4 Şubat 2020 Salı

İNCİLDEKİ ÇELİŞKİLER

İNCİLDEKİ ÇELİŞKİLER

1- Hz. İsa, gölün karşı yakasında Gadaralıların veya Gerasalıların ülkesine varınca, Matta'ya göre cinlere tutsak olmuş iki deli ile karşılaşmıştır. Markos ve Luka'ya göre cinlere tutsak olmuş sadece bir deli ile karşılaşmıştır.

2- Hz. İsa ...Eriha'dan ayrılırken, Matta'ya göre yolun kenarında oturan iki kör adam kendisinden yardım istemiştir. Markos ve Luka'ya göre ise yolun kenarında oturan sadece bir kör adam kendisinden yardım istemiştir .

3- Yahudilerin Hz. İsa'dan delil göstermesini istemelerine karşılık, Markos İncilinde onlara asla delil gösterilmeyeceği haber verildiği halde, Matta'da onlara Yunus peygamberin delilinin gösterileceği ifade edilmektedir.

4- Hz. İsa'nın kabre konulduktan bir süre sonra kabirden çıkışma Yuhanna İnciline göre, Havariler çok şaşırmışlardır. Bu İncilin naklettiğine göre Havariler böyle bir olayı asla beklemiyor ve ummuyorlardı. Halbuki Sinoptik İncillere göre Havariler, Hz. İsa'nın kabre konulduktan üç gün sonra dirilip kabirden çıkacağını biliyorlardı. Çünkü Hz, İsa çarmıha gerilmeden önce defalarca bunu onlara söylemişti.

5- Sinoptik İncillere göre Petrus ve arkadaşları, Hz. İsa'nın davetinin ilk günlerinde onun mucizesi ile ağlarını balıkla doldurmuşlar ve denizdeki fırtınadan kurtulmuşlardır. Yu-hanna'ya göre bu hadise, Hz. İsa'nın davetinin ilk günlerinde değil, yeniden dirilip kabirden çıktıktan sonra olmuştur.

6- Hz. İsa, Kefernahum'da vermiş olduğu meşhur dağ vaazından sonra Matta'ya göre önce bir cüzzamlıyı, sonra yüzbaşının hizmetçisini iyi etmiştir. Lukaya göre ise ilk önce Petrus'un kaynanasını, sonra diğer hastaları tedavi etmiştir. Luka, yüzbaşının hizmetçisinin tedavisinden bahsetmez.

7- Hz. İsa'nın, öldükten sonra dirilttiği havra reisinin kızı konusunda Matta İncili, reisin, kızını diriltmesi için kızı öldükten sonra Hz.İsa'yı çağırdığını haber verirken; Markos İncili, havra reisinin, kızı henüz ölmeden, tam ölmek üzere iken Hz. İsa'yı çağırdım haber vermektedir.

8- Hz. Yahya'nın yediği şeyler konusunda Matta İncili, "Yahya yemiyerek, içmeyerek geldi" derken, Markos İncili, "Yahya deve tüyü giymişti, belinde kuşağı vardı, çekirge ve yaban balı yerdi" demektedir.

9- Luka İnciline göre, şarap, içip sarhoş olmak, "çünkü rabbin gözünde büyük olacak, şarap ve içki içmeyecek" denilerek yasaklandığı, sarhoşluk veren herşeyin içilmesinin ve kumarın haram olduğu bildirildiği halde, Yuhanna İncilinde Hz. İsa Kana düğününde misafirler için mucize göstermek sureti ile suyu şaraba çevirmiş, ve insanların bol bol şarap içmesini sağlamıştır.

10- Hz. İsa'nın üzerine güzel koku saçan kadın ile ilgili olarak:

a) Markos'a göre kadın, kokuyu hamursuz bayramından iki gün önce dökmüştür. Yuhanna'ya göre ise kadın kokuyu hamursuz bayramından altı gün önce dökmüştür.

b) Matta ve Markos'a göre koku dökme olayı Simun'un evinde olmuştur. Yuhanna'ya göre ise Mecdelli Meryem'in evinde olmuştur.

c) Matta ve Markos'a göre kadın, kokuyu Hz.İsa'nın başına dökmüştür. Yuhanna'ya göre ise kadın kokuyu Hz. İsa'nın ayaklarına dökmüştür.

d) Matta'ya göre, kadının bu güzel kokuyu Hz. İsa'nın üzerine dökmesine öğrencileri karşı çıkmışlardır. Markos ye Yuhanna'ya göre ise sadece daha sonra ihanet edecek olan Ye-huda İşkaryot karşı çıkmıştır.

Dört İncil dikkatle incelendiği zaman şimdiye kadar sayılan çelişki ve farklılıkların yaısıra onlarda daha başka birçok farklılık ve çelişkilere rastlamak mümkündür. Bu kadar çelişki ve farklılığın bulunduğu, tutarsızlıklarla dolu bu dört İncil, nasıl oluyor da ruhu'l-kudüs kendilerine tecelli etmiş ve ilhama mazhar olmuş kimseler tarafından hatasız, eksiksiz ve birbirini tamamlar mahiyette yazılmış kitaplar olarak kabul edilebiliyorlar? Bu çelişkiler, farklılıklar ve tutarsızlıklar yoksa hata kabul edilmiyorlar mı? Bunlardan bir tanesi dahi, içinde yer aldığı kitabın güvenilirliğini zedelemeye yeterken, incillerde bu tür yüzlerce eksik ve hatanın bulunması, İncillerin senet ve metin yönünden sahih, kutsal kitaplar olarak değerlendirilmesinin imkânsızlığını ortaya koymaz mı?

