4 Şubat 2020 Salı

Eski Ahid'de Son Peygamber


Eski Ahid'de Son Peygamber
 Rab, Musa'ya Tesniye kitabında Son Peygamber'i müjdeler:
Son Peygamberin Nitelikleri ise Eski Ahid'in Çeşitli yerlerinde anlatılır. Tesniye 18:15 te Son Peygamberin İsrailoğulları'nın Kardeşlerinden çıkacağını belirtir. Lütfen “Tesniye 18:15-22”yi dikkatle okuyalım:
15 Tanrınız RAB size aranızdan, kendi kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onu dinleyin. 16 Horev'de toplandığınız gün Tanrınız RAB'den şunu dilemiştiniz: 'Bir daha ne Tanrımız RAB'bin sesini duyalım, ne de o büyük ateşi görelim, yoksa ölürüz.' 17 RAB bana, 'Söyledikleri doğrudur' dedi. 18 'Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. 19 Adıma konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni Ben cezalandıracağım. 20 Ancak, kendisine buyurmadığım bir sözü Benim adıma söylemeye kalkışan ya da başka ilahlar adına konuşan peygamber öldürülecektir.' 21 "'Bir sözün RAB'den olup olmadığını nasıl bilebiliriz?' diye düşünebilirsiniz. 22 Eğer bir peygamber RAB'bin adına konuşur ve konuştuğu söz yerine gelmez ya da gerçekleşmezse, o söz RAB'den değildir. Peygamber saygısızca konuşmuştur. Ondan korkmayın."
Peki İsrailoğulları'nın Kardeşleri Kimlerdir?
Bu soruya yine Kutsal Kitap, “Tekvin 21:13”te cevap veriyor: “Ve Cariyenin (Hacer'in) Oğlunu da bir millet edeceğim, çünkü o senin zürriyetindir.” Kutsal Kitab'ın belirttiğine göre İshak'ın Zürriyeti İsrailoğulları İsmail'in yani Cariyenin oğlunun Zürriyeti de Araplardır. Tekvin 21:13 devamla okunduğunda görülecektir ki “Tekvin 21:21”de Hacer, Paran'a yerleşmiştir. Yani Mekke'ye...

13 Cariyenin oğlundan da bir ümmet yaratacağım. Çünkü o da senin soyundur." 14 İbrahim sabah erkenden kalktı, biraz yiyecek, bir tulum da su hazırlayıp Hacer'in omzuna attı, çocuğunu da verip onu gönderdi. Hacer, Beer-Şeva Çölü'ne gitti, orada bir süre dolaştı. 15 Tulumdaki su tükenince, oğlunu bir çalının altına bıraktı. 16 Yaklaşık bir ok atımı uzaklaşıp, "Oğlumun ölümünü görmeyeyim" diyerek onun karşısına oturup hıçkıra hıçkıra ağladı. 17 Tanrı, oğlanın sesini duydu. Tanrı'nın meleği göklerden Hacer'e, "Nen var, Hacer?" diye seslendi, "Korkma! Çünkü Tanrı çocuğun sesini duydu. 18 Kalk, oğlunu kaldır, elini tut. Onu büyük bir ümmet yapacağım." 19 Sonra Tanrı, Hacer'in gözlerini açtı ve Hacer bir kuyu gördü. Gidip tulumunu doldurdu, oğluna içirdi. 20 Çocuk, büyürken Tanrı onunlaydı. Çocuk çölde yaşadı ve okçu oldu. 21 Paran Çölü'nde yaşarken anası ona Mısırlı bir kadın aldı.
Rab “Paran” için Ne Diyor?
Rab ,Hacer'in yerleştiği ve Zürriyetinin büyük bir millet olacağı (Tek.21:13) Paran için “Tesniye 33:2”de şöyle der: “Ve dedi Rab Sina'dan geldi, ve onlara Seir'den doğdu, Paran Dağı'ndan parladı” Rabb'in müjdesi, Musa'yla gelmiş, İsa'yla Seir, yani Suriye'den doğmuş, Muhammed ile vahyin ışığı Paran'da (Mekke'de) Hira Dağı'ndan parlamıştır.
Hacer'in Soyu Kimdir
Tanrı, bu soruya da “Tekvin 16:6-13”te cevap verir. Bu bölümde Zemzem Kuyusu ve İshak'la İsmail'in doğumları ve çocuklukları anlatılır:

6 Avram (İbrahim) Saray'a, "Cariyen senin elinde" dedi, "Neyi uygun görürsen yap." Böylece Saray, cariyesine sert davranmaya başladı. Hacer, onun yanından kaçtı. 7 RAB'bin meleği, Hacer'i çölde bir pınarın, Şur yolundaki pınarın başında buldu. 8 Ona, "Saray'ın cariyesi Hacer, nereden gelip nereye gidiyorsun?" diye sordu. Hacer, "Hanımım Saray'dan kaçıyorum" diye yanıt verdi. 9 RAB'bin meleği, "Hanımına dön ve ona boyun eğ" dedi, 10 "Senin soyunu öyle çoğaltacağım ki, kimse sayamayacak. 11 "İşte hamilesin, bir oğlun olacak, Adını İsmail koyacaksın. Çünkü RAB sıkıntı içindeki yakarışını işitti. 12 Oğlun yaban eşeğine benzer bir adam olacak, O herkese, herkes de ona karşı çıkacak. Kardeşlerinin hepsiyle çekişme içinde yaşayacak ." 13 Hacer, "Gerçekten beni gören Tanrı'yı gördüm mü?" diyerek kendisiyle konuşan RAB'be "El-Roi " adını verdi. 14 Bu yüzden Kadeş'le Beret arasındaki o kuyuya Beer-Lahay-Roi adı verildi. 15 Hacer, Avram'a bir oğlan doğurdu. Avram çocuğun adını İsmail koydu. 16 Hacer, İsmail'i doğurduğunda, Avram seksen altı yaşındaydı.

Rab, Son Peygamber için bilgi vermeye devam eder;

“Tesniye 32:21”'de İsraeloğullarının Allah'a ortak koşarak Allah'ı Kıskandırdıklarını Allah'ın da bunun üzerine Kendilerine verdiği vahiy nimetini Yahudi olmayan bir kavme vererek İsraeloğulları'nı kıskandıracağını belirtir. Aynı bilgi Son Ahit Kurân'da da geçer. (Kurân-ı Kerîm 2:109)

Tesniye 32:21:
Tanrı olmayan ilahlarla Beni kıskandırdılar; Değersiz putlarıyla beni öfkelendirdiler. Ben de halk olmayan bir halkla Onları kıskandıracağım. Ümmi olan bir kavimle Onları öfkelendireceğim. Kur'an 2:109:
Ehl-i Kitap'tan birçoğu, benliklerindeki kıskançlık yüzünden sizi, imanınızdan sonra kafirler (Gerçeği görmemeye şartlanmış olanlar) haline bir döndürebilseler diye yürekten istedi. Hem de gerçekten kendilerine ayan-beyan olduktan sonra... Allah, buyruğunu getirinceye değin affedin, hoşgörün. Allah, her şeye gücü yetendir.
İsrailoğulları, Eski Antlaşmaya Göre Neden İsmail'in Soyunu yani Arapları Kıskanacaktır?
Tanrı, bu Soruya da “Tekvin 17:20”de Cevap verir: İsmail'e gelince, seni işittim. Onu kutsayacağım; onu verimli kılacak, soyunu alabildiğine çoğaltacağım. On iki beyin babası olacak. Soyunu büyük bir ümmet yapacağım. İsmail'in Semereli büyük bir milletin Babası olacağı belirtilir. “Çünkü terk edilmiş kadının çocukları, kocası olanın çocuklarından çoktur." İşaya 54:1. Aynı bilgi, Son Ahid Kur'an'da da Geçer.
Kur'an 2:128:
Rabbimiz, ikimizi sana teslim olanlardan yap. Soyumuzdan da sana teslim olan bir topluluk çıkar. Bize nasıl ibadet edeceğimizi göster, sana yönelmemizi kabul et, kuşkusuz sen yönelişleri kabul edensin, Rahimsin."
Ancak Tanrı'nın Eski Ahit'te “Tekvin 15:13-14”te verdiği bilgilere göre Son Ahid'in verileceği bu topluluk yine Tanrının Öngörüsü uyarınca Göç edecekler ve Göç ettikleri yerde garip olacaklardır:

