
John 19 : " 29 Now there was set a vessel full of vinegar: and they filled a spunge with vınegar, and put it upon hyssop, and put it to his mouth. 30 When Jesus therefore had received the vinegar, he said; 'İt is finished' and he bowed his head, and gave up the ghost."
Değişiklikler:
"Altıncı saat, dokuzuncu saat" gibi sözler, "saat onikiden saat üçe kadar" ile değiştirilmiş. "Vinegar" ise "eski şarap" olarak değiştirilmiş. Hatta Türkçe İncil, daha da ileri giderek 'eski üzüm suyu' demiş.
Esasında değişiklikleri yavaş yavaş yapıyorlar. Bu şekilde İncil'deki çelişkileri yok etmeyi planlıyorlar.
King James Versiyon :
Luke 4 : " 5 And the devil, taking him up into an high 'mountaın', shewed unto him all the kingdoms of the world in a moment of time."
Türkçe İncil :
Luka 4 : " 5 (Sonra İblis) O'nu(İsa'yı) "yükseğe" çıkararak bir anda O'na dünyanın bütün ülkelerini gösterdi."
New İnternational Version:
Luke 4 : " 5 Then the devil led him up 'a high place' and showed him in a flash all the kingdoms of the world." (http://www.bible.org/netbible/)

MUHARREF HIRİSTİYANLIĞI ASLINA DÖNÜŞE ZORLAYAN BELGELER


"Hıristiyan dünyasında İsa ile ilgili tartışmalara, kavgalara ve inanç farklılıklarına son vermek ve gerçeği kabullenmek şarttır. Böylece Hıristiyanlık bir iman mantığına bağlanmış olac...aktır. Bu akli ve mantıki sonuca varabilmek için Hz.İsa hakkındaki bilgilerimizi Kur'an'da İsa'dan söz edilen 15 sûre ve 93 âyet çerçevesinde benimsememiz şarttır." ('L'ultime Verit Sur Christ' adlı tebliğden/Fransa)
O, bir'Mesih' midir? Tanrının oğlu ve Tanrı mıdır? Haç'ta can veren gerçekten İsa mıydı? Bugünkü İnciller, aslına uygun mudur? Bu ve bunun gibi soruların cevabı asırlardır tartışılmış. Bütün hakikatların ışığını 'korunmuş' tek kitap olan Kur'an'dan alan İslam ümmetinin, berrak bir İsa inancı olmasına rağmen Hıristiyan dünyasının kafası hep bulanık ve karışık olmuştur. İnançları kendilerini tatmin etmeyince de hep arayış içinde olmuşlardır.
Fransa'da yayınlanan L'Evenement Du Jeudi dergisinin 1993 yılının Ağustos sayılarından birinde şu manşet Batı dünyasını adeta titretiyordu:
"Eğer Ölü Deniz'de bulunan el yazmalarındaki gerçekler, yani Hz.İsa'nın, Hıristiyanlık inancındaki İsa olmadığı açıklansaydı görün bakın ne olurdu!.."
Fransız dergisi, Hıristiyanlık(hatta Yahudilik) inancını temelden sarsan belgelerin ortaya çıkışını şöyle anlatıyor:
"1947 senesinde Muhammed ed-Dîd adında küçük bir çoban, kaybettiği keçisini aramaya çıkar. Ölü Deniz'in(Ürdün Vadisi) yakınlarında bulunan Kumran mağarasına girer ve tesadüfen bir testi ve içinde asırlar önce yazılmış el yazmalarını bulur. Bu el yazmaları, gizlice antikacılar tarafından dış ülkelere pazarlanır. Bunu öğrenen İsrailli yetkililer ve Vatikan, duruma el konulmasını isterler. İleride oluşturulan bir kurul ve dünyaca ünlü arkeologlar tarafından bu el yazmaları incelemeye alınır. Fakat sekizyüze yakın olan el yazmalarının ne yazdıklarına dair hiçbir bilgi verilmez."
Dergide, Vatikan'ın bu olaya bu kadar önem vermesinin sebebi olarak; bu el yazması İncillerde, Hz.İsa'nın, Allah'ın oğlu olmadığının açıkca ortaya konulmuş olması ve tek Allah inancının işlenmesi gösteriliyor. Vatikan; Vaux adında bir papaz ve bir grup bilgin ile Şam yakınlarında bulunan Rockefeller Müzesi 'ndeki el yazmalarının çevrilmesi ve finans edilmesi için bu görevi üstlenir. 1967 senesinde altı günlük bir çalışma ile müzede bulunan gizli bilgileri elde ederler. Şimdiye kadar gizli tutulan bu bilgilerin yakında gün yüzüne çıkması bekleniyor. Çeviri işleri komitesinde görevli iken, daha sonra sürgün edilen John Marco Allegro , bu bilgilerin Yahudilerin 'Yasa Levhaları' açısından da çok büyük önem taşıdığını belirtiyor.
Fransız dergisinde; bu el yazmalarına göre, İsa(a.s.)'ın işkence gördüğü, şehit edildiği gibi şeylerden bahsedilmediği de belirtiliyor. Dergide ayrıca, inceleme kurulu üyeleri ve Papaz Vaux'un belirttiğine göre, İncil'de bahsedilen İsa peygamber ile ondan yüz sene önce yaşamış olan başka bir İsa'nın karıştırıldığı belirtiliyor.(Bkz.: Türkiye Gazetesi, 15 Ağustos 1993).
Yine 'The Independent' , Ağustos '94 sayılarından birinde: İngiliz rahip Enoch Powel başkanlığında, Yale Universitesi İlahiyat Fakültesi uzmanlarınca hazırlanan Matta tefsirinde, Hz.İsa'nın Romalılar tarafından çarmıha gerilmediğinin delillerle ispat edildiğini yazıyordu.(Bk.: a.g.gzt. 21 Ağustos, 1994). Kitapta, dört İncil yazılırken, batıl rivayetlerin karıştırıldığı ve incillerin birbirini tutmayan ifadeleri ihtiva ettiği, çarmıha gerilme iddiasının tamamen hurafeden ibaret olduğu belirtiliyor ve Mesih (kurtarıcı İsa) hakkında şöyle deniyordu:
"Matta İncili'ndeki 'Kurtarıcı İsa' kelimesi, gerçek manada kurtarıcı değildir. Hakiki manada mutlak kurtarıcı Allah'tır. İncillerde İsa aleyhisselam için kullanılan 'kurtarıcı' kelimesi, O'nun peygamberliği sebebiyle günahkar ümmeti için ahirette şefaat ederek kurtuluşlarına sebep olmasındandır. Yoksa İsa(a.s.), kendisinin kurtarıcı olmadığını ve aciz bir kul olduğunu söylüyor. Yuhanna İncili beşinci bab, otuzuncu ayette, İsa'nın; 'Ben kendiliğimden bir şey yapamam; bana emrolunanı yaparım' şeklindeki sözleri yer alıyor. Eğer Allah, Hıristiyanların dediği gibi günahkar kullarını affetmek isteseydi, İsrail'in İsa'ya düşman olmasına, İsa'nın binbir hakaretlerle çarmıhta öldürülmesine gerek yoktu. Haşa Allah, bu kadar aciz değildir."
Hıristiyan dünyasında, Hıristiyanlığa ve İsa'ya karşı ilgisizliğin artması sonunda 1990 yılında Papalık tarafından başlatılan çalışmalar, 'Yeni Kateşizm=İncilin Yeniden Tedrisi' isimli kitapla noktalanmıştı. Ancak Papalık'ın çalışmaları, tartışmayı bitirmek yerine körüklemişti. "Cristian World on the 21 Century, Footpath–21. Yüzyılın Eşiğinde Hıristiyan Dünyası" isimli ve Şubat 1992 tarihinde İngiltere'de başlatılan tartışma; Fransa'da yayınlanan "Hz. İsa ile ilgili Son Gerçek–L'ultime Verit Sur Christ" başlıklı tebliğ ile sona ermişti. Ne ilginç ve sevindirici bir karardı ki tebliğ şöyle bitiyordu:
"Hıristiyan dünyasında İsa ile ilgili tartışmalara, kavgalara ve inanç farklılıklarına son vermek ve gerçeği kabullenmek şarttır. Böylece Hıristiyanlık bir iman mantığına bağlanmış olacaktır. Bu akli ve mantıki sonuca varabilmek için Hz.İsa hakkındaki bilgilerimizi Kur'an'da İsa'dan söz edilen 15 sûre ve 93 âyet çerçevesinde benimsememiz şarttır." (İlhan Bardakçı, Zaman Gazetesi, 03 Ocak 1994)

HRİSTİYANLIĞA DİREKT ETKİ EDEN GİZEM KÜLTÜ: MİTRAİZM


Mitraizm inanışının kökeni çok eskilere dayanmaktadır, "Mitra" ifadesi ilk olarak, MÖ 1800 veya daha da eskiye ait Hindu kutsal kitabı Rig-Veda'da geçer, Rig Veda yazıya geçirilmeden önce binlerce  yıl boyunca devam eden sözlü gelenekle babadan oğula aktarılıyordu dolayısıyla Mitra'nın kökeni için MÖ 3000 tarihini veren bilim adamları vardır Çeşitli araştırmacılar tarafından, Hinduizm dininden Perslere (Zoroastrianism/Zerdüştçülük) oradan da Roma'ya geçtiği söylenmektedir, Romalılar, Mitraizmi kabul edip benimsediklerinde ona sembolik manaları anlatmak için bilinçli olarak, Pers Mitrasında olmayan özellikler de yüklemişlerdi, onu "ölüp dirilen kurtarıcı Tanrı" yapmışlardı.(Bu özellik yalnızca Roma Mitraizminde mevcuttur)
Roma Mitrası da (Pers değil) aynı İsa gibi bir mağarada, 25 Aralık'ta, bakireden doğmuştu.(Pers kaynaklı bazı versiyonlarında "kayadan" doğduğu da söylenir)
Mitra'nın kayadan doğduğu belirtilen versiyonlarında "kayadan gelen Tanrı" (Theos ek Petras) olduğu   söylenirdi, takipçileri, kurtarıcı Tanrı Mitra'nın doğduğu bu kayadan çıkan "ruhsal" suyu içmeye çalışırdı aynı hikaye İsa'ya şöyle uyarlanmıştır (Arthur Weigall, "paganism in our christianity, p129):
1Ko 10:4 "Hepsi aynı ruhsal içeceği içti. Artlarından gelen ruhsal kayadan içtiler, ve o kaya Mesih'ti."