Tek tek tesbit edilen bu çelişki ve tutarsızlıklar ciddî ve titiz bir çalışma sonunda ortaya konulmuş gerçeklerdir. Bunun için sabırlı ve yorucu bir çalışma yapmak gerekmiştir. Dört İncilde yer alan hususları bütün İncillerin sayfalarını açıp her konuyu teker teker karşılaştırmadan, onlardaki bu farklılıkları ve tutarsızlıkları anlamak mümkün değildir. Ancak bu şekilde karşılaştırmalı olarak yapılacak olan bir çalışma sonunda gerçekler birer birer ortaya çıkmaktadır.

İslâm'ı Yok Etmek

İslâm'ı Yok Etmek

Bu misyoner- casus faaliyetlerinin ana gayesi İslâm'ı yok etmektir. Hatta bu konuda İngiliz Misyoner teşkilâtı tarafından kitaplar dahi yazdırılmıştır. Bununla ilgili, en câlib-i dikkat olan, İngiliz Sömürge bakanlığı ta rafından hazırlananıdır. Misyoner-casus Hampher'in «İslâm'ı nasıl yok edelim?» adlı kitabı oldukça ilginçtir (65)
Gaye bu şekilde tesbit edildikten sonra, bu gayenin tahakkuku safhaları başlar. Yukarıda da bir nebze temas ettiğimiz gibi bu safhaların birincisi misyonerlerin küçük yaşlardı, İslâm ülkelerine gönderilerek İslâm'ın esaslarının ve müslüman dillerinin öğretilmesidir. Bu iki esas öğrenildikten sonra faaliyete geçilir.

Müslümanların zayıf tarafları tesbit ediliyor.

Gerek İngiltere'deki misyoner teşkilâtlarında çal-şan elemanlar ve gerekse İslâm dünyasında yetişip hizmet (!) verme seviyesine gelen misyoner-casus adayları, her sene Londra'da toplanarak görev taksimatında bulunurlar. Bu görevlerin başında, müslümanların zayıf noktalarını tesbit etme hareketi gelir. Bunun her sene tekrar edilmesinin sebebi de, Müslüman ülkelerinde meydana gelen iktidar değişiklikleri ve düşünce farklılıklarıdır.
İngiliz Sömürge bakanlığı, uzun ve yorucu çalışmalar neticesinde, genel olarak, Müslümanların hangi taraflarının zayıf olduğunu tesbit etmiş, ve İslâm ülkelerinde faaliyet gösterecek misyoner-casusların bu esasları öğrenmeleri için, yapılan tesbitler, bir kitap haline getirilmiştir (66). Yeniden tesbit edilen zaaflar da, kitabın müteakip baskılarına ilâve edilir.
İngiliz Sömürge bakanlığının tesbit edip kitap haline getirdiği bu zayıf noktalar şunlardır:

1. İhtilaflar

a. Sünnî-Şiî ihtilâfı.
b. Amir-memur ihtilafları
c. Osmanlı-İran ihtilafı
d. Aşiret ihtilafları.
e. Ulema-devlet memurları anlaşmazlığı.
2. Bütün îslam ülkelerindeki genel cehalet ve İslâm hakkındaki bilgisizlik.
3. Donmuş fikirler ve taassub, yeniliklerden ve dünyadan habersizlik; istek ve gayret azlığı.
4. Maddî hayata önem vermeyip, cennete ümid bağlama ve tevekkül.
5. Hükümetlerin halka uyguladıkları istibdâd ve diktatorya.
6. Emniyetsizlik, yol şebekelerinin azlığı.
7. Her sene yüzlerce kişiyi ölüme götüren veba, kolera gibi hastalıklara karşı hijyen ve ilâç yokluğu.
8. Şehirlerin viraneliği ve su şebekelerinin yokluğu-
9. Devlet dairelerindeki hercümerc; milletin, Kur'an ve Şeriattan çıkarıldığına inandığı kanun ve nizamların olmayışı; Şer'î anayasanın terk edilmiş oluşu.
10. Salim olmayan bir iktisad, geri kalmışlık, umumi fakirlik ve bütün İslâm ülkelerindeki işsizlik.
11. Düzenli orduların olmayışı. Silâhsızlık; levazım ve savunma techiatının azlığı, modası geçmiş silâhların mevcudiyeti.
12. Kadın haklarının çiğnenmesi.
13. Şehir ve sokakların çevre sağlığından yoksun olması.
Misyoner kitabı, müslümanların zayıf noktalarını böylece sıraladıktan sonra, şöyle demektedir: «Aslında İslâm Dini, bütün bu yokluklara karşıdır; bu yoklukların olmasını istemez. Fakat elimizden geldiğince, Müslümanların, dinlerinin gerçek yönlerini öğrenmelerine mani olmalıyız. Onların böyle zayıf kalmala-rı için, İslâm'ın gerçeklerini bilmemeleri, bu konularda cahil kalmaları gerekir». (67).

Hıristiyanların Hz.İsa A.S. hakkında "Allah'ın oğlu derken onunla aynı özden olduğunu kastediyoruz" demelerine cevap:

Hıristiyanların Hz.İsa A.S. hakkında "Allah'ın oğlu derken onunla aynı özden olduğunu kastediyoruz" demelerine cevap:

Bu iddia Allah inancıyla bağdaşmaz. Bir şeyin Allah ile aynı özden olduğunu söyleyeler Allah’ı bir mahluk gibi düşünmüş olu...rlar. Bunlar Allah’a değil, kendi hayallerinin mahsulü ve kendi akıllarının icadı olan bir mahluka inanmış olurlar. Mesela, dünya ile Merkür’ün aynı özden geldikleri, ikisinin de güneşten koptukları söylendiğinde ikisinin de gezegen oldukları kabul edilmiş olur.