13 RAB Abram'a şöyle dedi: "Şunu iyi bil ki, soyun yabancı bir ülkede garipler gibi yaşayacak. Dört yüz yıl kölelik edip baskı görecek. 14 Ama soyuna kölelik yaptıran milleti ben cezalandıracağım. Sonra soyun oradan büyük mal varlığıyla ayrılacak.
Hacer ile İsmail
Eski Ahid Tekvin Bab :16

1 Karısı Saray Avram'a çocuk verememişti. Saray'ın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. 2 Saray, Avram'a, "RAB çocuk sahibi olmamı engelledi" dedi, "Lütfen, cariyemle yat. Belki bu yoldan bir çocuk sahibi olabilirim." Avram Saray'ın sözünü dinledi. 3 Saray, Mısırlı cariyesi Hacer'i kocası Avram'a karı olarak verdi. Bu olay Avram Kenan'da on yıl yaşadıktan sonra oldu. 4 Avram, Hacer'le yattı ve Hacer hamile kaldı. Hacer, hamile olduğunu anlayınca, hanımını küçük görmeye başladı. 5 Saray, Avram'a, "Bu haksızlık senin yüzünden başıma geldi!" dedi, "Cariyemi koynuna soktum. Hamile olduğunu anlayınca beni küçük görmeye başladı. İkimiz arasında RAB karar versin." 6 Avram, Saray'a, "Cariyen senin elinde" dedi, "Neyi uygun görürsen yap." Böylece Saray, cariyesine sert davranmaya başladı. Hacer, onun yanından kaçtı. 7 RAB'bin meleği, Hacer'i çölde bir pınarın, Şur yolundaki pınarın başında buldu. 8 Ona, "Saray'ın cariyesi Hacer, nereden gelip nereye gidiyorsun?" diye sordu. Hacer, "Hanımım Saray'dan kaçıyorum" diye yanıt verdi. 9 RAB'bin meleği, "Hanımına dön ve ona boyun eğ" dedi, 10 "Senin soyunu öyle çoğaltacağım ki, kimse sayamayacak. 11 "İşte hamilesin, bir oğlun olacak, Adını İsmail koyacaksın. Çünkü RAB sıkıntı içindeki yakarışını işitti. 12 Oğlun yaban eşeğine benzer bir adam olacak, O herkese, herkes de ona karşı çıkacak. Kardeşlerinin hepsiyle çekişme içinde yaşayacak ." 13 Hacer, "Gerçekten beni gören Tanrı'yı gördüm mü?" diyerek kendisiyle konuşan RAB'be "El-Roi" adını verdi. 14 Bu yüzden Kadeş'le Beret arasındaki o kuyuya Beer-Lahay-Roi adı verildi. 15 Hacer, Avram'a bir oğlan doğurdu. Avram, çocuğun adını İsmail koydu. 16 Hacer, İsmail'i doğurduğunda; Avram, seksen altı yaşındaydı.

İngilizlerin Misyonerlik Faaliyetleri

İngilizlerin Misyonerlik Faaliyetleri
1806 yılında Osmanlı Devleti’ne gelen İngiliz elçisi Stranford Cannig II. Mahmud’a ve Tanzimat ileri gelenlerine Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışını önleyecek telkinlerde bulunarak düşüncelerini 4 madde halinde toplamıştır(Atay, 1971):
1. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupalılaşması için İslamiyet’ten ayrılması gerekir.
2. Türkler yenilik yapacak kabiliyette olmadığı için Orta Asya’ya dönmeye mahkumdurlar.
3. Türkiye’nin tek çıkar yolu, Hıristiyanlık anlamında medenileşmesidir.
4. Osmanlı İmparatorluğu için baş muzır İslam dinidir. Bu, Türklerin boşa giden enerjisi üzerinde yatan gerçek bir canavardır.
Son günlerde Batı ülkelerindeki bazı basın organlarının Hz. Muhammed’i terörist olarak göstermeleri, Batı’nın yukarıdaki düşüncelerinden en ufak da olsa uzaklaşmadığını göstermektedir.
Prof. Hüseyin Atay’a göre yukarıdaki 4 madde geçmişte Türkiye’yi parçaladı, gelecekte de parçalamaya devam edecektir. İster istemez Prof. Dr. Hüseyin Atay’ın düşüncelerine hak vermek zorunda kalıyoruz. Çünkü Avrupa Birliğine Uyum adı altında çıkarılan yasalar sonucu Türkiye’de binlerce kilisenin açıldığı kitle iletişim araçlarında yer almaktadır.
İngilizler 19. yüzyılda Sömürgeler Bakanlığını ihdas ederek Suudi Arabistan’da Vahabilik mezhebini kurdurdular(M. Hadimi, 1996). Vahabilik, hem dinsel hem siyasal olarak Hicaz bölgesinde Osmanlı Devleti’ne bir başkaldırı niteliği taşımaktadır. Vahabi isyanları Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünü bozmakla kalmamış aynı zamanda imparatorluğun parçalanmasında katalizör rolü oynamıştır (Vurmay, 2005).
İngilizler, Türklerden bazı satılmış aileler bularak misyonerleri küçüklükten itibaren onların yanında bir Türk çocuğu gibi yetiştirmişler ve bunlardan bazıları cami imamlığı, medrese müderrisliği yapmışlar ve hatta Hariciye Nazırlığına kadar yükselebilmişlerdir. Bunlar arasında Bektaşi tarikatına girip post sahibi olanlar bulunmaktadır.
Fransız Elçisi Angelhard’ın aradaki dini engeli kaldırarak İslam toplumunu Hıristiyan toplumuna yaklaştırmak diye anladığı Tanzimat Fermanı ile bir takım misyonerler, Islahat Fermanı’nın verdiği izinden faydalanarak gayretlerini arttırmış, sokakta ve vapurlarda ve Müslümanlık aleyhine olan yazıları ve İncilleri Müslümanlara dağıtmaya başlamışlar ve birkaç Müslüman’ın Protestan olmalarını başarmışlardır. Bunlar İstanbul hanlarında vaaz ederek Müslümanlar aleyhinde açıklamalarda bulunup küfür ve saldırıda bulunacak derecede cüretlerini ileri götürmüşlerdir(Güngör,1999).
Tanzimat Dönemi sadrazamı Mustafa Reşit Paşa, papa ile görüşmüş ve kendisinin Hıristiyan olduğu iddiaları öne sürülmüştür. Bilinen bir şey var ki onun döneminde misyonerlik faaliyetleri artmış misyonerler, İstanbul’da Fincancı Yokuşunda bir kilise kurmuşlardır.Bu kilisede çok sayıda insan Protestanlaştırılarak İslam dininden uzaklaştırılmıştır (Baş, 1996).
1710 yılında İngiliz Sömürgeler Bakanlığı, İstanbul’a ajan olarak gönderdiği casus Humpher’e bir kitap vermiş ve bu kitapta misyonerlerin ne yapması gerektiği şöyle anlatılmıştır(Baş, 1996):
1- Sünni ve Şii Müslümanlar arasında birbirine karşı kötümserlik ve kuşku uyandırınız.
2- Müslümanların cehaletini koruyun ve bilgi edinmelerini önleyin.
3- Tembelliği teşvik edin ve çalışmalarını engelleyin. Cenneti rengarenk göstererek dünya için çalışmalarını, çaba sarf etmelerine mani olun.
4- İçki, kumar, fesat ve fuhşu yayın. Domuz eti kullanmayı teşvik edin.
5- Din bilginleri ile halk arasında karşılıklı saygı ve sevgiyi bozun. Bunu hiçbir İngiliz memuru unutmamalıdır. Bu yolda iki iş yapılmalı
a) Din bilginlerine iftira etmek,
b) Din bilginleri arasında sömürgeler bakanlığının memurlarını din alimi kisvesi altında yerleştirin.
6- Baba oğul arasına nifak sokarak, birbirleriyle çatışmalarını sağlayın.
7- Müslüman kadınların edepli giyinmelerine engel olun. Ajanlarımız gençleri gayri meşru ilişkilere teşvik etsin, Hıristiyan kadınlar çıplak giyinerek gezsinler ve böylece Müslüman kadınlar onları taklit   edeceklerdir.
8- Müslümanların elinde bulunan Kuran hakkında şüphe uyandırın. İçinde eksik veya fazla bulunan kuranlar basın. Kur’andaki bazı ayetlerin değiştiğini ve Kur’anın eksik olduğunu iddia edin. Ne yazık ki bu inanç, misyonerlerce Anadolu Alevilerinin bazılarına benimsetilmiştir
9- İslam ülkelerinde çok sayıda kilise açınız.
10- İçki, kumar ve fuhşu öyle yaymalıyız ki genç nesil dinden tamamen uzaklaşsın. Devlet adamları, esnaf ve güçlü kişilerin peşine güzel Hıristiyan kadınlarını takmalıyız. Bu güzel yüzlü dilberleri onların toplantılarına sokmalı böylece siyasi ve dini güçlerini kaybetsinler, halk onlara kötü gözle baksın, haklarında kötü düşünsün, İslam dinine duydukları inanç azalsın.
11- İslam ülkelerinin tarımlarını ve diğer gelir kaynaklarını ortadan kaldırmalıyız,
12- Halk arasında esrar ve diğer uyuşturucu madde alışkanlığını arttırmalıyız.
13-Müslümanlarda ırkçı ve aşırı milliyetçi duyguları kamçılayın. Onların kendi dil ve kültürlerine sıkı sıkıya bağlı olmalarını engelleyin. Nitekim Almanların Türkiye’deki bazı Türkçü derneklerle Almanya’da faaliyet gösteren Kaplancı gibi dinsel grupları destekledikleri bilinmektedir. Yine Türkiye’de bazı tabelaların İngilizce yazıldığını biliyoruz. Bu da bir çeşit kültür misyonerliği olsa gerektir.