Mitra aynı zamanda bir "güneş" Tanrısı idi, güneş tanrısı olarak takipçileri tarafından "Light of the World" (Düyanın ışığı) olarak bilinirdi.
İncil'de aynı lakap, İsa'ya uyarlanmıştır:
Yu 8:12 "İsa yine halka seslenip şöyle dedi: «Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur."
Mitra şöyle der:
"Bedenimden yemeyecek ve kanımdan içmeyecek böylece benimle bir olmayacak kişi kurtarılmayacak kişidir" (J. Godwin "Mystery religions in the ancient world" 2
Bu ifade Yuhanna İncili'inde İsa'ya şöyle uyarlanır:
" Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim. Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir. Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda." (Yuhanna 6:53-56)
Mitra bir yazıtta şöyle der:
"Ölümsüz kanıp döküp bizi kurtardın" (R. Turcan "Cults of the Roman Empire" 226)
Aynı ifade, "İsa'nın bizim için döktüğü kutsal kanıyla kurtulduk" şeklinde İncil'de hayat bulur.
Aynı İsa gibi, Mitra da öldükten sonra göğe yükselmiş, ve yine aynı İncil'de anlatıldığı gibi, ölüleri yargılamak, diriltmek ve hüküm vermek için ikinci defa döneceği söylenmişti.(F. Cumont, "The Mysteries of Mitras" 146)
Esi 5:6 "Dört yaratığın ve ihtiyarların çevrelediği tahtın ortasında boğazlanmış gibi duran bir Kuzu gördüm. Kuzu'nun yedi boynuzu ve yedi gözü vardı. Bunlar, Tanrı'nın bütün dünyaya gönderilmiş yedi ruhudur."
"Boğazlanmış kuzu" imgesi Mitra taraftarlarının aşina olduğu bir imgeydi, ve Mitra'nın "yedi ruhunun tek bir bedende görünümü" kabul edilmesi, İncil'de İsa'nın/kuzunun yedi boynuzu, yedi göz ve yedi ruhu olarak uyarlanmıştır. (Arthur Weigall: paganism in our christianity" page 131, 132)
Kilise babalarından Justin Martyr, "apology" yazılarında hristiyanlığın Mitraizme olan beznerliğini inkar etmiyordu ancak ona göre bu beznerliğin nedeni "şeytan" idi! Şeytan hristiyanlıktan önce dinleri, hristiyanlığa benzetmeye başlamıştı! (1. Apologia 66, 4) Günümüzde ise bu komik savunma tabi ki işe yaramamaktadır.
LOGOS'UN PAGAN KÖKENİ
Yu 1:1 "Başlangıçta Söz (Grekçe: "Logos") vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı.Yu 1:2 Başlangıçta O, Tanrı'yla birlikteydi.Yu 1:3 Her şey O'nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O'nsuz olmadı.Yu 1:4 Yaşam O'ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı."
"Logos" ifadesi ve onun, bir kişinin (İsa'nın) "somut" hali olması yahudiliğe tamamen yabancı olan, pagan felsefesine ait bir ifadedir, ilk defa Heraklitus tarafından kullanıldığı sanılmaktadır, Tanrı'nın aracılığıyla evreni yarattığı ilk düşüncesi anla.ına gelir, pagankaşmış, Hellenistik Philo tarafından da kullanılmıştır
Pagan Orpheus şöyle der: "Logos'u Tanrısal olarak görün, yaşamın dar yolunda iyi yürüyün" (İskenderiyeli Clement'in alıntısı)
Hermes Trimegistus ("üç kere kutsal Hermes") aynı İncil gibi, logos'u "Tanrı'nın oğlu" olarak adlandırır. "Akıldan gelen, ışık veren söz, Tanrı'nın oğludur"
MÖ 6. yüzyılda yaşamış Heraklitus şöyle der: "Baba ve oğul aynıdır" ("Orpheus and Greek religion" W.K. Guthrie 227) Aynı ifade İncil'de İsa'ya şöyle uyarlanmıştır:
Yu 10:30 "Ben ve Baba biriz."
İncil yazarları İsa ile Baba'nın aynı olduğunu anlatmak için hem Baba, Tanrı'nın oğlu gibi kavramları hem de "logos" doktrinini paganlardan almışlardır
Logos ile ilgili bütün bu örnekler, İncil'deki çoğu felsefi düşüncenin ve ifade tarzının tamamen Yunan  Paganizmine ait olduğunu göstermektedir.
Diğer Pagan etkilerinden birkaçı:
Yahudi Şabat günü ve geleneği, hristiyanlar tarafından terkedilmiş, bunun yerine Yunan Pagan Tanrılarının "ölümden dirilme" günü olan Pazar günü kutsal sayılmıştır, Pazar günü, hristiyanlıktan önce Greko-Romen Pagan dünyasında "güneş festivali" olarak kutlanmaktaydı örneğin Pazar günü, Mitra'nın günü olarak kutlanıyordu "Dominus Lord'un günü" şeklinde ifade edilen Pazar günü hristiyanlar tarafından "Lord's day" olarak İsa'ya uyarlanmıştır. (Arthur Weigall, "Paganizm in our christianity, 136)
Hristiyan sanatında ve ikonlardaki Pagan etkileri:
Güneş Tanrısı Apollos
İsa
Peki bu pagan inanışlarının, felsefelerinin ve ayinlerinin İsa'ya uyarlanarak "yahudiliğin devamı" şeklinde lanse edilmesinin amacı neydi? İlk Gnostikler kimdi?
MÖ 300 ve MS 100 arasında Terapeutae ve Esseniler gibi "gizemli" ve hellenistik yahudi grupların olduğunu biliyoruz bu grupların önceden beri Yunan/Pagan gizemlerini bir şekilde yahudi inancıyla uzlaştırma uğraşında olduklarını gösteren pek çok kanıt vardır; örneğin Diaspora yahudileri pagan ruhsallığına oldukça ilgi duyan bir topluluktu, Yahudiler, Paganlar tarafından pek çok kez fethedildi, MÖ 2. yüzyılda kültürel asimilasyon en üst noktasına ulaşmıştı, Kudüs'te Dionysos Yahudilerin Tanrısı ile ilişkilendirilmeye başlamıştı (Hengel M. "Jews Greeks and the Barbarians", 71), Yahudi filozoflar pagan bilgelerden aldıkları felsefelerle kendi kutsal yazılarını yorumlaya başlamıştı, Yahudi   bilgeleri, kendi dinlerini başka dinlerle uzlaştırmaya çalışıyordu, hatta çeşitli Hellenistik Yahudi kitaplarının dahi türediği bilinmektedir, Enok'un kitabında pek çok pagan motif kullanılmıştır, Aristes'in mektubu isimli yahudi metninde Zeus ile Yehova "bir" olarak gösterilmiştir! Hellenistik Yahudiler orijini itibariyle daha çok bir kabile Tanrısı olan Yehova'yı Platon'un felsefeleleri ışığında yeniden yorumluyordu.Pek çok yahudi, kendi anadillerini ve kültürlerini dahil terkederek Yunanca'yı benimsemişlerdi.
Sonuç olarak Yahudi toplumu İskenderiye'de karşılaşmış olduğu yüksek pagan kültürünün etkisine girmekten kurtulamamıştı.
İlk Gnostikler, hellenileşmiş mistik yahudilerden başkası değildi, İsa mitini de bütün bu "uzlaştırma" çabaları içinde Pagan gizemleri ile Yahudi dinini "uyumlu" hale getirmek için oluşturmuşlardı böylece hem "yahudilik" inkar edilmiyor, yeni oluşturulan din "yahudiliğin devamı, tamamlanması" şeklinde lanse edililiyor, hem de Yahudi kitaplarında beklenen Mesih, İsa miti aracılığıyla Pagan Tanrılarına dönüştürülüyordu başka bir deyişle mistik Pagan gizemleri, Yahudiler için "ulaşılabilir" hale getiriliyordu. İncil'de İsa'nın "yahudi" kökenini gösterebilmek için, uzun soy ağaçları (çelişkili) verilmektedir böylece onun "yahudilerin beklediği mesih" olduğu gösterilmeye çalışılır ancak bir taraftan da onun aslına Davud'un oğlu olduğu gibi bir de "TANRI'NIN OĞLU" olduğu, öldüğü ve ölümden dirildiği göğe yükseldiği belirtilir bu şekilde de Pagan gizemleri yahudi kılıfına sokulmuş bir biçimde öğretilmeye çalışılır böylece pagan Tanrıları gizemleri, yahudiler için hazır hale gelmiştir.