“Allah ile Hz.İsa (a.s.) aynı özdendir.” demek de bunun gibi bir hurafe ve saçmalıktır. Allah ezelidir. Ondan başka ezeli bir varlık yoktur. Öz olarak ezel kastediliyorsa Allah’tan başta bu öze sahip bir varlık düşünülemez. Allah Bakidir, mekandan münezzehtir, sıfatları sonsuzdur, varlığı vaciptir. Bunların hiçbirisi mahluk için düşünülemez. Her varlığın evveli ve ahiri (başı ve sonu) vardır, sıfatları sınırlıdır. Hz. İsa (a.s.) da bu kaideden hariç değildir. Hz. İsa (a.s.) için Kuran-ı Kerimde “Meryem’in oğlu” tabiri geçer. O bir oğuldur, bir kuldur. Anne rahminde iken her canlıya olduğu gibi ona da ruh ilka edilmiştir. Şu var ki, bu ruhu bir ismi de Ruh olan Hazret-i Cebrail (a.s.) ilka etmiştir.

İnsanda esas olan ruhtur. Beden o ruhun elbisesi, hanesi durumundadır. İnsanlar için bir imtihan olmak üzere Hz. İsa’nın (a.s.) bedeni anne baba ikilisiyle değil, doğrudan anne rahminde yaratılmıştır. Hiç annesiz ve babasız yaratılan Hz. Adem’e (a.s.) ilahlık izafe etmeyenlerin, sadece babasız yaratılan Hz.İsa’ya (a.s.) ilah demeleri akıldan ne kadar uzaktır!

Kuran-ı Kerimde Hz. İsa (a.s.) için “ruhullah” tabiri kullanılır. Bazıları bunu da yanlış yorumladıkları için bu konuya kısaca değinmek isterim. Her konuda söz hakkı, o sahanın ihtisası olanlarındır. Biz de bu konuda tefsir alimlerinin görüşlerini aktarmak durumundayız. Bu alimlerimiz ruhullah tabirini ruha bir iltifat olduğunu söylerler. Yani, Kâbe’ye Beytullah denilmesi, nasıl yeryüzünün o ilk mescidi için bir iltifat ise Hz. İsa’ya (a.s.) ruhullah denilmesi de bir iltifattır.

Bir diğer mana da şu şekilde verilmiştir: Nasıl ceset ruh ile hayat bulursa, onun irşat ve tebliğiyle de ölmüş kalpler imana kavuşmuş, hayat bulmuşlardır.

Şimdi sorumuz şudur: PKK ve ayrılıkçı Kürt hareketlerinin kiliselerle ne ilişkisi var?

Şimdi sorumuz şudur: PKK ve ayrılıkçı Kürt hareketlerinin kiliselerle ne ilişkisi var?


İlkin şunu belirteyim: Kiliseler 1965’den bu yana Ortadoğu’daki Kürtçülük hareketleriyle ve 1983’den sonra da PKK ile çok yakından ilgilenmekteydiler. Güneydoğu Anadolu’daki ilk gizli ve örgütlü etnik ve dinsel ayırımcılığı esas alan istihbarat faaliyetlerini 1962’de Barış Gönüllüleri adıyla bölgeye gönderilen, çoğunluğu Katolik ve Anglikan kiliselerine kayıtlı Amerikalı uzmanlar başlatmışlardır.

Bunlar üç yıl süreyle bu bölgede yoğun misyonerlik faaliyetlerinde bulundular, bir çok vatandaşımıza din değiştirme telkinleri yaptılar, inanılmaz vaatlerde bulundular ve etnik ve dinsel ayırımcılığı körükleyecek bölgesel inanç farklılıklarını bilgi haline dönüştürerek ABD’deki çeşitli istihbarat birimlerine aktardılar. Bu gönüllülerin hazırladıkları raporların bir kısmı da doğrudan doğruya kiliselere gitti.

1965’te II. Vatikan Konseyi sona erdi ve kararları yayımlandı. Bunların arasında üç kavramın dünya çapında yaygınlaştırılması da vardı. Bu kavramlar “Ekümenizm, Diyalog ve Hoşgörü” idi. Ekümenizm özellikle tüm kiliseleri bir araya getirmeye yönelik bir girişimdi. Bunun sonucu olarak Katolik ve Ortodoks kiliseleri ortak bir yönetmelik hazırladılar ve bir ortak eylem planı yaptılar.[2] Kiliseler daha önce de II. Vatikan Konseyi kararları gereği mevcut “Canon”larında (mer-i hükümler kitabı) Hıristiyanları birleştirici yeni maddeler ihsas etmişlerdir. Katolikler “Code of Canon Law”da 752.maddeyi, Ortodokslar da “Code of Canons of The Easter Churches” adlı paralel kitaplarında 599. maddeyi yeniden düzenlemişlerdir.[3]