Toplumsal bütünlüğü tehdit eden ve onu tehlikeye sokan unsurlardan biri de misyonerliktir.

Ülkemiz, 21. asrın ya da üçüncü bin yılın başlarında çeşitli ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve dini sorunlarla karşı karşıya hatta iç içe bulunmaktadır. Bütün bu sorunlar biri diğerinin sebebi olmakta ya da biri diğerini tetiklemektedir.

Hastalıklı bir beden nasıl ki mikroplarla mücadelede başarısız olursa, toplumlar da onun varlık sebebi olan değerlerin zayıflaması sonucu dayanma gücünü kaybederler. Milletler arası yarışta öne çıkmak isteyen toplumlar, rakip olarak gördükleri toplumları çökertebilmek için çeşitli araçları kullanarak, onlarda bir değerler erozyonu meydana getirirler ve çoğunlukla dıştan müdahalelerin zor ve pahalı olduğu düşünülerek daha kolay ve ucuz olması sebebiyle içten çökertme yöntemi uygulanmakta ve bundan da önemli ölçüde verim alınmaktadır.

Soğuk savaş dönemlerinde, toplumların rehavete düşmeleri ve bazı direnç noktalarının kırılması, dış güçlerin başarısını artırmaktadır. Zira geleceğe ait hesapları ve projeleri olmayan toplumlar, bu tür soğuk savaş dönemlerinde hazırlıksız yakalanmakta ve çoğunlukla da sıcak savaş şartlarından daha büyük bedeller ödemektedirler.

Toplumsal direnci zayıflatan, değerler erozyonunu hızlandıran etkenlerin başında lüks, moda, içki ve uyuşturucu bağımlılığı, ahlaki ve dini çöküntüler gelmektedir. Bu yüzden toplumlar gelecek konusunda kendilerini güvende hissedebilmeleri için kimliğini oluşturan değerleri koruma konusunda   duyarlı ve dikkatli olmak zorundadır.

Milli değerler tarih süzgecinden geçerek, örf adet ve geleneklerle bütünleşerek, her çağ ve coğrafyada milleti ayakta tutarlar. Bir ırmağın sürüklediği kum tanecikleri gibi biri birilerini törpülerler ve belli bir uyum sağlayarak ortak kaderi paylaşırlar. Bir arada olmaları onları güven içinde mutlu kılar. Bu insicam her zaman dış etkenlerin müdaheleleriyle bozulmaya açıktır ve her zaman da böyle bozulmuşlardır. İşte toplumlar belli ülkü ve değerler etrafında mutlu bir varlık sürerek güçlerini korurlarken başkaları bu mutluluğu kendileri için bir dezavantaj olarak görerek bozmaya yeltenebilirler.

İşte toplumsal bütünlüğü tehdit eden ve onu tehlikeye sokan unsurlardan biri de misyonerliktir.

Misyonerlik, bir dinin insanlara tebliğini görev kabul etmiş olan insanların yani misyonerlerin yaptığı iştir. Tarihi süreçte Hıristiyanlıkla özdeşleşmiştir ve misyonerler onun sembolü haline gelmiştir. Değişik bir ifade ile "misyonerlik" denince Hıristiyanlık, Hıristiyanlık denildiğinde de misyonerlik akla gelmektedir.

Her ne kadar misyonerlik belli bir dini diğer bir din mensubuna tebliğ gibi anlaşılsa da bu, bir dinin masumane tebliğinden farklı bir şeydir. En azından bu faaliyetlerin tarihi geçmişi bu görüntüyü vermiştir. Zira misyonerlikte en azından iyi niyet ve masumiyet bulunmamaktadır. İnsanların inanma duyguları istismar edilmekte, zaaf ve beklentilerinden yararlanılmakta ve bu süreçte bazı empozeler yapılmaktadır. Hatta buna dayalı olarak imkanlar ölçüsünde karşı inanç ve düşünceleri karalama, tahrif ve aşağılama vardır.

Hıristiyanlıkta misyonerlik faaliyetlerinin kaynağı olarak kabul edilen Matta İncili 4. Bap 19. cümlesinde yer alan ve Hz. İsa'nın Petrus ve Andreas'a söylediği ifade edilen şu söz misyonerliğin iç dinamikleri bakımından bazı ipuçları vermektedir.

"İsa onlara dedi; Ardımca gelin, sizi insan avcıları yapacağım".

Bu cümle, Hz. İsa'ya inananların kendi inanç değerlerini insanları avlamada bir yöntem olarak kullanabilecekleri iznini vermekte ve yıllarca bu yöntem sayesinde insanlar içine düştükleri, sosyal, kültürel ve ekonomik şartların zorlaması sonucu Hıristiyan misyonerler tarafından avlanmaktadırlar. Aynı şekilde Matta İncili'nin 28. Bap 18-20. cümleleri, misyonerliğin bir emir gibi anlaşılmasına ve her türlü yolun meşrulaştırılmasına sebep olarak kabul edilmiştir.