Gnostiklerin çeşitli ruhsal gizemleri yahudilere daha kolay anlatabilmek için oluşturduğu İsa miti, sonrasında pek çok farklı ve birbiriyle çelişen hristiyan ekollerinin doğmasına sebep olmuştu ancak mistik bireyci gnostikler yerine, gnostiklerin hazırladığı miti daha sonra "tarihsel" olarak kabul eden literalistler kazanan taraf olmuştu bunun nedenlerine ve paganların yaygın olarak kullandığı sembolizmin anla.ına (Çarmıha gerilme, ölümden dirilme gibi) üçüncü bölümde değineceğim.

Hristiyanlık günümüzde, inanırlarının sayısı bakımından dünyanın en büyük dinidir, hristiyanlar, İsa'nın gerçekten mucizevi bir şekilde bakireden doğduğuna, mucizeler gerçekleştirdiğine, insanlığın günahlarını affettirmek için çarmıhta öldüğüne inanır ve İsa'nın "eşsiz bir kurtarıcı" olduğunu söyler. Acaba hristiyanlığı oluşturanlar gerçekten de bu hikayelere inanmışlar mıydı? Hristiyanlık "eşsiz" miydi? İlk hristiyanlar arasında "ortodoksluk" var mıydı? yoksa her hristiyan grubu tamamen farklı öğretileri mi savunuyordu? Eğer öyleyse ortodoksluğun ne olduğuna kim karar vermişti? Yoksa hristiyanlık o dönemde yaygın olan mistik gizem kültlerinden yalnızca biri miydi? İlk hristiyanlar neye inanmışlardı? Bütün bu soruların cevaplarını, 3 bölüm sürecek yazımda bulmaya çalışacağım.
Öncelikle hristiyanlık ile Greko-Romen pagan dinlerinin, mistik pagan gizem kültlerinin arasındaki bazı farklara özet olarak değinelim...
Hipokrat'ın öğretmeni olan Asclepius'un hastaları tedavi ettiği hatta ölüleri dirilttiği söylenirdi, incil yazarlarının da bu mucize olarak görülen olguları İsa'ya uyarladıkları görülmektedir, hatta Pagan yazar Celsus, İsa'nın ölü diriltme mucizeleri ile İsa'dan önce yaşamış Asclepius'un ölü diriltme özelliklerini karşılaştırmıştır.
Yuhanna incili'nde pagan bir gizem ayini ilginç bir şekilde İsa'ya uyarlanmıştır:
"Size doğrusunu söyleyeyim, insanoğlunun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmaz. Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim. Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir. Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda." (Yuhanna 6:53-56)
Ayrıca:
Mat 26:26 "Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükran duasını yapıp ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. «Alın, yiyin» dedi, «bu benim bedenimdir.»
Mat 26:27 Sonra bir kâse alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek, «Hepiniz bundan için» dedi.
Mat 26:28 «Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır."
Bu ayetlerin anlamı pek çok hristiyan taraftarı ve hristiyan rahip tarafından sorgulanmış ve genellikle "tuhaf" olduğu söylenmiştir, araştırmacılar, ayetlerin yahudi kökenli olmadığı konusunda hemfikirdir peki bu gizem ayetlerinin kökeni nedir?
MÖ. 400'lere ait bir Yunan vazosunda Dionysos'un önünde, hristiyanların kutladıkları gibi bir komünyon, sunak önündeki şarap kapları Dionysos'un kutsal kanını simgeliyor:
Çok benzer bir ayet, İsa'dan once yaşamış Hindu ve Pers kökenli, daha sonra Roma imparatorluğunda da benimsenen pagan Tanrısı Mitra'nın ağzından çıkmıştır!
Son derece dikkat çekici olarak, Pagan Tanrısı Mitra da İsa'dan yüzyıllar önce bir yazıtta şöyle demiştir:
"Benim bedenimden yemeyecek kanımdan içmeyecek ve böylece benimle bir olmayacak kişi, kurtulamayacak kişidir!" (Godwin, J. Mystery Religions in the Ancient World 1981, 28)
Bu ayetlerin kaynağı Eski Yunanlıların pagan Dionysos ve Attis kültüdür. Bu kültlerdeki bir ayinde, Dionysosçular sembolik olarak (hatta bazen bir hayvanı kurban ederek onun etini sembolleştirip) Dionysos'un etini yiyip kanını içiyorlardı. Bu sembolik ayin ile Dionysos'un ruhuyla birleştiklerine, ölümsüz olduklarına, arınıp yeniden doğduklarına inanıyorlardı.
İncil'in içinde Dionysos gizem kültünden alınan anlatımlardan biri yine Yuhanna İncili'nde bulunur:
Yu 2:1 "Üçüncü gün Celile'nin Kana köyünde bir düğün vardı. İsa'nın annesi oradaydı....
Yu 2:7 İsa hizmet edenlere, «Küpleri suyla doldurun» dedi. Küpleri ağızlarına kadar doldurdular.
Yu 2:8 Sonra hizmet edenlere, «Şimdi bundan alın, şölen başkanına götürün» dedi. Onlar da götürdüler.
Yu 2:9-10 Şölen başkanı, şaraba dönüşmüş suyu tattı..........
Yu 2:11 İsa bu ilk mucizesini Celile'nin Kana köyünde yaptı ve yüceliğini gösterdi. Öğrencileri de O'na iman ettiler."
Suyu şaraba dönüştürme mucizesini gerçekleştiren, o yıllarda son derece popüler olan Yunan şarap tanrısı Dionysos'tur. (Otto, W.F. Dionysos Myth And Cult, 98, "The History of the Early Church" Lietzmann, 314)
Dionysos da pek çok kere suyu şaraba dönüştürmüştü ve bu mucize de o yıllarda Efeslilerce her yıl kutlanmaktaydı. Bu en önemli ve en "popüler" mucizenin, İsa'nın da ilk gerçekleştirdiği mucize olarak anlatılmasının, Hristiyanlığın paganizmden geldiğini savunanlar tarafından oldukça "anlamlı" olduğu iddia edilmektedir.
Dikkat çekici olarak görülen bir diğer konu, suyu şaraba dönüştürme mucizesinin gerçekleştiği mekandadır. Mite göre, Dionysos'un ilk kez suyu şaraba dönüştürdüğü mekan da aynı İncil'de anlatıldığı gibi bir düğündü, Ariadne ile Dionysos evleniyorlardı, İsa'ya uyarlanan suyu şaraba dönüştürme mucizesi de incil'de anlatıldığı üzere bir düğünde gerçekleşmiştir.
Pagan hikayeleri ile hristiyanlık arasında son derece dikat çekici olduğu söylenen benzerliklerden biri de "suları dindirme" mucizesidir:
Mar 4:37 "Bu sırada büyük bir fırtına koptu. Dalgalar kayığa öyle saldırıyordu ki, kayık neredeyse suyla dolmuştu.
Mar 4:38 İsa, kayığın kıç tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu. Öğrenciler O'nu uyandırıp, «Öğretmenimiz, batıyoruz! Hiç aldırmıyor musun?» dediler.
Mar 4:39 İsa kalkıp rüzgârı azarladı, göle, «Sus, sakin ol!» dedi. Rüzgâr dindi, ortalık sütliman oldu."
Pitagor, Empedocles gibi kahramanlar da, mitlerde anlatıldığında göre, havarileri denizlerde nehirlerde daha kolay yol alması için dalgaları, denizleri ve nehirleri mucizevi bir şekilde "dindirmiştir". (Iamlichus "Life of Pythagoras, 28)
Bu "dalgaları ve rüzgarı dindirme" mucizesini daha önce Epimenides, Abaris de gerçekleştirmişti.
Bir Pagan olan Tyana'lı Apollonius da aynı İsa gibi, hastalıkları iyileştiriyor, mucizeler yapıyor ölüleri diriltiyor ve kötü ruhları kovuyordu, İncil'de anlatılan hemen hemen her mucizeye Apollonius da İsa'dan önce sahipti.
Bir başka "çok dikkat çekici" olan benzerlik de kötü ruhlar ve onların domuz sürüsü içine girmesidir:
Mar 5:11 Orada, dağın yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı.
Mar 5:12 Kötü ruhlar İsa'ya, «Bizi şu domuzlara gönder, onlara girelim» diye yalvardılar.
Mar 5:13 İsa'nın izin vermesi üzerine kötü ruhlar adamdan çıkıp domuzların içine girdiler. Yaklaşık iki bin domuzdan oluşan sürü, dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu."
Kötü ruhların bir domuzun içine girmesi yani aynı motif Eleusis'teki pagan gizem ayinlerinde bulunmaktadır.