Diyalog ve hoşgörü toplantılarını düzenleme faaliyetleri ise daha 1960’da ilk kez gündeme gelmişti ve taraflar Amerika’da kısaca SCOBA diye bilinen[4] daimî bir konferans örgütü kurmuşlardı. İşte bu örgütün yıllar süren çabaları sonucunda dünyadaki “komünist” hareketin gelişme çizgisi de göz önünde tutularak ilk uluslararası diyalog ve hoşgörü toplantıları düzenlenmeye başlandı. Bu karar Lübnan’daki “Balamand” manastırında Temmuz 1993 yılında düzenlenen gizli bir toplantıda alındı ve ilk hoşgörü ve diyalog konferansının sembolik önemi de dikkate alınarak İstanbul’da yapılmasına karar verildi. Fener Patriği Bartholomeus’un girişimiyle bu ilk toplantı kutsal “St. Andrew” günü 30 Kasım 1993’te İstanbul’da yapıldı ve ünlü Boğaziçi Deklarasyonu yayımlandı. Katolik ve Ortodoks kiliselerini birbirlerine bağlayan şahıs Suriye Ortodoks kilisesinin başı Mar Athanasius Yeshue Samuel olmuştu. Bu şahıs ile ondan önceki ruhani Gabrit Abdulsaid bu uğurda çok çalışmışlardır. Mar Athanasius namlı papaz bir Türk düşmanıydı. Suriye’deki Nusayilerle de çok sıkı ilişkiler içindeydi. Nitekim 1989 ve 1991 yıllarında bu kilise iki kez Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne şikayet etti. Kilisenin şikayet mektubunda aynen şöyle yazılmıştı: “Türk Silahlı Kuvvetleri Güneydoğu Anadolu’daki Kürt ve Süryanileri öldürmekte, evlerini yakmakta ve onlara işkence uygulamaktadır. Kürtler ve Süryaniler TSK’nın ve Müslümanların boyunduruğundan kurtarılmalıdırlar.”

İşte PKK ile Vatikan ve diğer kiliseler arasındaki doğrudan bağları bu kilise sağlıyordu. Çok geçmeden Vatikan bu Ortodoks kilisesiyle birlikte PKK’yı savunan yayınlara başladı. Dünyadaki 900 milyon Katolik için yayın yapan radyo, televizyon ve yazılı basında TSK’nın ve Türklerin Kürtleri vahşice yok etmekte oldukları yazılmaya başlandı. Örneğin “The World Catholic Report” Mayıs, Haziran 1995 tarihli yayınlarında tam sekiz sayfa Türkiye’yi iğrenç bir şekilde karalayan yayınlar yaptı ve başta İtalyanlar olmak üzere tüm Hıristiyanlara PKK’ya ve ayrılıkçı Kürt hareketlere destek olmaları çağrısında bulundu. Vatikan daha önce de “La Documantation Catholic” adlı resmi yayın organında tüm Türkiye topraklarının gerçekte Hıristiyan Arap ve Kürtlere ait olduğunu yetkili bir ağızdan, Cezayir Arşöveki Monsenyör Henry Tessier tarafından dile getirilmiştir.[5]

Şimdi yeniden Apo’nun mektubuna dönelim. Apo mektubunda aynen şöyle yazmış Papaya: “Suriye’de bulunduğum sırada Suriye Ortodoks kilisesinin başpiskoposu Yohanna İbrahim Mar Gregorius ile bir çok kez görüştüm. Türkiye’deki rejim sadece Kürtleri değil, Ermenileri, Süryanileri, ve Rumları da imha etmiştir. Ben Kürdistan topraklarında yaşayan Hıristiyan azınlıkları da Türk vahşetinden korumak için savaşıyorum. Beni bu savaşta yalnız bırakmayacağınıza eminim.”

Kiliseler Apo’yu gerçekten de yalnız bırakmadılar. Papalığın Doğu Kiliseleri Birliği Komisyonunun başı Achille Silvestrini, Apo’nun mektubundan iki gün sonra bir açıklama yaparak Vatikan’ın PKK’yı ve onun başını desteklediğini açıkladı. Rusya’da ise Ortodoks kilisesinin en hararetli savunucularından olan bir milletvekili Apo’yu Rusya’ya getirmek ve ona sığınma hakkı tanımak için var gücüyle çalıştı. Üstelik bu milletvekili komünist değildi, tam bir kilise taraftarıydı. Nedir ki, bu milletvekili aynı zamanda gizli bir tarikatın da üyesiydi. Bu Hıristiyan tarikatı yüzlerce yıllık geçmişi olan “Ordre souverain militaire et dynastique des chevaliers de la croix de constantinople”[6]idi. Bu tarikatın başında da, yasal Bizans İmparatoru olduğu, başta Rus, ABD, İtalya, İngiltere ve Fransa mahkemeleri tarafından tevsik edilmiş olan Prens Henry Paleolog vardı. Söz konusu milletvekili 23/6/1997’de St. Petersburg’da bu tarikatın düzenlediği ve imparatorun hazır bulunduğu taç giyme törenine katılmış ve hem Yeltsin’i, hem de Duma’yı temsil etmişti.

İşte bu gizli tarikat da 1970’li yıllardan bu yana özellikle Almanya’da Duisburg, Karlsuruhe ve Berlin’de ayrılıkçı Kürt hareketlerine ve PKK’lılara maddî ve manevî destek veriyordu. El altından dağıtılan bildirilerde aynen şöyle yazılmıştı: “Türkiye’de boyunduruk altında yaşan siz Kürtleri çok yakında bu barbar boyunduruğundan kurtaracağız.”