"İsa yanlarına geldi ve onlara söyleyip dedi: Gökte ve yerde bütün hakimiyet bana verildi. İmdi siz gidip bütün milletleri şakirt edin, onları Baba ve Oğul ve Kutsal Ruh ismiyle vaftiz eyleyin. Size emrettiğim her şeyi tutmalarını onlara öğretin ve işte ben bütün günler, dünyanın sonuna kadar sizinle beraberim."

Her iki cümle her ne kadar Matta İncili'nde yer alsa bile bunların Hz. İsa'ya aidiyeti, incillerin bütünü üzerindeki genel İslami kanı çerçevesinde tartışılabilir. Ancak tarihin bütün dönemlerinde bu söz Hıristiyan misyonerliğin özünü oluşturmuş ve Hıristiyan misyonerlere hareket imkanı sağlamıştır.

Hıristiyanlık üzerinde büyük bir etkisi olan Pavlus'un yazdıkları Hıristiyan Kutsal Kitabında yer almış ve kendisi Hıristiyanlığı yaymayı görev edinenlere en önemli örnek olmuştur. Hıristiyan misyonerler çeşitli yönlerden onu taklit etmiş ve sözlerini kutsal vahiy metni olarak uygulamaya özen  göstermişlerdir. İşte Pavlus'un Korintoslulara yazdığı mektup misyonerlere örnek teşkil eden ve misyonerliğin iç yüzünü bütün açıklığıyla ortaya koyan cümlelerinden bazıları:

"İmdi benim ücretim nedir? İncil'de olan salahiyetim ifratla istimal etmemek için, İncili vazederken, İncili meccanen arz etmektir. Çünkü herkesten azatken, daha çok adam kazanayım diye, kendimi herkese kul ettim. Ve Yahudileri kazanayım diye Yahudilere Yahudi gibi davrandım; kendim şeriat altında olmadığım halde, şeriat altında olanları kazanayım diye şeriat altında olanlara şeriat altında gibi davrandım; Allah'a karşı şeriati olmayanlardan değil, ancak Mesih'in şeriati altında olarak şeriati olmayanlara şeriati olmayan gibi davrandım. Zayıfları kazanayım diye zayıflara zayıf oldum; her suretle bazılarını kurtarayım diye zayıflara herkese her şey oldum. Ve hepsini incil için yapıyorum, ta ki onda hissedar olayım." (I. Korintoslulara, 9/18-23).

Bu cümlelerden etkilenen Hıristiyan misyonerleri, Hristiyanlığı yaymak için her yola başvurmuşlar,her fırsatı değerlendirmişlerdir. İşin en ilginç olan yanı ise bunu din adına yapmışlardır.

YAHUDİ MARTİN LUTHER VE SİYONİZME HİZMET İÇİN KURDUĞU MEZHEP ''PROTESTANLIK''

YAHUDİ MARTİN LUTHER VE SİYONİZME HİZMET İÇİN KURDUĞU MEZHEP ''PROTESTANLIK''

Protestanlığın kurucusu kabul edilen Martin Luther’in yahudi dönmesi olduğu ve fakat gizli yahudi olarak kaldığı bizzat yahudi kaynaklarında iddia edilmektedir:

“Kabbalist Abraham B. Eliezer ha-Levi, Luther’in Hıristiyanları yavaş yavaş eğitmeye çalışan bir ‘Gizli Yahudi’ olduğunu söyledi.” (Encyclopedia Jdacia, cilt 14, sf. 21)

Sadece yahudiler değil, kilise ve halk da Martin Luther ve taraftarlarının yarı yahudi veya gizli yahudi olduklarını düşünüyordu:

“Martin Luther kilise tarafından ‘Yarı yahudi’ olarak adlandırıldı... Abraham Farissol gibi bazı yahudiler, Luther’i gizli bir yahudi, dini gerçeği ve adaleti ayakta tutan bir yenilikçi olarak tanımlarken, anti-putperest yenilikleri Yahudiliğe dönüş olarak belirtti.” (Encyclopedia Judacia, cilt 11, sf. 585)

“İsa Mesih bir Yahudi Olarak Doğdu” isimli bir eseri bulunan Martin Luther’in yahudilere ilgisini gösteren bir cümlesi şöyle:

“Yahudiler bizim Tanrımızın akrabaları, kuzenleri ve kardeşleridir. Katoliklere sesleniyorum; bana kafir demekten yorulduklarında Yahudi desinler.” (History Of Anti-Semitizm, Leon Poliakov, sf. 221)

Nitekim bugünkü protestanlar kendilerini yahudilere yakın görürler. Protestan misyonerleri arasında birçok yahudi vardır. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde işin başında bu tipler bulunur. Bu misyonerleri tanıyanlar çocukları doğduğunda ilk sekiz gün içinde sünnet ettirilerek hastaneden çıkartıldığını anlatmaktadır. Zira yahudi inancına göre erkek çocuk ilk sekiz gün içerisinde sünnet ettirilmelidir. Amerika’da hemen hemen bütün misyonerler Ortadoks yahudidir. Bunların kurduğu kiliselerde bilinçli şekilde “Biz yahudi oymağındanız.” fikri empoze edilmektedir.

“...abd’deki ‘İsrail destekçileri’, eski muhatapları ncc den yüz çevirerek fundemantalist, tutucu protestanlara, Evanjeliklere yanaştılar. Evanjeliklerle Siyonistlerin iki temel noktada yakınlıkları sözkonusuydu. Birincisi ve daha dolaysız olanı şuydu: Evanjeliklere göre ‘son karar günü’nün geldiğine işaret eden mucizevi olaylar arasında Yahudilerin Filistin’e dönmeleri ve bir yahudi devletinin kuruluşu da vardı. Dahası, İsa’nın Hıristiyanlık düşmanlarına nihai darbeyi vuracağı Mahşer (Armageddon), coğrafyada belli bir yer kaplamaktaydı; bugünkü İsrail’in kuzeyindeki Armageddon Vadisi. İkinci ve daha dolaylı olanı Evanjeliklerin İslâm’la ilgili yorumlarıydı; Arap halkın esaretinden, dünyadaki anti-semitizmin büyük bölümünden, İsrail karşıtı hissiyattan, Tanrı’nın adını kirleten İslâm sorumluydu. Buna bir de Amerikan tarihinin şovenist yorumunu eklemek mümkün; Birleşik Devletler tanrı tarafından seçilmiş ve kutsanmıştı. Bunun da kanıtı ‘Amerikalıların Yahudileri kurtarmış olmalarıydı’.

... Yahudi cemaat örgütleri 1970’lerin ikinci yarısından itibaren Evanjeliklerin sağlayacağı yararlara işaret etmeye başladılar. Yahudi irtibat bürosu eski görevlilerinden biri ‘bu ülkedeki yahudilerin sahip olduğu gücün gerçek kaynağı Evanjeliklerden gelmektedir.’ diye yazıyordu.” (Kader Üçgeni, Noam Chomsky, sf. 38)

Bugünkü haçlı seferini başlatan abd başkanı Bush da Evangelist bir hıristiyandır. Bu yüzdendir ki günümüzde yahudilerin her türlü zulmüne destek vermektedir.