Bu pagan ayinine göre, inisiyasyon öncesi arınma işlemi olarak 2000 kadar inisiye (Tam olarak İncil'de verilen sayı!) domuzlarla birlikte arınmak için yıkanırdı, böylece kötü ruhların kendilerinden çıkarak domuzlara geçtiğine inanırlardı ve domuzlar kendilerini uçurumdan aşağı atarak bir nevi "doğal kurban" olurlardı, hemen hemen aynı motif İncil'de İsa'nın hikayesine uyarlanarak anlatılmıştır.Bir başka pagan motifi şu ayetlerde anlatılır:
Elç 2:6 "Bunlar sesi işittikleri zaman büyük bir kalabalık halinde toplandılar. Her biri kendi dilinde konuşulduğunu duyunca şaşakaldılar.
Elç 2:7 Hayret ve şaşkınlık içinde, «Bakın, bu konuşanların hepsi Celileli değil mi?» diye sordular.
Elç 2:8 «Nasıl oluyor da her birimiz kendi ana dilimizi işitiyoruz?
Elç 2:9-11 Aramızda Partlar, Medler, Elamlılar var. Mezopotamya'da, Yahudiye ve Kapadokya'da, Pontus ve Asya ilinde, Frikya ve Pamfilya'da, Mısır ve Libya'nın Kirene'ye yakın bölgelerinde yaşayanlar var. Hem öz Yahudi hem de Yahudiliğe dönme Romalı konuklar, Giritliler ve Araplar var aramızda. Ama her birimiz Tanrı'nın büyük işlerinin kendi dilimizde konuşulduğunu işitiyoruz.»"
Aynı motifi, İsa'dan yüzyıllar önce Trophonius ve Delos'ta anlatılmıştır.Efsaneye göre buradaki kahinler bazılarının anlayamayacağı biçimde konuşur bazı tanıklar her birinin kendi ana dillerinde konuştuklarını işitmiştir.
İsa'dan yüzyıllar önce oluşmuş Osiris-Dionysos mitsel motiflerinde ve anlatımlarında İsa'nın hikayesiyle yakından ilgili pek çok detay bulmak mümkündür ve aradaki benzerliklerin "şaşırtıcı" olduğu dile getirilmektedir:
-Osiris-Dinonysos, aynı İsa gibi, Tanrı'nın yaptığı etten kemikten bir varlık ve Tanrı'nın oğlu'dur.
-Osiris-Dionysos, aynı İsa gibi, dünyanın günahları nedeniyle bir kurban olarak Paskalya zamanında ölmüştür.
(Bazı hristiyanlar buradaki ifadeye itiraz etmiştir, benzerlik: İsa'nın "dünyanın günahları nedeniyle kurban olarak ölmesi" "Paskalya zamanı" ölmesi ise sadece bir ayrıntı ve hristiyanlık ile İLGİSİ olduğu için yazılmıştır, "İsa da paskalya zamanı öldü" demedim, söylemeye çalıştığım Osiris-Dionysos'un hristiyanlık için ÖNEMLİ sayılan bir günde öldüğü. Tesadüf mü? tabi ki hayır!)
-Osiris-Dionysos'un, Attis'in ölümü ve yeniden dirilişi, aynı hristiyanlıkta olduğu gibi, onun etini ve kanını sembolize eden ekmek ve şarabın yenilip içilmesinden oluşan bir ritüel ile kutlanır.
-Osiris-Dionysos'çular da aynı hristiyanlıkta olduğu gibi, kendi kurtarıcılarının son günlerde tekrar dünyaya geleceğine inanmışlardı.
-Osiris-Dionysos ölümünün ardından cehenneme iner ve aynı İsa gibi, üçüncü gün yeniden dirilir ve aynı İsa gibi göğe yükselir.
-Osiris-Dionysos'un babası aynı İsa'nın "babası" gibi Tanrı'dır, ayrıca annesi de aynı İsa'nın annesi gibi bakiredir.
Çeşitli bilim adamları; Hristiyanlık ile Paganizm arasındaki daha pek çok benzerliğin kilise tarafından eskiden beri bilindiğini bu nedenle de eski Roma kilisesinin bu kanıtları ortadan kaldırmak için, gücünün elverdiği ölçüde, bütün pagan yazıtlarını ve belgelerini sistematik olarak yok etmeye çalıştığını ve büyük ölçüde de başardığını söylemektedir.
Paganizm ve hristiyanlık arasındaki bu büyük benzerlikler,(yukarıda yazdıklarım yalnızca birkaç örnek daha sonra yazmaya devam edeceğim) Celsus gibi pagan yazarları tarafından açıkça dile getirilmişti ve biliniyordu, Tertullian, Justin Martyr, Irenaeus gibi kilise babaları da paganizm ile dinlerinin bu kadar birbirine benzemesinden çok rahatsız olmuşlardı ve bu benzerliklerin olsa olsa "şeytan işi" olduğunu öne sürüyorlardı! Onlara göre "şeytan", hristiyanlık oluşmadan yüzyıllar evvel pagan dinlerine nufüz etti ve onları daha oluşmamış olan hristiyanlığın taklidi yaptı!
Hristiyanlık/Paganizm konusunda yazan bilim adamları, Hristiyanlık ile Paganizmin benzerliklerinden ayrıca Gnostisizm olgusundan sonra, hristiyanlığın öz itibariyle tamamen Pagan öğeler üzerine kurulu bir gizem kültü olduğu sonucunu çıkarmıştır ve bu bilim adamları, hristiyanlığın kökenine ilişkin, genel ve özet olarak, şu sonuçlara varır:
Pagan ruhsallığı ve mistisizmi bilindiği üzere, daha derin, ruhsal ve ezoterik mevzuları anlatmak için, devamlı mitsel ve sembolik anlatımlar kullanmıştır, ilk yüzyıllarda yaşamış pek çok Pagan yazar, bu olguyu defalarca gündeme getirmiştir, gizli ve mistik öğretiler herkese anlatılamaz ancak "inisiye" olmuş kişilere açıklanabilirdi veya halka, "sıradan" insanlara açıklanırken üzeri mitlerle ve sembolizmle örtülürdü içlerinden daha "ruhsal" ve "spiritüel" olanların bunları anlaması beklenirdi.Dolayısıyla paganlar, Dionysos-Osiris mitlerini ve benzerlerini gerçek "tarihsel" olaylar olarak değil de, bir takım ezoterik konuların şifrelenmiş biçimleri, mit olarak görüyorlardı çoğu zaman bu mitleri değiştiriyorlar ve ezoterik hakikatleri sıradan halka daha iyi anlatmak için zenginleştiriyorlardı.
Paganlar tarafından pek çok kez işgal edilen ve kültürel asimilasyona uğrayan Yahudilerden bir kısmı, özellikle Babil sürgününden ve İskender'in işgalinden sonra, kendi geleneklerini terk etmiş ve paganlaşmaya başlamıştı bu yahudilere "hellenistik yahudiler" veya "hellenleşmiş Yahudiler" de denmektedir. Bu yahudiler Pagan mistisizmi ve ruhsallığından etkilenip kendilerini bu konularda geliştirmişler ve Gnostisizmin yapılanmasında çok önemli bir rol oynamışlardır, Gnostisizm mistisizmi ve ruhsallığı itibariyle Paganizm ile pek çok konuda aynı olgulardan bahsetmektedir.
Gnostikler, Dionysos-Osiris, Mitra gibi gizem külterinin izinden giderek bu mitleri kendileri tekrar yazmaya ve zenginleştirmeye başladılar, amaçları Paganizm, Hinduizm, Taoizm ve çeşitli uzak doğu dinlerinde de zaten çok eskiden beri anlatılmakta olan bir takım "gizli" bilgileri, aynı Dionysos'çuların ve paganların yaptığı gibi, mitsel bir kılıfın içine sokarak halka anlatmaktı, ancak Yahudi kökenden gelen kişilerin etnik dinlerinde bir "mesih" beklentisi vardı ve üst üste gelen işgallerden yağmalamalardan sonra, özellikle MS 70 yılında bütün yahudilerin dağıtılmasından sonra bu beklentinin doruk noktasına ulaştığı söylenir, Osiris-Dionysos mitleri yeniden yazılırken bir şekilde Yahudi öğeler de kullanılmalıydı.
Yüksek hakikatleri halka mitsel bir kılıf içinde sunmak amacıyla Gnostikler de kendi Osiris-Dionysos mitlerini yüksek sembolik ve mistik manalarla birlikte, oluşturmaya başladı, kurtarıcılarının adı, daha sonra "İsa" ve ingilizcede "Jesus" olarak bilinecek, "Iesous" idi. Bu isim özellikle oluşturulmuştu veya seçilmişti çünkü şifreliydi, 888 yazısını ifade ediyordu, Yunan alfabesindeki 24 harfin kendisiyle ilişkili bütün sayıları toplandığında 888 ediyordu ve bu, "sihirli" sayılıyordu bu nedenle Matematikçi pagan Pitagor'un izinden de giderek matematiksel olarak şifreli isim verdikleri bir yaratıcıyla Dionysos-Osiris mitlerini yeniden yazmaya başladılar.