Sözde Bizans İmparatoru’nun tarikatının üyesi, Duma milletvekili ve Başkan Yeltsin’in bir dönem yardımcısı olan bu milletvekili Bayan Galina Strovoitova idi. Ve Galina Rusya’daki Monarkistlerin başkenti St. Petersburg’da uğradığı hain saldırıda öldürüldü. PKK ve Apo, Rus, Suriye ve Yunan Ortodoks kiliselerindeki çok güçlü bir yandaşlarını kaybettiler. Ama ilginç olan da şudur ki Apo’yu Rusya’ya getirten ve ona bu ülkede kalacağına dair söz vermiş olan 13 milletvekilinin başı olan bu bayan milletvekilinin gücü Apo’yu Rusya’da tutmaya yetmemişti. Kısacası Galina, Apo’ya yapılan vaatleri yerine getiremeden öldü.

Son söz: PKK ve ayrılıkçı Kürt hareketinin arkasındaki destekçilerin başında kiliseler vardır. PKK olayında hiç dikkat edilmeyen bu husus umarım bundan sonra dikkate alınır. Ortadoğu’daki kilise ve İslam harici fraksiyonlar çok uzun zamandır bir ittifak içindeler, benden uyarması”.

İNCELEME: "KİTAB-I MUKADDES'TE ÇELİŞKİLER"


Kutsal kitap anlamına gelen, iki kitaptan ( Eski ahit : Tevrat ve Zebur-Yeni ahit: İncil) ve toplam 66 ayrı bölümden oluşan Kitab-ı Mukaddes, ilahi (Allah'ın gönderdiği) bir kitap değildir. Yani K.... Mukaddes ( Tevrat-Zebur ve İncil), K.Kerim gibi Yüce Yaratıcı Allah'ın sözleri değil, insanların yazdığı kitapların bir araya toplamış halidir. Bunu kendi yazmış oldukları (hıristiyan ve yahudi) kaynakları da itiraf eder: Pr.Dr. Richard Friedman'a göre, Tevrat'ı peygamber Yermiah ve havarisi Baruh ben-neriya yazmıştır. ( Yahudi yayın organı Şalom Gazetesi :13 Mayıs 1987). Ayrıca ,Tevratı yazdığı söylenen Hz. Musa'nın, yine Tevrat'ta öldüğü ve gömüldüğü yerlerden bahsedilmesi (Tesniye:34/6 ) Tevrat'ın daha sonra yazıldığının kanıtların-dandır .
Günümüzde İncil Matta, Markos, Luka, Yuhanna tarafından yazılmış, insan yazmalarından oluşan, Hz. İsa'nın hayatını anlatan tarihi bir eser görünümündedir : "İncil'i Allah indirmemiş, hatta onu değişik peygamberlere tek tek yazdırılmamıştır. ( Kur'an ve kutsal kitap, John Gılchrıst)". Hz. İsa'nın tebliğ ettiği İncil, günümüzde, elimizde bulunan İncil değildir. Bunun en büyük delili yine İncil'de bulunmaktadır.
".... İsa. Tanrının İncil'ini tebliğ ederek Galile'ye gelir..." (Markos : 1/14)
H.z İsa hangi İncil'i tebliğ ediyor, anlatıyordu ? Matta 'yımı, Luka'yımı yoksa 300 sene sonra yasaklanacak İznik konsülünün reddettiği İncil'leri mi?
Günümüzdeki İncil şu an Hz. İsa'nın hayat öyküsünü içerir. ( Matta, Hz İsa ile gezerken gördüklerini, Luka Hz. İsa ile başından geçen olayları, Yuhanna, Markos... yine Hz. İsa ile olan anılarını ,aynı olayı, birbirine zıt olarak İncil'de anlatırlar.). Hz. İsa halka neyi anlatıyordu, kendi hayat hikayesini mi, doğumunu mu anlatıyordu ?... Matta'ya göre İncil varda, "İsa'ya göre İncil neden yok ?" hala.
Eldeki en eski İncil Yunancadır. Hz. İsa ise İbranice konuşurdu...
Tüm bunlar elimizdeki Tevrat ve İncil'in bozulduğunu gösteren delillerdir.
Tevrat 39, İncil 27 bölümden oluşur. Hıristiyanlar, K.Mukaddesin tamamına (yani sadece İncil'e değil, Tevrat, İncil, Zebur üçünü birden) inanırlar. Yahudiler ise sadece eski Ahit'e - Tevrat'a inanırlar :
K. Mukaddes'in tanrısı nasıl bir tanrıdır. Yahudi ve hıristiyanlar nasıl bir tanrıya inanırlar : Yorulan, pişman olan, acı duyan, güreşte yenilen, korkan, kinci... bir tanrıdır, K.Mukaddesin tanrısı.
Yorulan tanrı : "... Ve tanrı yaptığı işi yedinci günde bitirdi ve yaptığı bütün işten yedinci günde istirahat etti, dinlendi..." (Tekvin 2/2-3). Kim dinlenir, tabi ki yorulan tanrılar.
Pişman olan, acı duyan tanrı : " Ve Rab yeryüzünde insanı yarattığına pişman oldu ve yüreğinde acı duydu " (Tekvin 6/6).
Güreşte yenilen tanrı : " ... ve Yakup, seher sökünceye kadar bir adamla güreşti... (adamı yenince) adam Yakub'a dedi :
Adın nedir ? Yakup. Yine adam ona, "artık sana Yakup değil, ancak İsrail denecek çünkü insanlarla ve Allah ile uğraşıp onları yendin. " (Tekvin : 33/24-29)
Korkak tanrı : " Ve rab... derede oturanlar, kovamadı, çünkü demirden savaş arabaları vardı." (Hakimler (1/19). Demirden savaş arabalarından korkan bir tanrı...
Kinci bir tanrı : " Rab diyor, seninle milletleri, atı ve binicisini, cenk arabasını ve binicisini, erkeği ve kadını, kocamış adamı ve genci, genç adamı ve ere varmamış kızı, çobanı ve sürüsünü, çiftçiyi ve çiftini, valileri ve kaymakamları... kıracağım..." (Yaremya : 51/20-26)
İslâm'ın ilahı, Allah (C.C) Kur'an da nasıl anlatılır : " O (Allah) görüleni de görülmeyeni de bilen, kendisinden başka tanrı olmayan Allah'tır. O, acıyıcı olandır, acıyandır. O, kendinden başka tanrı olmayan, hükümran, çok kutsal, esenlik veren, güvenlik veren, görüp gözeten, güçlü, buyruğunu her şeye geçiren, ulu olan Allah'tır. Allah müşriklerin (putperest, yahudi ve hıristiyanların) ileri sürdüğü sıfatlardan ( yorulan, yenilen...) münezzehtir. O, var eden, güzel yaratan, yarattıklarına şekil veren, en güzel isimler kendisinin olan Allah'tır. Göklerde ve yerde olanlar O'nu tespih ederler. O güçlüdür, her şeye hakimdir" (Haşr: 22-24).