Yahudilerin de katkısıyla bazı hıristiyan mezhep ve tarikatlarının nasıl yahudilere hizmet eder hale geldikleri görülmektedir. Protestanlığın kurucusu kabul edilen Martin Luther’in yahudi dönmesi olduğu ve fakat gizli yahudi olarak kaldığı bizzat yahudi kaynaklarında iddia edilmektedir:“Kabbalist Abraham B. Eliezer ha-Levi, Luther’in Hıristiyanları yavaş yavaş eğitmeye çalışan bir ‘Gizli Yahudi’ olduğunu söyledi.” (Encyclopedia Jdacia, cilt 14, sf. 21)Sadece yahudiler değil, kilise ve halk da Martin Luther ve taraftarlarının yarı yahudi veya gizli yahudi olduklarını düşünüyordu:“Martin Luther kilise tarafından ‘Yarı yahudi’ olarak adlandırıldı... Abraham Farissol gibi bazı yahudiler, Luther’i gizli bir yahudi, dini gerçeği ve adaleti ayakta tutan bir yenilikçi olarak tanımlarken, anti-putperest yenilikleri Yahudiliğe dönüş olarak belirtti.” (Encyclopedia Judacia, cilt 11, sf. 585)“İsa Mesih bir Yahudi Olarak Doğdu” isimli bir eseri bulunan Martin Luther’in yahudilere ilgisini gösteren bir cümlesi şöyle:“Yahudiler bizim Tanrımızın akrabaları, kuzenleri ve kardeşleridir. Katoliklere sesleniyorum; bana kafir demekten yorulduklarında Yahudi desinler.” (History Of Anti-Semitizm, Leon Poliakov, sf. 221)Nitekim bugünkü protestanlar kendilerini yahudilere yakın görürler. Protestan misyonerleri arasında birçok yahudi vardır. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde işin başında bu tipler bulunur. Bu misyonerleri tanıyanlar çocukları doğduğunda ilk sekiz gün içinde sünnet ettirilerek hastaneden çıkartıldığını anlatmaktadır. Zira yahudi inancına göre erkek çocuk ilk sekiz gün içerisinde sünnet ettirilmelidir. Amerika’da hemen hemen bütün misyonerler Ortadoks yahudidir. Bunların kurduğu kiliselerde bilinçli şekilde “Biz yahudi oymağındanız.” fikri empoze edilmektedir.“...abd’deki ‘İsrail destekçileri’, eski muhatapları ncc den yüz çevirerek fundemantalist, tutucu protestanlara, Evanjeliklere yanaştılar. Evanjeliklerle Siyonistlerin iki temel noktada yakınlıkları sözkonusuydu. Birincisi ve daha dolaysız olanı şuydu: Evanjeliklere göre ‘son karar günü’nün geldiğine işaret eden mucizevi olaylar arasında Yahudilerin Filistin’e dönmeleri ve bir yahudi devletinin kuruluşu da vardı. Dahası, İsa’nın Hıristiyanlık düşmanlarına nihai darbeyi vuracağı Mahşer (Armageddon), coğrafyada belli bir yer kaplamaktaydı; bugünkü İsrail’in kuzeyindeki Armageddon Vadisi. İkinci ve daha dolaylı olanı Evanjeliklerin İslâm’la ilgili yorumlarıydı; Arap halkın esaretinden, dünyadaki anti-semitizmin büyük bölümünden, İsrail karşıtı hissiyattan, Tanrı’nın adını kirleten İslâm sorumluydu. Buna bir de Amerikan tarihinin şovenist yorumunu eklemek mümkün; Birleşik Devletler tanrı tarafından seçilmiş ve kutsanmıştı. Bunun da kanıtı ‘Amerikalıların Yahudileri kurtarmış olmalarıydı’.... Yahudi cemaat örgütleri 1970’lerin ikinci yarısından itibaren Evanjeliklerin sağlayacağı yararlara işaret etmeye başladılar. Yahudi irtibat bürosu eski görevlilerinden biri ‘bu ülkedeki yahudilerin sahip olduğu  gücün gerçek kaynağı Evanjeliklerden gelmektedir.’ diye yazıyordu.” (Kader Üçgeni, Noam Chomsky, sf. 38)Bugünkü haçlı seferini başlatan abd başkanı Bush da Evangelist bir hıristiyandır. Bu yüzdendir ki günümüzde yahudilerin her türlü zulmüne destek vermektedir.Yahudilerin de katkısıyla bazı hıristiyan mezhep ve tarikatlarının nasıl yahudilere hizmet eder hale geldikleri görülmektedir.

"Allah Baba" Denilir mi? SAKIN ALLAH'A BABA DEMEYİN

"Allah Baba" Denilir mi? SAKIN ALLAH'A BABA DEMEYİN


İslam dininde en büyük günah Allah'a baba demektir. Baba deyince birde ananın olması gerekir. Baba, karısı olup çocuğu doğurtan kimseye ve hayvana denir. Bu anlamda Allah'a baba demek en büyük günah ve küfürdür. Ülkemizde insanın babası olmayanlara da baba demesi alışkanlığı bulunmaktadır. Onlarda babadır, ama başkalarının babasıdır. Onların da karıları ve çocukları vardır. İnsanlar bir saygı ifadesi olarak onlara mecazi anlamda baba demektedir.
Hristiyanlar, Hz.İsa'ya Allah'ın oğlu der. Hz.İsa oğul olunca, Allah'a da baba demeye başladılar. Oğul,  bulununca bir baba ve baba olunca bir oğul olması birbirini gerektirir. Meryem'e İsa'nın anası derler. Öyleyse İsa'nın anası Allah'ın karısı mıdır? Buna cevap vermeleri gerekir?
Bizim basın ve yayın organlarında, bazı insanların zaman zaman kullandığı "Allah baba" ifadesi tamamen Hristiyan kültüründen geçmedir.
Kur'an-ı Kerim, Allah'a baba demenin ne kadar büyük bir günah olduğunu anlatır.
* "Pek merhametli olan Allah'ın oğlu olduğu kötü sözü söylemelerinden dolayı az kaldı gökler paramparça olacak, yeryüzü yarılacak ve dağlar çökecekti. Oysa Allah'ın oğlu olmaz, göklerde ve yer  yüzünde her şey onun mülkü ve herkes Onun kuludur."(Meryem Suresi 88 - 93)
* "Allah, çocuk edinmemiş ve hükümranlığında ortağı yoktur." (İsra Suresi :77)
* "Şüphesiz Allah tektir çocuğu olmaktan münezzeh ve yücedir" (Nisa Suresi : 171)
* "Gökleri ve yeri yaratan Allah'tır. Karısı olmadığı halde çocuğu nasıl olabilir? Her şeyi O yaratmıştır"(Enam Suresi :101)
* "Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, karı da, çocuk da edinmemiştir." (Cin Suresi . 3)
* "Allah bir tektir, doğurmadı ve doğmadı. Hiç bir şey O'na denk değildir." (İhlas Suresi: 1-4)

MİSYONERLERİN YENİ HEDEFİ

MİSYONERLERİN YENİ HEDEFİ
Misyonerlerin yeni hedefi, Türkiye, İran ve Irak'ta yaşayan Kürt nüfus. Amerika, Kanada ve İsviçre merkezli olarak faaliyet gösteren grup, Kürtlerle ilgili tarihi, sosyal ve toplumsal bilgilerin yer aldığı broşürler hazırladı.
Broşürler, dünyanın dört bir yanındaki misyonerlere dağıtıldı. Türkiye hakkında, 'Kürt edebiyatının yasaklandığı, Kürt coğrafyadaki köylere zarar verildiği' gibi iddiaların yer aldığı broşürlerde, Kürtler 'Hıristiyanlığın henüz dokunmadığı 20 milyonluk eşsiz bir grup' olarak tanımlıyor.