İsa mitini oluşturmaya başlayan Gnostiklere göre İsa, "Daemon" adı verilen ölümsüz yüksek "benlik"i simgeliyordu, aynı Pagan mistisizminde olduğu gibi anlatılmak istenen gizli bilgi, Logos da  sayılan bu yüksek benliğin herkesin içinde oluşuydu, başka bir deyişle bütün insanlar Tanrı'nın benliğine sahiptiler ve hepsi de Tanrı'nın "parçalarıydılar" bütün bilinç öz itibariyle "bir" olanın parçalarıydı, bu ifadeler ilk yüzyıl gnostik yazarlarca sürekli dile getirilmiştir, bu öğretilerin Hinduizm kutsal metinlerinde Upanişadlarda ve Bhagavad Gita'da eskiden beri anlatılmakta olan öğretiler olması dikkat çekicidir.
Bilim adamları, bugünkü kanonik incil'in içindeki en eski belgelerin, Pavlus'un yazıları olduğu konusunda hemfikirdirler, Gnostisizm konusunu gündeme getiren bilim adamlarına göre Pavlus'un kendisi, Gnostisizmin en büyük filozofu ve rahibiydi, gerçekten de, ilginç bir şekilde, ilk yüzyıllarda yaşamış çoğu gnostik ve pagan, Pavlus'u "ruhsal önderleri" olarak kabul etmiştir ancak öte yandan Gnostiklerin oluşturduğu İsa mitini tam aksi ve ilginç bir şekilde daha sonra "literal" olarak ele alan ve bütün gizemleri, sırları örterek sadece mitsel yönüyle ve bunun tarihte gerçekten yaşandığıyla ilgilenen Roma kilisesine (bugünkü hristiyanlık) göre Pavlus, ortodoksluğun en büyük savunucusu idi.
İncil'de Pavlus'un mektupları, gerçekten de Gnostik terimler ve anlatımlar, mistik ayrıca anlaşılması "zor" görünen tuhaf sözlerle doludur, Pavlus "Pastoral mektuplar" da denilen Timothy ve Titus bölümlerinde Gnostisizmi ilginç bir şekilde direkt eleştirmiştir! Bu eleştiri, Gnostisizmin büyük savunucusu olduğu söylenen Pavlus'un diğer yazdıkları ve mistik öğretileriyle nasıl açılanabilirdi? Bilim adamlarının büyük bir kısmı, dil bilimsel, edebi incelemelerden sonra İncildeki Pastoral mektupların Pavlus'a ait olmadığı sonucuna ulaşmıştır, bunlar Pavlus'u "ortodoks hristiyan" olarak göstermek isteyen literalist Roma kilisesi tarafından özellikle oluşturulup veya "elden geçirilip" İncil'e konmuştu.
Pavlus'un mektuplarında (Pastoral mektupları hariç) İsa'nın gerçekten tarihsel, gerçek bir figür olduğuyla ilgilenilmez, Gnostiklerin ruhani lideri olduğu söylenen Pavlus, mistisizm ve semboller aracılığıyla pek çok şey anlatmaya çalışır, çarmıh ifadesi literalist hristiyanların anladığı şekilde (bugünkü hristiyanlık) literal olarak gerçekleşen bir olgu olarak görülmez, çarmıh ifadesi ile sembolizmle çok daha derin ruhani bir hakikat anlatılmaya çalışılmıştı, çarmıha gerilmek alt benliği, hayvani doğayı kurban edip üst benliği, sonsuz enerji ve her canlının içindeki öz olan Daemon'un idrak etmeyi simgeliyordu, örneğin paganlara ait çok eski bir sütunda tuhaf bir şekilde çarmıha gerili, eşşek kafasına sahip bir adam yanında da inisiye olan bir kişi resmedilmiştir, eşek kafasına sahip adam alt benliği hayvani doğayı simgelemektedir ve pagan dinlerinde çok yaygın olarak kullanılan bir figürdür, İsa'nın Kudüs'e eşek sırtında gelmesi mitinin de çeşitli manaları vardır.(Üçüncü bölümde değineceğim)
Dionysos'u çarmıha gerili olarak gösteren bir şekil:
Bilim dünyasında bilindiği gibi, İsa'yı haç üzerindeyken gösteren en eski bulgular 5. yüzyıldan sonrasına aittir, ancak son derece dikkat çekici bir şekilde ilk defa 3. yüzyıla ait bir kabartma bulunmuştur, bu resimdeki kişi aynı İsa gibi çarmıha gerilmiş olarak görülür ama hemen altında Grekçe "Orpheus Bacchus"yazar...Bu isimler Pagan Tanrısı Dionysos'un diğer isimleridir! Robert Eisler ve Guthrie isimli bilim adamları bunlara kitaplarında yer vermişler ve "son derece dikkat çekici" olduğunu ifade etmişlerdir. (Robert Eisler: "Orpheus - The Fisher: Comparative Studies in Orphic and early Christian cult symbolism" P54 "The Crucified Christ as Orpheus", WKC Guthrie: "Orpheus and Greek Religion " P265 )
Asıl anlatılmak istenen herkesin içinde olan Daemon benliği'dir, alt benliği hayvani doğayı yenip, üst benliğin Tanrısallığın farkına varılmasıdır, İsa mitini oluşturan Gnostiklere göre İsa, Daemonu yani herkesin içinde olan Tanrı'yı simgeliyordu.Çeşitli bilim adamlarınca Gnostik rahip olarak kabul edilen Pavlus, diğer gnostiklerin mitlerle gizlediği ve "gizli bilgi, sır" olarak nitelediği olguyu incil'de şöyle açıklamıştı:
Kol.1:26-27 "....Görevim, Tanrı sözünü, yani geçmiş çağlardan ve kuşaklardan gizlenmiş, ama şimdi O'nun kutsallarına açıklanmış olan sırrı her yerde duyurmaktır. 27Tanrı, kendi kutsallarına bu sırrın uluslar arasında ne denli yüce ve zengin olduğunu bildirmek istedi. Bu sırrın özü şudur: Mesih içinizde bulunuyor. Bu da size yüceliğe kavuşma ümidini veriyor." (Pavlus ve Gnostisizm konusuna sonraki bölümlerde daha detaylı olarak değineceğim)
Pavlus'un sahte kabul edilen pastoral mektupları dışındaki mektupları incelendiğinde, Gnostisizm öğrettiği açıkça belli olmaktadır, zaten pek çok pagan ayinini ve Gnostiklerin kullandığı çoğu terimi,(pneuma, gnosis, teleioi, sophiadoxa gibi) pagan yazıtlarından da alıntılar yaparak kullanıp anlatmıştır., buna göre İsa tarihsel bir figür olmayıp insanların içindeki yüksek benliği simgeleyen Daemon idi.
Nag Hammadi mağarasında bulunan, Gnostik yazıtlardan oluşan Nag Hammadi belgeleri Pavlus'un anlattıklarıyla aynı gibidir, Thomas İncil'i, Philip incil'i gibi pek çok Gnostik yazıt da İsa'nın Daemon olduğunu, herkesin de bu benliğe sahip olduğu dolayısıyla herkesin Tanrı'nın parçaları olduğu belirtilmektedir.
Sonuç olarak bu konuda yazan bilim adamları; Gnostiklerin, çeşitli ruhsal sırları anlatmak için Dionysos/Osiris, Mitra mitlerinden yararlanarak bilinçli şekilde oluşturdukları İsa mitinin, MS 70 yılında Yahudilerin paramparça edilmesi sonrasında, dönemin koşullarının da etkisiyle Literalist Roma kilisesi tarafından alınıp elden geçirildiği, hararetli bir şekilde "mesih" bekleyen yahudilerin beklentileri doğrultusunda "gerçek" olarak kabul edildiği böylece "mit" olmaktan bilinçlice çıkarıldığı ve bugünkü hristiyanlık biçimini oluşturduğu görüşünü belirtmişlerdir.

Aşağıdaki ayetler Gnostik İncillerden derlemedir, Gnostisizm ve hristiyanlıktaki yeri, hristiyanlığın mistik kökenleri ile ilgili bilgi için lütfen hristiyanlık bölümüne bakınız.