İNCİLLERE GÖRE HRİSTİYANLIK:


İnciller'de "Hıristiyan", "Hıristiyanlık" gibi terimler yer almaz. Bu terimler, İlk defa, Hz. İsa'dan 20-30 sene sonra, Antakya'da kullanılmıştır. [ Resullerin İşleri XI: 26]

Bu inciller, Hz. İsa'yı merkez almakta ve onun hayat hikayesi kitabı niteliği taşımaktadır.
Hıristiyanlık, aslında monoteist bir dindir. İnciller'de ve diğer yazılarda bu hükme ulaştıracak ifadeler vardır. Allah'ın birliğinden söz edilmektedir. [ Yuhanna V:44]

Fakat yine aynı metinlerde bir kısım ifadeler, mecazî deyimler, daha sonraları bir üçleme anlayışına yol açmıştır. Bu konuda İncil yazarları, kendilerine kadar gelen rivayetleri toplamış ve değerlendirmişlerdir.

Kilisece sahîh (kanonik) tutulan bu İncil metinlerinde İsa "Tanrı'nın Oğlu", Allah da "Baba" olarak nitelendirilmektedir. Yine bu metinlerde İsa için "bir peygamber" ve "peygamberden ziyadesi" deyimi de vardır. İncillerde, İsa'nın Allah'a dua ettiği de, bunun yanında bazı kimselerin İsa'ya secde kıldığı da, onun günahları bağışladığı da yeralmaktadır.

İncillerde Allah ile ilgili açıklamalar İsa'ya nazaran pek azdır. Bu¬nunla beraber Allah'ın "Göğün ve yerin Rabbi" olduğu da, "Bir" olduğu da belirtilir.

Hıristiyan Kutsal Kitabında üçleme açıkça hiçbir yerde zikredilmemektedir. Ancak "Ben ve Baba biriz", "Babanızın ruhu", "Allah'ın ruhu" gibi deyimler, zamanla Allah'ın yanında İsa ve Kutsal Ruh'un da tanrı sayılmasına kadar varan yorumlara yol açmıştır. Bu yorumları ilk başlatan, havarilere sonradan katılan Pavlus olmuştur. "İsa'nın asrının en büyük ilâhiyatçısı" diye nitelendirilen Pavlus.bugünkü Hıristiyanlığın kurucusu oiarak görülmektedir.

Modern bilginlere göre günümüzün Hıristiyanlığı, Hz. İsa'nın getirdiği nizamdan çok, Pavlus'un yorumlarıdır. Hattâ denilebilir ki sonraki yüzyıllar da Hıristiyanlar, dinî inançlarını İncillerden çok, onun yazılarına dayandırdılar.

Pavlus'un telkinleri, Allah'ı değil, İsa Mesîh'i ağırlık merkezi olarak almıştır. Ona göre İsa, sadece bir insan değif, Tanrı'nın kudretiyle diriltilen bir kimsedir. İsa, Mesîh idi. Pavlus, İsa'nın doğumu, hayatı, telkin ve faaliyetleriyle ilgilenmez.

Onun odak noktası sadece İsa'nın haça gerilmesi ve tekrar dirilmesidir. Hz. İsa'nın üzerinde durmamasına rağmen, Pavlus, aslî suç hakkındaki düşüncelerinde pek titizdir.

Ona göre insan, katı Tevrat gayretiyle değil, İsa'nın ölümü ve yeniden dirilişiyle kendini bütünleştirecek olan vaftiz yoluyla ancak kurtulabilmektedir. [ Pavlus'un Romalılara Mektubu VI: 3-11]

Pavlus'a göre Tevrat'ın gayesi, bir aynada suretin aksi gibi, insana günahkâr tabiatını göstermekti. Ölümün sebebi ise günah idi ve Pavlus, günahın kaynağını insanlığın babası Hz. Âdem'in itaatsizliğine kadar geri götürüyordu [Pavlus'un Romalılara Mektubu V: 18-21.].

Bu aslî suç inancı, sadece Pavlus'un değil, birçok Yahudi din bilgininin de görüşlerinden biriydi. Ancak bu görüş, Hıristiyanlar kadar Yahudilerin arasında taraftar bulamamıştı.