KÜRTÇE ÖĞRENİN
Broşürde, Kürtlerin, sosyal ve politik problemlerinin ötesinde ruhsal ihtiyaçlarının giderilmesi gerektiği söyleniyor. Misyonerlerin Kürtçe öğrenmesi istenerek, İncil'in Kürtçe'nin 3 lehçesinde tercüme edildiği, Kürt bölgelerinde Hristiyanlık üzerine radyo yayınları yapıldığı belirtiliyor. Hazırlanan haritada, İran, Irak ve Türkiye'den Mardin, Diyarbakır, Urfa, Van, Elazığ, Malatya'nın hedef alındığı görülüyor.

ARKADAŞ OLUN
Broşürlerde misyonerlere, Kürtçe öğrenmeleri, Kürt gruplarını aralarına girip arkadaşlar edinmeleri öneriliyor. Ayrıca Kürtler için dua etmeleri, Kürtler ve İslam konulu kitaplar okumaları tavsiye ediliyor.

IRAK SAVAŞINDAN SONRA ARTTI
DİCLE Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdülkerim Ünalan bölgedeki faaliyetlerin Amerika'nın Irak operasyonu sonrasında arttığını belirterek, 'Hıristiyanlık ve misyonerlere karşı önyargılı değiliz. Ama dünyanın pek çok ülkesinde misyonerlik faaliyetlerinin yürütüldüğü bir gerçek.
Türkiye'de Kürt vatandaşların yaşadığı olumsuz koşulları fırsat bilen misyonerlerin bu yönde çalışmaları hızlandırdığı duyumları alıyoruz. Misyonerler önce Hıristiyan köylerine yerleşiyor, sonra bölgeye yayılıyor' dedi.

Hiristiyanlık,Paganizm ve Mitraizm



Hiristiyanlık bir çok din ve inanıştan izler taşır en çok pagan tanrılarından ve mitra dininden etkilendiği görülür.“Mitra” ifadesi ilk olarak, MÖ 1800 veya daha da eskiye ait Hindu kutsal kitabı Rig-Veda’da geçer, Mitra’nın kökeni için MÖ 3000 tarihine kadar uzandığı söylenir. Çeşitli araştırmacılar tarafından, Hinduizm dininden Perslere (Zoroastrianism/Zerdüştçülük) oradan da Roma’ya geçtiği söylenmektedir, Romalılar, Mitraizmi kabul edip benimsediklerinde ona sembolik manaları anlatmak için bilinçli olarak, Pers Mitrasında olmayan özellikler de yüklemişlerdi, onu “ölüp dirilen kurtarıcı Tanrı” yapmışlardı.Hristiyanlığı en çok etkileyen 3 Pagan Tanrısı Attis, Dionysos ve Mitra’dır.Yaygın olan bu üç gizem kültünün birbirinden etkilendiği bilinmektedir ve hristiyanlığı da doğrudan etkilemiştir.
ÖLEN VE DİRİLEN KURTARICI TANRILAR

1) AYNI İSA GİBİ, ÖLEN VE DİRİLEN TANRI: ATTİS

Attis, Frigya tanrıçası Cybele’nin oğlu veya sevgilisi olarak mitolojide yerini almış bitki tanrısıdır, 25 Aralık günü bakire NANA’dan doğmuştu, katolik kilisesi 25 Aralık tarihini “İsa’nın doğum günü” olarak niteler ancak bu tarih pek çok pagan Tanrı’nın doğum tarihi olarak bilinir, sadece bu bile, kilisenin, pagan doktrinlerini İsa’ya uyarlamakta ve pagan mitlerini alıp özümsemekte ne kadar hızlı olduğunu göstermek için iyi bir örnektir.


Attis tapınımında, kutsal yiyecek ayini vardı, şarap Attis’in kanını, ekmek ise Attis’in bedenini simgeliyordu, aynı İsa’nınki gibi:

“Size doğrusunu söyleyeyim, insanoğlunun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmaz. Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim. Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir. Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda." (Yuhanna 6:53-56)

Aynı hristiyanlıktaki gibi “kutsal kanda yıkanma” işlemi, insanların günahlarını affettiren bir uygulama ya da bir nevi vaftiz olarak görülüyordu, bu kan bir boğanın kanıydı, boğa kesiliyor ve onun kanında gerçekten veya sembolik olarak yıkanarak, sonsuz yaşama kavuşulduğuna, günahların affolduğuna inanılıyordu. İncil’in kendisi bunu belirtmişti:

İbr 9:13 “Murdar olanların bedensel temizliği için üzerlerine serpilen düvenin külleri ve erkeçlerle boğaların kanı onları kutsal kılıyor.”

(James George Frazer’in bu konudaki ayrıntılı kitaplarında benzerliklerden bazıları sıralanmış ve tartışılmıştır).

“Kanda yıkanma” olgusu mistik gizem külterinden hristiyanlığa geçmiştir, boğanın kanında yıkanma ve aklanma olgusu, “kuzunun” ve “İsa’nın kanında yıkanma” şekline dönüşmüştür!:

Esi 7:14 “Sen bunu biliyorsun, efendim» dedim. Bana dedi ki, «Bunlar, o büyük sıkıntıdan geçip gelenlerdir. Kaftanlarını Kuzu'nun kanında yıkamış bembeyaz etmişlerdir.”

1Yu 1:7 “Ama kendisi ışıkta olduğu gibi, biz de ışıkta yürürsek, birbirimizle paydaşlığımız olur ve O'nun Oğlu İsa'nın kanı bizi her günahtan arındırır

Attis de aynı İsa gibi “kurtarıcı” diye bilinirdi, İsa’nın “iyi çoban” olarak nitelendirilmesinin kaynağı da Attis kültüdür.


hristiyanlığın kökeni:

Yu 10:11 “Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir.”

Yu 10:14-15 “Ben iyi çobanım. Benimkileri tanırım. Baba beni tanıdığı, ben de Baba'yı tanıdığım gibi, benimkiler de beni tanır. Ben koyunlarımın uğruna canımı veririm.”



İyi çoban İsa Figürü MS 3. yüzyıl

İyi çoban Attis Figürü MÖ 5. yüzyıl, aynı figür Apollos için de kullanılmıştır

Attis’in annesi “Cybele”, “Göklerin kraliçesi” (Queen of heaven) idi, bu lakabın, katolik kilisesi tarafından İsa’nın annesi Meryem’e de verilmesi şaşırtıcıdır! (Mary: Queen of heaven)

Attis ile İsa hikayesi arasındaki en önemli benzerlik de Attis’in aynı İsa gibi ölmesi ve üçüncü gün yeniden dirilmesidir. (E.J. Brill, “Cybelle Attis and related Cults”, sayfa 39, Frazer, The Golden Bough, 349-350)

İncil hikayelerinde:

1Ko 15:3-4 “Aldığım bilgiyi size öncelikle ilettim. Şöyle ki, Kutsal Yazılar uyarınca Mesih, günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi.”

Mat 20:19 “O'nunla alay etmeleri, kamçılayıp çarmıha germeleri için O'nu diğer uluslara teslim edecekler. Ne var ki O, üçüncü gün dirilecek.”

Aynı İsa gibi Attis’in üçüncü gün ölümden dirilişi de, taraftarları atrafından her yıl kutlanıyordu. (Gerald Berry, “Religions of the world”) Megalansia, Attis kültünde, üç gün boyunca süren bir bahar festivaliydi.

Attis de aynı İsa gibi ölen ve üçüncü gün dirilen kurtarıcı Tanrılardan yalnızca biriydi.