"Eğer size derlerse Nereden geliyorsunuz? deyin ki onlara bizler ışıktan geliyoruz, ışığın kendinden doğduğu yerden" (Thomas İncili)
"Ben, herkesin üzerindeki ışığım. Ben Her şey'im. Her şey benden çıktı ve Her şey bana ulaştı. Ağacı yarın, ben oradayım. Bir taşı kaldırın, beni orada bulacaksınız" (Thomas İncili)
"Herşeyi bilen kişi eğer kendini bilmiyorsa hiçbirşey bilmiyor demektir" (Thomas İncili)
"İçinizdekini açığa çıkardığınızda, o şey sizi kurtaracaktır. Eğer o şeye sahip değilseniz, içinizde sahip olmadığınız o şey, sizi öldürecektir" (Thomas İncili)
"Işığın insanlarının içinde ışık vardır, ve bütün dünyayı aydınlatır. Eğer ışık vermez ise, o karanlıktır" (Thomas İncili)
"İsa dedi : Eğer size rehberlik edenler, size derse: "Bakın Tanrı'nın krallığı göklerdedir, o zaman göğün kuşları sizden önce oraya giderler; eğer size derlerse: Tanrı'nın krallığı denizlerdedir, o zaman balıklar sizden önce oraya giderler. Ama Tanrı'nın krallığı sizin içinizdedir, ve çevrenizdedir. Eğer sizler kendinizi bilirseniz o zaman bilinirsiniz, ve diri babanın evlatları olduğunuzu bileceksiniz" (Thomas İncili)
"Suretinizi gördüğünüz zaman memnun olursunuz..Fakat görüntülerinizin sizden önce varlığa dönüştüğünü ve ne öldüğünü ne de görünür olduğunu gördüğünüzde buna ne kadar dayanmak zorunda kalacaksınız?" (Thomas İncili)
"Işık ve karanlık, yaşam ve ölüm iyi ve kötü, sadece birbiriyle ilişki içinde var olan ve birbirlerine karşılıklı olarak bağımlı olan olgulardır" (Philip İncili)
İçinizdeki gören ve işiten şey, Rabbin Logosudur. O, Tanrı baba'nın bilincidir" (Hermes Trismegistus)
"Her şey değişir, dünya bir yanılsamadır. Yeniden diriliş var olanların açığa çıkışı, onların dönüşümü ve yeniliğe geçiştir. Ayrımlardan ve engellerden kurtulursanız yeniden dirilişe zaten kavuşmuş olacaksınız" (Treatise of Resurrection)
"Dunyanın kuruluşundan bu yana her yana dağılmış olan parçalarımı saklayın ve onları bir araya getirin sonra ışığa taşıyın" (Book of Logos)
"Ruh'u gördüğünüzde ruh haline gelirsiniz, Mesih'i gördüğünüzde Mesih, Baba'yı gördüğünüzde Baba haline gelirsiniz!" (Philip İncili)
Eğer beden bilinç dolayısıyla varlığa geldiyse bu, mucizedir. Eğer bilinç, bedenden dolayı varlığa geldiyse bu mucizelerin mucizesidir" (Thomas İncili)
"Eğer sünnet yararlı olsaydı babaları onları annelerinden sünnetli olarak meydana getirirdi, yararlı olan sünnet Ruhta yapılan sünettir" (Thomas incili)
"Gözlerinizle görmediklerinizi zihninizle görün, gözleriniz kapalı olsa da zihninizi sürekli açık tutun" (Petrus'un İşleri)
"Benim ağzımdan içen kişi benim gibi olacaktır. Ben, o haline gelceğim ve saklı olan şeyler ona ifşa edilecek." (Thomas incili)
"Sophia parlak bir şekilde ışık saçar ve sönmez asla. O, kendisini sevenler tarafından kolaylıkla anlaşılır ce onu arayanlar tarafından bulunur" (Sophia of Solomon)

5/11/2007 - HRİSTİYANLIĞIN MİSTİK PAGAN KÖKENLERİ - 1
Hristiyanlık günümüzde, inanırlarının sayısı bakımından dünyanın en büyük dinidir, hristiyanlar, İsa'nın gerçekten mucizevi bir şekilde bakireden doğduğuna, mucizeler gerçekleştirdiğine, insanlığın günahlarını affettirmek için çarmıhta öldüğüne inanır ve İsa'nın "eşsiz bir kurtarıcı" olduğunu söyler. Acaba hristiyanlığı oluşturanlar gerçekten de bu hikayelere inanmışlar mıydı? Hristiyanlık "eşsiz" miydi? İlk hristiyanlar arasında "ortodoksluk" var mıydı? yoksa her hristiyan grubu tamamen farklı öğretileri mi savunuyordu? Eğer öyleyse ortodoksluğun ne olduğuna kim karar vermişti? Yoksa hristiyanlık o dönemde yaygın olan mistik gizem kültlerinden yalnızca biri miydi? İlk hristiyanlar neye inanmışlardı? Bütün bu soruların cevaplarını, 3 bölüm sürecek yazımda bulmaya çalışacağım.
Öncelikle hristiyanlık ile Greko-Romen pagan dinlerinin, mistik pagan gizem kültlerinin arasındaki bazı farklara özet olarak değinelim...
Hipokrat'ın öğretmeni olan Asclepius'un hastaları tedavi ettiği hatta ölüleri dirilttiği söylenirdi, incil yazarlarının da bu mucize olarak görülen olguları İsa'ya uyarladıkları görülmektedir, hatta Pagan yazar Celsus, İsa'nın ölü diriltme mucizeleri ile İsa'dan önce yaşamış Asclepius'un ölü diriltme özelliklerini karşılaştırmıştır.
Yuhanna incili'nde pagan bir gizem ayini ilginç bir şekilde İsa'ya uyarlanmıştır:
"Size doğrusunu söyleyeyim, insanoğlunun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmaz. Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim. Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir. Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda." (Yuhanna 6:53-56)
Ayrıca:
Mat 26:26 "Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükran duasını yapıp ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. «Alın, yiyin» dedi, «bu benim bedenimdir.»
Mat 26:27 Sonra bir kâse alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek, «Hepiniz bundan için» dedi.
Mat 26:28 «Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır."
Bu ayetlerin anlamı pek çok hristiyan taraftarı ve hristiyan rahip tarafından sorgulanmış ve genellikle "tuhaf" olduğu söylenmiştir, araştırmacılar, ayetlerin yahudi kökenli olmadığı konusunda hemfikirdir peki bu gizem ayetlerinin kökeni nedir?
MÖ. 400'lere ait bir Yunan vazosunda Dionysos'un önünde, hristiyanların kutladıkları gibi bir komünyon, sunak önündeki şarap kapları Dionysos'un kutsal kanını simgeliyor:
Çok benzer bir ayet, İsa'dan once yaşamış Hindu ve Pers kökenli, daha sonra Roma imparatorluğunda da benimsenen pagan Tanrısı Mitra'nın ağzından çıkmıştır!
Son derece dikkat çekici olarak, Pagan Tanrısı Mitra da İsa'dan yüzyıllar önce bir yazıtta şöyle demiştir:
"Benim bedenimden yemeyecek kanımdan içmeyecek ve böylece benimle bir olmayacak kişi, kurtulamayacak kişidir!" (Godwin, J. Mystery Religions in the Ancient World 1981, 28)
Bu ayetlerin kaynağı Eski Yunanlıların pagan Dionysos ve Attis kültüdür. Bu kültlerdeki bir ayinde, Dionysosçular sembolik olarak (hatta bazen bir hayvanı kurban ederek onun etini sembolleştirip) Dionysos'un etini yiyip kanını içiyorlardı. Bu sembolik ayin ile Dionysos'un ruhuyla birleştiklerine, ölümsüz olduklarına, arınıp yeniden doğduklarına inanıyorlardı.
İncil'in içinde Dionysos gizem kültünden alınan anlatımlardan biri yine Yuhanna İncili'nde bulunur:
Yu 2:1 "Üçüncü gün Celile'nin Kana köyünde bir düğün vardı. İsa'nın annesi oradaydı....
Yu 2:7 İsa hizmet edenlere, «Küpleri suyla doldurun» dedi. Küpleri ağızlarına kadar doldurdular.
Yu 2:8 Sonra hizmet edenlere, «Şimdi bundan alın, şölen başkanına götürün» dedi. Onlar da götürdüler.
Yu 2:9-10 Şölen başkanı, şaraba dönüşmüş suyu tattı..........
Yu 2:11 İsa bu ilk mucizesini Celile'nin Kana köyünde yaptı ve yüceliğini gösterdi. Öğrencileri de O'na iman ettiler."
Suyu şaraba dönüştürme mucizesini gerçekleştiren, o yıllarda son derece popüler olan Yunan şarap tanrısı Dionysos'tur. (Otto, W.F. Dionysos Myth And Cult, 98, "The History of the Early Church" Lietzmann, 314)
Dionysos da pek çok kere suyu şaraba dönüştürmüştü ve bu mucize de o yıllarda Efeslilerce her yıl kutlanmaktaydı. Bu en önemli ve en "popüler" mucizenin, İsa'nın da ilk gerçekleştirdiği mucize olarak anlatılmasının, Hristiyanlığın paganizmden geldiğini savunanlar tarafından oldukça "anlamlı" olduğu iddia edilmektedir.
Dikkat çekici olarak görülen bir diğer konu, suyu şaraba dönüştürme mucizesinin gerçekleştiği mekandadır. Mite göre, Dionysos'un ilk kez suyu şaraba dönüştürdüğü mekan da aynı İncil'de anlatıldığı gibi bir düğündü, Ariadne ile Dionysos evleniyorlardı, İsa'ya uyarlanan suyu şaraba dönüştürme mucizesi de incil'de anlatıldığı üzere bir düğünde gerçekleşmiştir.
Pagan hikayeleri ile hristiyanlık arasında son derece dikat çekici olduğu söylenen benzerliklerden biri de "suları dindirme" mucizesidir:
Mar 4:37 "Bu sırada büyük bir fırtına koptu. Dalgalar kayığa öyle saldırıyordu ki, kayık neredeyse suyla dolmuştu.
Mar 4:38 İsa, kayığın kıç tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu. Öğrenciler O'nu uyandırıp, «Öğretmenimiz, batıyoruz! Hiç aldırmıyor musun?» dediler.
Mar 4:39 İsa kalkıp rüzgârı azarladı, göle, «Sus, sakin ol!» dedi. Rüzgâr dindi, ortalık sütliman oldu."