Pavlus'a göre, bütün insanlar günahkârdır. Pavlus, "aslî suç" görüşünü bu noktadan başlatmıştır. Ona göre her doğan, Âdem'in yediği yasak meyvenin suçuyla dünyaya gelmektedir.

Bu suç, onların yaptıkları kötü şeylerden değil, kirli ve günahkâr tabiatlarındandır. Ancak İsa, insanların tabiatındaki bu kötülüğe çare bulmuştur.

İsa'nın ölümü bütün insanlığın günahı İçin kefaret olmak üzere, kendini kurban etmedir. İsa'nın yeniden dirilişi de, bu kefaretin, ölüm ve günah üzerindeki zaferinin delilidir.

Âdem ve İsa, insanlığın iki temsilcisidir. Biri, insanlığa günahı getirmiş; öteki, bu günahı giderecek' yolu bahsetmiştir. Bu yol, vaftizdir. Kişi, vaftizde, İsa'nın ölüm ve yeniden di-rilişiyle kendini bütünleştirerek kurtulabilecektir. [ Pavlus'un Romalılara Mektubu V: 18-21; Galatyalılara II: 3-15; I Konintoslulara XV: 2-13.]

Aslında İsa'nın kimliği ve yeniden dirilişi konusundaki Pavlus'un düşünceleri, bir çok problemi beraberinde getirmiştir.

Bu problemler, şöyle sıralanabilir: İsa'nın Tanrı ve insanla ilişkisi nedir?

O, bir insan veya tanrı olarak telâkki edilebilir mi?

Yoksa o, kısmen tanrı, kısmen de insan mıdır? O, bir bakıma "Tanrı'nın bir yaratığı" mı, yoksa ondan sudur etmiş bir varlık mıdır?

Kültürel temelleri başka olsa da, bütün insanlar günahkâr ve İsa'nın yolundan ayrı olmakla imtihanı kaybetmiş mi oluyor?

Âdem'den gelen bütün insanlar, otomatik olarak günahkâr doğduklarından, İsa'nın ölüm ve yeniden dirilişiyle yargılanabilirler mî?

Yirmi yüzyıla yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen bu sorular henüz cevaplandınlabilmiş değildir. Bu hususlar, Hıristiyanlıkta sayısız düşünce akımları, mezhep ve fırkaların doğmasına yol açmıştır.

İsa'nın tabiatı, üçleme, Kutsal Ruh, aslî suç, sünnetin ve Yahudi dinî geleneğindeki bir kısım yasakların kaldırılması gibi konulardaki tartışmalar, bölünmeler, mezhepler ve hâlâ devam etmekte olan kopmalar, sapmalar, ayrılmalar da büyük ölçüde Pavlus'un görüşlerinden ve Hıristiyan Kutsal Kitabındaki bazı ifadelerden kaynaklanmıştır.

Bugünkü Hıristiyanlık, görüldüğü gibi, Pavlus'un yorumlarına dayanır.

Aslında İncillerdeki "Babamdan işittiğim", "Bana verdiğin sözler", "İndiler" gibi bir kısım ifadeler değerlendirilirse, bugün Hıristiyanların ellerinde bulunan İncilerden önce de bazı İncilerin mevcut olduğu anlaşılır.

Luka İncili'nin başında bulunan şu cümleler, bu konuya açıklık kazandırır: "Aramızda vaki olmuş şeylerin hikâyesini, başlangıcından gözleriyle görenlerin ve kelâmın hizmetçisi olanların bizlere naklettiklerine göre tertip etmeye birçok kimseler giriştiklerinden, ben de , ta başından beri hepsini dikkatle araştırıp tahkîk ederek, ey faziletli Teofilos, olduğu gibi sırasiyle sana yazmayı münasip gördüm; ta ki sana öğretilen kelâmın doğruluğunu bilesin". [Luka I: 1-4 (Luka İncili, Hıristiyanlarca en kuvvetli İncil olarak kabul edilir).]

Dikkati çeken diğer bir husus da, en önemli İncil yazarı Luka'nın Pavlus'un öğrencisi olmasıdır.
Bundan dolayı kutsal metinler, ilk Kilise, ilk Hıristiyan inançları, kısacası Hıristiyanlık Pavlus'un eseridir.

Pavlus'un getirdikleri çıkarılırsa, Hz. İsa bir peygamberdir; Allah birdir; sünnet vardır, domuz eti yemek yasaktır.

Dolayısiyle aslı korunamamış, değişime uğramış olsa da, İncil Hıristiyanlığında tevhid izleri bulmak mümkündür (Üçleme gibi inançlar sonradan ortaya çıkmıştır).

Bu tarz Hıristiyanlık, Hıristiyanlar kabul etmeseler de, Barnaba İncili ve Ebionitlerin kutsal metinlerinde daha açık bir şekilde göze çarpmaktadır.

MİSYONERLER, MÜSLÜMANLAR ARASINDA NASIL FAALİYET SÜRDÜRÜYORLAR?


Genel olarak misyonerlerin görüşleri şöyle:
(Müslümanları hıristiyan yapmak, gerek Katolikler, gerekse Protestanlar tarafından çok makbul sayılan bir iştir. Çünkü, müslümanları hıristiyan yapmak, çok müşküldür. Zira müslümanlar, her şeyden önce ananelerine son derece sadıktır. Ancak aşağıdaki hususlar iyi netice vermektedir.

1- Müslümanlar umumiyetle fakirdir. Fakir bir müslümana bol para vererek veya ona bir hıristiyan yanında iş imkanı sağlayarak, kendisini Hıristiyanlığa teşvik etmelidir!