Attis kültü İsa’dan çok önce oluşmuştu ve Attis ritüelleri, bayramları kutlanıyordu.Attis kültünden bahseden bazı Roma yazarları: Varroo(MÖ 116-28), Catullus (MÖ 86-40)


İlk yüzyıllarda yazan pagan yazarlar bu benzerlikleri hristiyanlığa karşı kullanıyor, “aynı şeyleri bizim tanrılarımız da yapmışlardı, bizim Tanrımız sizinkinden daha eski” yorumuna karşı hristiyanlar ise “Evet bizim tanrımız daha sonra geldi ama şeytan yüzyıllar önce tanrılarınızı bizimö tanrımıza benzetti” şeklinde savunmalar yapıyordu

2) GREKLERİN ŞARAP TANRISI: DİONYSOS

Dionysos’a ilk defa kuzey ve doğu Yunanistan’da tapılmaya başlanmıştı, Yunanistan’a ilk defa, Homer İlyada’yı yazdığı zamanlarda MÖ 800 gibi geldiği tahmin edilir, son derece popüler bir Tanrı idi, Roma’dan Mısıra tanırırdı ve kendisine ibadet edilirdi. Dionysos kültü (Roma’da “Bacchus” diye de bilinir), İsa’nın hikayeleri üzerinde derin etki bırakan gizem kültlerinden biriydi (ayrıca bkz. Birinci bölümde gösterdiğim resim)


Çarmıha gerilen pagan Tanrısı Dionysos (Bacchus)


Bedene bürünen Tanrı İsa, annesi bakire ve ölümlü Meryem

Önceki yazımda da belirttiğim gibi İsa’nın suyu şaraba dönüştürmesi de doğrudan Dionysos mitinden alınmıştır, İsa’nın sembolik olarak etinin yenmesi ve kanının içilmesi Dionsyos, Attis ve Mitra kültlerinde yaygın olarak uygulanan bir ritüel idi.

İsa hikayelerinde kullanılan pek çok simge ve anlatım doğrudan Dionysos mitinden alınmıştır örneğin;

Mat 21:1-2 “Kudüs'e yaklaşıp Zeytin dağının yamacında bulunan Beytfacı köyüne geldiklerinde İsa, öğrencilerinden ikisini şu sözlerle köye gönderdi: «Karşınızdaki köye gidin. Hemen orada bağlı bir dişi eşek ve yanında bir sıpa bulacaksınız. Onları çözüp bana getirin.”

İsa İncil’deki hikayeye göre, Kudüs’e eşek üzerinde, “zafer” içinde ölümüne giderken resmedilir, mite göre Dionysos da aynı İsa gibi ölümüne eşek sırtında gitmiştir, (J. Harrison: “Prologemena to the   study of Greek religion”) eşek simgesinin bazı sembolik anlamları vardı bu nedenle gizem kültleri arasında yaygın olarak kullanılan bir figürdü eşek insanın hayvani doğasını simgelemekte, onun üzerine binmek de “hayvani doğaya hükmediş/hayvani doğanın alt edilmesi” anlamlarına geliyordu.(J. Harrison: “Prologemena to the study of Greek religion”)

İsa’nın ölmesi ve dirilmesi, İncil’in özünü ve temel öğretisini oluşturmaktadır, Dionysos da aynı İsa gibi, çarmıhta veya bazı hikayelere göre bir ağaçta can vermişti, Titianlar tarafından yok edilmiş ve yenmişti, gömüldükten sonra dirildi ve “göğe yükseldi” kilise babası Justin Martyr’ye göre bu benzerlikler çok rahatsız edici ve “şeytani” idi.!

İsa’nın İncil’de şöyle der:

Yu 4:14 “Oysa benim vereceğim sudan içen sonsuza dek susamaz. Benim vereceğim su, içende sonsuz yaşam için fışkıran bir su kaynağı olacak.”

Dionysos da izleyenlerine 2 “su kaynağı”ndan bahsetmişti, biri yer altı dünyası Hades’ten gelen su kaynağı, diğeri ise sonsuz yaşam veren su kaynağı...İncil’deki bu ayet de, Dionysos gizem kültünün kurtuluş sembolizminden İsa’ya uyarlanmıştır.

Dionysos’a sarmaşıktan yapılı bir taç verilmişti ve mor bir cüppe giymiş olarak simgelenirdi İsa hikayesinde sarmaşıktan taç “dikenli” taca dönüşmüş, mor cüppe ise aynı kalmıştır:

Mar 15:17 “O'na mor renkte bir giysi giydirdiler, dikenlerden bir taç örüp başına geçirdiler.”


İyi çoban Orpheus kuzularıyla birlikte...

Yu 10:11”Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir”


İyi çoban İsa kuzularıyla birlikte.


Şarap tanrısı Dionysos, bir elinde haça benzer bir işaret diğer elinde ise şarap için üzümler (Egypt. Staatliche Museen, Berlin)

3) HRİSTİYANLIĞA DİREKT ETKİ EDEN GİZEM KÜLTÜ: MİTRAİZM

Mitraizm inanışının kökeni çok eskilere dayanmaktadır, “Mitra” ifadesi ilk olarak, MÖ 1800 veya daha da eskiye ait Hindu kutsal kitabı Rig-Veda’da geçer, Rig Veda yazıya geçirilmeden önce binlerce yıl boyunca devam eden sözlü gelenekle babadan oğula aktarılıyordu dolayısıyla Mitra’nın kökeni için MÖ 3000 tarihini veren bilim adamları vardır Çeşitli araştırmacılar tarafından, Hinduizm dininden Perslere (Zoroastrianism/Zerdüştçülük) oradan da Roma’ya geçtiği söylenmektedir, Romalılar, Mitraizmi kabul edip benimsediklerinde ona sembolik manaları anlatmak için bilinçli olarak, Pers Mitrasında olmayan özellikler de yüklemişlerdi, onu “ölü dirilen kurtarıcı Tanrı” yapmışlardı.(Bu özellik yalnızca Roma Mitraizminde mevcuttur)


Roma Mitrası da (Pers değil) aynı İsa gibi bir mağarada, 25 Aralık’ta, bakireden doğmuştu.(Pers kaynaklı bazı versiyonlarında “kayadan” doğduğu da söylenir)

Mitra’nın kayadan doğduğu belirtilen versiyonlarında “kayadan gelen Tanrı” (Theos ek Petras) olduğu söylenirdi, takipçileri, kurtarıcı Tanrı Mitra’nın doğduğu bu kayadan çıkan “ruhsal” suyu içmeye çalışırdı aynı hikaye İsa’ya şöyle uyarlanmıştır (Arthur Weigall, “paganism in our christianity, p129):

1Ko 10:4 “Hepsi aynı ruhsal içeceği içti. Artlarından gelen ruhsal kayadan içtiler, ve o kaya Mesih'ti.”


Mitra aynı zamanda bir “güneş” Tanrısı idi, güneş tanrısı olarak takipçileri tarafından “Light of the World” (Düyanın ışığı) olarak bilinirdi.

İncil’de aynı lakap, İsa’ya uyarlanmıştır:

Yu 8:12 “İsa yine halka seslenip şöyle dedi: «Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.”


Mitra şöyle der:

“Bedenimden yemeyecek ve kanımdan içmeyecek böylece benimle bir olmayacak kişi kurtarılmayacak kişidir” (J. Godwin “Mystery religions in the ancient world” 28)

Bu ifade Yuhanna İncili’inde İsa’ya şöyle uyarlanır:

“ Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim. Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir. Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda." (Yuhanna 6:53-56)

Mitra bir yazıtta şöyle der:

“Ölümsüz kanıp döküp bizi kurtardın” (R. Turcan “Cults of the Roman Empire” 226)

Aynı ifade, “İsa’nın bizim için döktüğü kutsal kanıyla kurtulduk” şeklinde İncil’de hayat bulur. 