Pitagor, Empedocles gibi kahramanlar da, mitlerde anlatıldığında göre, havarileri denizlerde nehirlerde daha kolay yol alması için dalgaları, denizleri ve nehirleri mucizevi bir şekilde "dindirmiştir". (Iamlichus "Life of Pythagoras, 28)
Bu "dalgaları ve rüzgarı dindirme" mucizesini daha önce Epimenides, Abaris de gerçekleştirmişti.
Bir Pagan olan Tyana'lı Apollonius da aynı İsa gibi, hastalıkları iyileştiriyor, mucizeler yapıyor ölüleri diriltiyor ve kötü ruhları kovuyordu, İncil'de anlatılan hemen hemen her mucizeye Apollonius da İsa'dan önce sahipti.
Bir başka "çok dikkat çekici" olan benzerlik de kötü ruhlar ve onların domuz sürüsü içine girmesidir:
Mar 5:11 Orada, dağın yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı.
Mar 5:12 Kötü ruhlar İsa'ya, «Bizi şu domuzlara gönder, onlara girelim» diye yalvardılar.
Mar 5:13 İsa'nın izin vermesi üzerine kötü ruhlar adamdan çıkıp domuzların içine girdiler. Yaklaşık iki bin domuzdan oluşan sürü, dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu."
Kötü ruhların bir domuzun içine girmesi yani aynı motif Eleusis'teki pagan gizem ayinlerinde bulunmaktadır.
Bu pagan ayinine göre, inisiyasyon öncesi arınma işlemi olarak 2000 kadar inisiye (Tam olarak İncil'de verilen sayı!) domuzlarla birlikte arınmak için yıkanırdı, böylece kötü ruhların kendilerinden çıkarak domuzlara geçtiğine inanırlardı ve domuzlar kendilerini uçurumdan aşağı atarak bir nevi "doğal kurban" olurlardı, hemen hemen aynı motif İncil'de İsa'nın hikayesine uyarlanarak anlatılmıştır.Bir başka pagan motifi şu ayetlerde anlatılır:
Elç 2:6 "Bunlar sesi işittikleri zaman büyük bir kalabalık halinde toplandılar. Her biri kendi dilinde konuşulduğunu duyunca şaşakaldılar.
Elç 2:7 Hayret ve şaşkınlık içinde, «Bakın, bu konuşanların hepsi Celileli değil mi?» diye sordular.
Elç 2:8 «Nasıl oluyor da her birimiz kendi ana dilimizi işitiyoruz?
Elç 2:9-11 Aramızda Partlar, Medler, Elamlılar var. Mezopotamya'da, Yahudiye ve Kapadokya'da, Pontus ve Asya ilinde, Frikya ve Pamfilya'da, Mısır ve Libya'nın Kirene'ye yakın bölgelerinde yaşayanlar var. Hem öz Yahudi hem de Yahudiliğe dönme Romalı konuklar, Giritliler ve Araplar var aramızda. Ama her birimiz Tanrı'nın büyük işlerinin kendi dilimizde konuşulduğunu işitiyoruz.»"
Aynı motifi, İsa'dan yüzyıllar önce Trophonius ve Delos'ta anlatılmıştır.Efsaneye göre buradaki kahinler bazılarının anlayamayacağı biçimde konuşur bazı tanıklar her birinin kendi ana dillerinde konuştuklarını işitmiştir.
İsa'dan yüzyıllar önce oluşmuş Osiris-Dionysos mitsel motiflerinde ve anlatımlarında İsa'nın hikayesiyle yakından ilgili pek çok detay bulmak mümkündür ve aradaki benzerliklerin "şaşırtıcı" olduğu dile getirilmektedir:
-Osiris-Dinonysos, aynı İsa gibi, Tanrı'nın yaptığı etten kemikten bir varlık ve Tanrı'nın oğlu'dur.
-Osiris-Dionysos, aynı İsa gibi, dünyanın günahları nedeniyle bir kurban olarak Paskalya zamanında ölmüştür. (Bu sözüme bazı hristiyanlar itiraz etmiştir buradaki benzerlik: İsa'nın "dünyanın günahları nedeniyle kurban olarak ölmesi" "Paskalya zamanı" ölmesi ise sadece bir ayrıntı! ve hristiyanlık ile İLGİSİ olduğu için yazdım, "İsa da paskalya zamanı öldü" demedim, demeye çalıştığım Osiris-Dionysos'un hristiyanlık için ÖNEMLİ sayılan bir günde öldüğü. Tesadüf mü? tabi ki hayır...)
-Osiris-Dionysos'un, Attis'in ölümü ve yeniden dirilişi, aynı hristiyanlıkta olduğu gibi, onun etini ve kanını sembolize eden ekmek ve şarabın yenilip içilmesinden oluşan bir ritüel ile kutlanır.
-Osiris-Dionysos'çular da aynı hristiyanlıkta olduğu gibi, kendi kurtarıcılarının son günlerde tekrar dünyaya geleceğine inanmışlardı.
-Osiris-Dionysos ölümünün ardından cehenneme iner ve aynı İsa gibi, üçüncü gün yeniden dirilir ve aynı İsa gibi göğe yükselir.
-Osiris-Dionysos'un babası aynı İsa'nın "babası" gibi Tanrı'dır, ayrıca annesi de aynı İsa'nın annesi gibi bakiredir.
Çeşitli bilim adamları; Hristiyanlık ile Paganizm arasındaki daha pek çok benzerliğin kilise tarafından eskiden beri bilindiğini bu nedenle de eski Roma kilisesinin bu kanıtları ortadan kaldırmak için, gücünün elverdiği ölçüde, bütün pagan yazıtlarını ve belgelerini sistematik olarak yok etmeye çalıştığını ve büyük ölçüde de başardığını söylemektedir.
Paganizm ve hristiyanlık arasındaki bu büyük benzerlikler,(yukarıda yazdıklarım yalnızca birkaç örnek daha sonra yazmaya devam edeceğim) Celsus gibi pagan yazarları tarafından açıkça dile getirilmişti ve biliniyordu, Tertullian, Justin Martyr, Irenaeus gibi kilise babaları da paganizm ile dinlerinin bu kadar birbirine benzemesinden çok rahatsız olmuşlardı ve bu benzerliklerin olsa olsa "şeytan işi" olduğunu öne sürüyorlardı! Onlara göre "şeytan", hristiyanlık oluşmadan yüzyıllar evvel pagan dinlerine nufüz etti ve onları daha oluşmamış olan hristiyanlığın taklidi yaptı!
Hristiyanlık/Paganizm konusunda yazan bilim adamları, Hristiyanlık ile Paganizmin benzerliklerinden ayrıca Gnostisizm olgusundan sonra, hristiyanlığın öz itibariyle tamamen Pagan öğeler üzerine kurulu bir gizem kültü olduğu sonucunu çıkarmıştır ve bu bilim adamları, hristiyanlığın kökenine ilişkin, genel ve özet olarak, şu sonuçlara varır:
Pagan ruhsallığı ve mistisizmi bilindiği üzere, daha derin, ruhsal ve ezoterik mevzuları anlatmak için, devamlı mitsel ve sembolik anlatımlar kullanmıştır, ilk yüzyıllarda yaşamış pek çok Pagan yazar, bu olguyu defalarca gündeme getirmiştir, gizli ve mistik öğretiler herkese anlatılamaz ancak "inisiye" olmuş kişilere açıklanabilirdi veya halka, "sıradan" insanlara açıklanırken üzeri mitlerle ve sembolizmle örtülürdü içlerinden daha "ruhsal" ve "spiritüel" olanların bunları anlaması beklenirdi.Dolayısıyla paganlar, Dionysos-Osiris mitlerini ve benzerlerini gerçek "tarihsel" olaylar olarak değil de, bir takım ezoterik konuların şifrelenmiş biçimleri, mit olarak görüyorlardı çoğu zaman bu mitleri değiştiriyorlar ve ezoterik hakikatleri sıradan halka daha iyi anlatmak için zenginleştiriyorlardı.
Paganlar tarafından pek çok kez işgal edilen ve kültürel asimilasyona uğrayan Yahudilerden bir kısmı, özellikle Babil sürgününden ve İskender'in işgalinden sonra, kendi geleneklerini terk etmiş ve paganlaşmaya başlamıştı bu yahudilere "hellenistik yahudiler" veya "hellenleşmiş Yahudiler" de denmektedir. Bu yahudiler Pagan mistisizmi ve ruhsallığından etkilenip kendilerini bu konularda geliştirmişler ve Gnostisizmin yapılanmasında çok önemli bir rol oynamışlardır, Gnostisizm mistisizmi ve ruhsallığı itibariyle Paganizm ile pek çok konuda aynı olgulardan bahsetmektedir.
Gnostikler, Dionysos-Osiris, Mitra gibi gizem külterinin izinden giderek bu mitleri kendileri tekrar yazmaya ve zenginleştirmeye başladılar, amaçları Paganizm, Hinduizm, Taoizm ve çeşitli uzak doğu dinlerinde de zaten çok eskiden beri anlatılmakta olan bir takım "gizli" bilgileri, aynı Dionysos'çuların ve paganların yaptığı gibi, mitsel bir kılıfın içine sokarak halka anlatmaktı, ancak Yahudi kökenden gelen kişilerin etnik dinlerinde bir "mesih" beklentisi vardı ve üst üste gelen işgallerden yağmalamalardan sonra, özellikle MS 70 yılında bütün yahudilerin dağıtılmasından sonra bu beklentinin doruk noktasına ulaştığı söylenir, Osiris-Dionysos mitleri yeniden yazılırken bir şekilde Yahudi öğeler de kullanılmalıydı.