2- Müslümanların çoğu, din ve fen bilgilerinde cahildir. Ne Kitab-ı mukaddes, ne de Kur'an-ı kerim hakkında tam malumatları yoktur. İbadet etmek için kendilerine gösterilen bir tarzı, şartlarını anlamadan ve hakiki ibadetin ne olduğunu bilmeden, gafil olarak tatbik ederler. Çoğu Arabi bilmediği ve İslam ilimlerinden haberdar olmadığı için, Kur'an-ı kerimdeki ve İslam âlimlerinin kitaplarındaki ince bilgilerden tamamen habersizdir. Ezberledikleri bazı âyetlerin tefsirini bilmeden, okurlar. Hele Kitab-ı mukaddesi hiç bilmezler.

Onlara hocalık eden müslüman din adamlarının çoğu da, İslam âlimi değildir. Müslümanlara, yalnız ibadetin nasıl yapılacağını gösterirler. Onların ruhuna hitap edemezler. Böyle yetişen müslümanlar, din hakkında derin bilgi sahibi olmadan, dinin esaslarını bilmeden, gösterilen tarzda ibadet ederler. Müslümanlığa muhabbetleri, Müslümanlığın esaslarını bildiklerinden değil, ana-babalarından gördükleri ve hocalarından öğrendikleri şeylere olan kuvvetli imanlarından ileri gelir.

3- Müslümanların çoğu, kendi dillerinden başka lisan bilmezler. Hıristiyanlığın lehinde veya aleyhinde yazılmış kitapları okumak şöyle dursun, dünyada böyle kitapların mevcut olduğundan bile haberleri yoktur. Onlara kendi dillerinde yazılmış ve Hıristiyanlığı bol bol metheden kitaplar verin, okusunlar. Bu kitapları verirken, bunların içinde yazılı olan şeylerin onların anlayabilecekleri kadar basit ve açık ifadeli olmasına son derecede dikkat edin. İçinde ağır cümleler, büyük fikirler bulunan kitaplardan hiçbir fayda hasıl olmaz. Bunları anlamazlar ve okurken sıkıldıkları için, bir tarafa atarlar. Sade söz, sade cümle, sıkmayacak ifade esastır. Karşınızdaki insanların çok cahil olduğunu unutmayın.

4- Onlara daima şunu anlatın: (Madem ki hıristiyanlar ve müslümanlar Allah’a iman ediyorlar. O halde rableri birdir. Fakat, Allah Hıristiyanlığı hakiki din olarak kabul eder. Bunun ispatı meydandadır. Bakınız bir kere, görüyorsunuz ki, dünyada en zengin, en medeni, en bahtiyar insanlar hıristiyanlardır. Çünkü Allah, onları yanlış yolda olan müslümanlara tercih etmiştir. İslam ülkeleri fakir ve zaruret içinde iken, hıristiyan ülkelerinden yardım dilenirken, ilim ve fende çok geri kalmışken, hıristiyan ülkeleri medeniyetin en yüksek mertebesine vasıl olmuş, her gün daha da ilerlemektedirler.

Birçok müslüman, hıristiyan ülkelerinde iş bulmak için, oralara gitmektedir. Sanayide, ilimde, fende, ticarette, kısaca her şeyde hıristiyanlar müslümanlardan üstündür. Bunu kendi gözlerinizle görüyorsunuz. Demek ki Allah, İslam dinini doğru bir din kabul etmiyor. Onun bâtıl bir din olduğunu size, bu hakikat ile göstermek istiyor. Allah, hakiki din olan hıristiyanlıktan ayrılanları cezalandırmak için, onları daima sefil, hakir, perişan bir halde bırakacak ve müslümanların hiçbir zaman iki yakası bir araya gelmeyecektir.)

İşte misyonerler, bu yalanlarla müslümanları aldatıp hıristiyan yapmaya uğraşmaktadır. Ellerinde bol para olduğundan, bu paraları büyük miktarda, bu maksat için kullanmakta, müesseseler, hastaneler, okullar, spor salonları, eğlence yerleri, kumarhaneler, fuhuş evleri kurarak müslümanları iğfal etmeye, ahlaklarını bozmaya çalışmaktadır.

Zamanımızda, Yehova şahitleri denilen hıristiyan misyonerler, yukarıda yazılı tatlı, okşayıcı dillerle müslüman yavrularını aldatmaya, hıristiyan yapmaya çalışıyorlar. Telefon rehberlerinden aldıkları adreslere, broşürler kitap ve risaleler gönderiyorlar. Şık, süslü giyinmiş güzel kızlar, kapı kapı dolaşarak, evlere bu kitap ve risalelerden bırakıyorlar.

Müslüman uyanık olmalıdır! Dinini bilmeyenin aldatılması daha kolay olur. Dinimizi öğrenmek için piyasadan rasgele kitap almak doğru değildir. Bilhassa günümüzde yazılan Mısırlı, Suriyeli yazarların kitapları çok bozuktur. Bid'at ehlinin kitapları değil, bin yıldan beri her asra ışık saçan İslam âlimlerinin eserleri okunmalıdır. [Hakikat Kitabevinin yayınları, bu kıymetli eserlerden türkçeye tercüme edilip derlenerek hazırlanmıştır. www.hakikatkitabevi.com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.]

Siz, siz olun Yehova Şahitlerini evinizden, ailenizden ve hatta tanıdıklarınızdan ırak tutun.

Türk insanı üzerine bilinen ya da bilinmeyen birçok oyunlar oynanıyor.  Dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman  Türk insani yoğun bir kı...