Yüksek hakikatleri halka mitsel bir kılıf içinde sunmak amacıyla Gnostikler de kendi Osiris-Dionysos mitlerini yüksek sembolik ve mistik manalarla birlikte, oluşturmaya başladı, kurtarıcılarının adı, daha sonra "İsa" ve ingilizcede "Jesus" olarak bilinecek, "Iesous" idi. Bu isim özellikle oluşturulmuştu veya seçilmişti çünkü şifreliydi, 888 yazısını ifade ediyordu, Yunan alfabesindeki 24 harfin kendisiyle ilişkili bütün sayıları toplandığında 888 ediyordu ve bu, "sihirli" sayılıyordu bu nedenle Matematikçi pagan Pitagor'un izinden de giderek matematiksel olarak şifreli isim verdikleri bir yaratıcıyla Dionysos-Osiris mitlerini yeniden yazmaya başladılar.
İsa mitini oluşturmaya başlayan Gnostiklere göre İsa, "Daemon" adı verilen ölümsüz yüksek "benlik"i simgeliyordu, aynı Pagan mistisizminde olduğu gibi anlatılmak istenen gizli bilgi, Logos da  sayılan bu yüksek benliğin herkesin içinde oluşuydu, başka bir deyişle bütün insanlar Tanrı'nın benliğine sahiptiler ve hepsi de Tanrı'nın "parçalarıydılar" bütün bilinç öz itibariyle "bir" olanın parçalarıydı, bu ifadeler ilk yüzyıl gnostik yazarlarca sürekli dile getirilmiştir, bu öğretilerin Hinduizm kutsal metinlerinde Upanişadlarda ve Bhagavad Gita'da eskiden beri anlatılmakta olan öğretiler olması dikkat çekicidir.
Bilim adamları, bugünkü kanonik incil'in içindeki en eski belgelerin, Pavlus'un yazıları olduğu konusunda hemfikirdirler, Gnostisizm konusunu gündeme getiren bilim adamlarına göre Pavlus'un kendisi, Gnostisizmin en büyük filozofu ve rahibiydi, gerçekten de, ilginç bir şekilde, ilk yüzyıllarda yaşamış çoğu gnostik ve pagan, Pavlus'u "ruhsal önderleri" olarak kabul etmiştir ancak öte yandan Gnostiklerin oluşturduğu İsa mitini tam aksi ve ilginç bir şekilde daha sonra "literal" olarak ele alan ve bütün gizemleri, sırları örterek sadece mitsel yönüyle ve bunun tarihte gerçekten yaşandığıyla ilgilenen Roma kilisesine (bugünkü hristiyanlık) göre Pavlus, ortodoksluğun en büyük savunucusu idi.
İncil'de Pavlus'un mektupları, gerçekten de Gnostik terimler ve anlatımlar, mistik ayrıca anlaşılması "zor" görünen tuhaf sözlerle doludur, Pavlus "Pastoral mektuplar" da denilen Timothy ve Titus bölümlerinde Gnostisizmi ilginç bir şekilde direkt eleştirmiştir! Bu eleştiri, Gnostisizmin büyük savunucusu olduğu söylenen Pavlus'un diğer yazdıkları ve mistik öğretileriyle nasıl açılanabilirdi? Bilim adamlarının büyük bir kısmı, dil bilimsel, edebi incelemelerden sonra İncildeki Pastoral mektupların Pavlus'a ait olmadığı sonucuna ulaşmıştır, bunlar Pavlus'u "ortodoks hristiyan" olarak göstermek isteyen literalist Roma kilisesi tarafından özellikle oluşturulup veya "elden geçirilip" İncil'e konmuştu.
Pavlus'un mektuplarında (Pastoral mektupları hariç) İsa'nın gerçekten tarihsel, gerçek bir figür olduğuyla ilgilenilmez, Gnostiklerin ruhani lideri olduğu söylenen Pavlus, mistisizm ve semboller aracılığıyla pek çok şey anlatmaya çalışır, çarmıh ifadesi literalist hristiyanların anladığı şekilde (bugünkü hristiyanlık) literal olarak gerçekleşen bir olgu olarak görülmez, çarmıh ifadesi ile sembolizmle çok daha derin ruhani bir hakikat anlatılmaya çalışılmıştı, çarmıha gerilmek alt benliği, hayvani doğayı kurban edip üst benliği, sonsuz enerji ve her canlının içindeki öz olan Daemon'un idrak etmeyi simgeliyordu, örneğin paganlara ait çok eski bir sütunda tuhaf bir şekilde çarmıha gerili, eşşek kafasına sahip bir adam yanında da inisiye olan bir kişi resmedilmiştir, eşek kafasına sahip adam alt benliği hayvani doğayı simgelemektedir ve pagan dinlerinde çok yaygın olarak kullanılan bir figürdür, İsa'nın Kudüs'e eşek sırtında gelmesi mitinin de çeşitli manaları vardır.(Üçüncü bölümde değineceğim)
Dionysos'u çarmıha gerili olarak gösteren bir şekil:
Bilim dünyasında bilindiği gibi, İsa'yı haç üzerindeyken gösteren en eski bulgular 5. yüzyıldan sonrasına aittir, ancak son derece dikkat çekici bir şekilde ilk defa 3. yüzyıla ait bir kabartma bulunmuştur, bu resimdeki kişi aynı İsa gibi çarmıha gerilmiş olarak görülür ama hemen altında Grekçe "Orpheus Bacchus"yazar...Bu isimler Pagan Tanrısı Dionysos'un diğer isimleridir! Robert Eisler ve Guthrie isimli bilim adamları bunlara kitaplarında yer vermişler ve "son derece dikkat çekici" olduğunu ifade etmişlerdir. (Robert Eisler: "Orpheus - The Fisher: Comparative Studies in Orphic and early Christian cult symbolism" P54 "The Crucified Christ as Orpheus", WKC Guthrie: "Orpheus and Greek Religion " P265 )
Asıl anlatılmak istenen herkesin içinde olan Daemon benliği'dir, alt benliği hayvani doğayı yenip, üst benliğin Tanrısallığın farkına varılmasıdır, İsa mitini oluşturan Gnostiklere göre İsa, Daemonu yani herkesin içinde olan Tanrı'yı simgeliyordu.Çeşitli bilim adamlarınca Gnostik rahip olarak kabul edilen Pavlus, diğer gnostiklerin mitlerle gizlediği ve "gizli bilgi, sır" olarak nitelediği olguyu incil'de şöyle açıklamıştı:
Kol.1:26-27 "....Görevim, Tanrı sözünü, yani geçmiş çağlardan ve kuşaklardan gizlenmiş, ama şimdi O'nun kutsallarına açıklanmış olan sırrı her yerde duyurmaktır. 27Tanrı, kendi kutsallarına bu sırrın uluslar arasında ne denli yüce ve zengin olduğunu bildirmek istedi. Bu sırrın özü şudur: Mesih içinizde bulunuyor. Bu da size yüceliğe kavuşma ümidini veriyor." (Pavlus ve Gnostisizm konusuna sonraki bölümlerde daha detaylı olarak değineceğim)
Pavlus'un sahte kabul edilen pastoral mektupları dışındaki mektupları incelendiğinde, Gnostisizm öğrettiği açıkça belli olmaktadır, zaten pek çok pagan ayinini ve Gnostiklerin kullandığı çoğu terimi,(pneuma, gnosis, teleioi, sophiadoxa gibi) pagan yazıtlarından da alıntılar yaparak kullanıp anlatmıştır., buna göre İsa tarihsel bir figür olmayıp insanların içindeki yüksek benliği simgeleyen Daemon idi.
Nag Hammadi mağarasında bulunan, Gnostik yazıtlardan oluşan Nag Hammadi belgeleri Pavlus'un anlattıklarıyla aynı gibidir, Thomas İncil'i, Philip incil'i gibi pek çok Gnostik yazıt da İsa'nın Daemon olduğunu, herkesin de bu benliğe sahip olduğu dolayısıyla herkesin Tanrı'nın parçaları olduğu belirtilmektedir.
Sonuç olarak bu konuda yazan bilim adamları; Gnostiklerin, çeşitli ruhsal sırları anlatmak için Dionysos/Osiris, Mitra mitlerinden yararlanarak bilinçli şekilde oluşturdukları İsa mitinin, MS 70 yılında Yahudilerin paramparça edilmesi sonrasında, dönemin koşullarının da etkisiyle Literalist Roma kilisesi tarafından alınıp elden geçirildiği, hararetli bir şekilde "mesih" bekleyen yahudilerin beklentileri doğrultusunda "gerçek" olarak kabul edildiği böylece "mit" olmaktan bilinçlice çıkarıldığı ve bugünkü hristiyanlık biçimini oluşturduğu görüşünü belirtmişlerdir.

Siz, siz olun Yehova Şahitlerini evinizden, ailenizden ve hatta tanıdıklarınızdan ırak tutun.

Türk insanı üzerine bilinen ya da bilinmeyen birçok oyunlar oynanıyor.  Dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman  Türk insani yoğun bir kı...