Aynı İsa gibi, Mitra da öldükten sonra göğe yükselmiş, ve yine aynı İncil’de anlatıldığı gibi, ölüleri yargılamak, diriltmek ve hüküm vermek için ikinci defa döneceği söylenmişti.(F. Cumont, “The Mysteries of Mitras” 146)

Esi 5:6 “Dört yaratığın ve ihtiyarların çevrelediği tahtın ortasında boğazlanmış gibi duran bir Kuzu gördüm. Kuzu'nun yedi boynuzu ve yedi gözü vardı. Bunlar, Tanrı'nın bütün dünyaya gönderilmiş yedi ruhudur.”

“Boğazlanmış kuzu” imgesi Mitra taraftarlarının aşina olduğu bir imgeydi, ve Mitra’nın “yedi ruhunun tek bir bedende görünümü” kabul edilmesi, İncil’de İsa’nın/kuzunun yedi boynuzu, yedi göz ve yedi ruhu olarak uyarlanmıştır. (Arthur Weigall: paganism in our christianity” page 131, 132)


Kilise babalarından Justin Martyr, “apology” yazılarında hristiyanlığın Mitraizme olan beznerliğini inkar etmiyordu ancak ona göre bu beznerliğin nedeni “şeytan” idi! Şeytan hristiyanlıktan önce dinleri, hristiyanlığa benzetmeye başlamıştı! (1. Apologia 66, 4) Günümüzde ise bu komik savunma tabi ki işe yaramamaktadır.

TESLİSİN PAGAN KÖKENİ

Hristiyanlığın (ortodoks, katolik ve protestanların) önde gelen inançlarından biri de "teslis" inancıdır, hristiyanlara göre üçlübirlik, kendini Baba, oğul ve Kutsal Ruh BENLİKLERİNDE açıklayan tek Tanrı'dır, hristiyanlara göre, Tanrı kendini 3 farklı bilinç merkezinde açıklar, bunlar Tanrı'nın parçaları asla değildir çünkü Tanrı parçalara bölünemez ancak bunlar Tanrı'nın "kişilik"leridir, "bilinç  merkezleri"dir, "Baba", enerjideki güce, oğul enerjinin ışığa dönüşmüş haline, Kutsal ruh da yayılan ısıya benzetilir.
Teslis genellikle şu şekil ile açıklanır:



Üçgenin ortasında Tanrı, üstünde baba iki yanında ise oğul ve Kutsal Ruh.Kutsal Ruh ortadaki Tanrı’dır, Oğul ortadaki Tanrı’dır, Baba ortadaki Tanrı’dır ancak baba oğul değildir oğul Kutsal Ruh değildir, ortadaki yere “Madde” yazalım yanlara ve üst kısma da “katı, sıvı, gaz” yazalım, katı maddedir, sıvı maddedir, gaz maddedir ancak katı, sıvı; sıvı da gaz ile “aynı şey” değildir.

Sonuçta anlatılmak istenen üç ayrı tanrı değil de tek Tanrı'ya inandıkları ama bu Tanrı'nın 3 farklı biçimde var olup kendini açıkladığı felsefesidir.(Trinity) Böylece pek çok kültürde görülen (Osiris-Isıs-Horus, Amen-Mut-Khonsu, Khnum-Satis-Anukis..vs gibi) “triteism” inancına yani 3 ayrı Tanrı’ya değil de 3 biçimli tek Tanrı’ya inandıklarını söylerler. Ayrıca, Muhammed’in üçlü birlik ile ilgili bilgileri kulaktan dolma olduğu için ne anlatılmak istendiğini anlamamış, Kur’an’a “Allah üçün üçüncüsüdür diyen kafirdir”, “Sen, beni ve annemi de Tanrılar olarak mı kabul edin dedin?” şeklinde ayetler koymuştur, Muhammed’in hristiyan üçlü birliği hakkındaki bilgi eksikliğini bir kenara bırakırsak, konsept olarak pagan üçlemeleri ile hristiyan “üçlemesi” aynı olsa da, gerçekten de hristiyan üçlemesi diğer pek çok kültürün üçlemesinden, en azından felsefi olarak, ayrılmaktadır.

Fakat bir kültürün teslisi hristiyanlık teslisiyle nerdeyse aynıdır: TRİMURTİ (Hindu teslisi)

Trimurti üçlü birliği Brahma, Şiva ve Vişnu’dan oluşur, Brahma, Vişnu ve Şiva, ayrı Tanrılar DEĞİL, tek Tanrı’nın farklı VAROLUŞ HALLERİDİR! Brahma yaratılışı, Vişnu koruyuculuğu Şiva ise yok edilişi simgeler, Tek bir Tanrı vardır ancak bu Tanrı 3 farklı halde “işler”.Bu haliyle Trimurti, hristiyan Trinity’sinin (üçlü birliğinin) neredeyse aynısıdır! Bazı hristiyan apologistler (Apologist: “hristiyanlık savunucusu”) bunun farkına varmış ve Trimurti’nin gerçekten de hristiyan üçlü birliğine  çok benzediğini kabul etmişlerdir ancak şöyle derler “En eski Trimurti simgesi, hristiyanlıktan sonra 4. ya da 5. yüzyıla aittir” Bu ifade kısmen doğrudur gerçekten de en eski Trimurti (üç başlı gösterim) kalıntıları hristiyanlığın doğuşundan sonradır ancak bu, Trimurti inancının hristiyanlıktan çok daha eski olduğu gerçeğini değiştirmez çünkü hristiyanlıktan en az 400 yıl öncesine tarihlenen Hindu kutsal metinleri Trimurti anlayışından bahsetmektedir!

Örneğin daha “geç dönem” upanişadlarından olsa da, hristiyanlıktan en az 400 yıl öncesine tarihlenen Maitri (Maitrayani) Upanişad’ı, Brahma, Vişnu ve Şiva’nın; Brahman’ın farklı HALLERİ, GÖRÜNTÜLERİ (aspect) olduğunu söylemektedir! (Maitrayani upanişad, 4:5)

LOGOS’UN PAGAN KÖKENİ

Yu 1:1 “Başlangıçta Söz (Grekçe: “Logos”) vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı.
Yu 1:2 Başlangıçta O, Tanrı'yla birlikteydi.
Yu 1:3 Her şey O'nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O'nsuz olmadı.
Yu 1:4 Yaşam O'ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı.”

“Logos” ifadesi ve onun, bir kişinin (İsa’nın) “somut” hali olması yahudiliğe tamamen yabancı olan, pagan felsefesine ait bir ifadedir, ilk defa Heraklitus tarafından kullanıldığı sanılmaktadır, Tanrı’nın aracılığıyla evreni yarattığı ilk düşüncesi anlamına gelir, pagankaşmış, Hellenistik Philo tarafından da kullanılmıştır

Pagan Orpheus şöyle der: “Logos’u Tanrısal olarak görün, yaşamın dar yolunda iyi yürüyün” (İskenderiyeli Clement’in alıntısı)

Hermes Trimegistus (“üç kere kutsal Hermes”) aynı İncil gibi, logos’u “Tanrı’nın oğlu” olarak adlandırır. “Akıldan gelen, ışık veren söz, Tanrı’nın oğludur”

MÖ 6. yüzyılda yaşamış Heraklitus şöyle der: “Baba ve oğul aynıdır” (“Orpheus and Greek religion” W.K. Guthrie 227) Aynı ifade İncil’de İsa’ya şöyle uyarlanmıştır:

Yu 10:30 “Ben ve Baba biriz.”

İncil yazarları İsa ile Baba’nın aynı olduğunu anlatmak için hem Baba, Tanrı’nın oğlu gibi kavramları hem de “logos” doktrinini paganlardan almışlardır

Logos ile ilgili bütün bu örnekler, İncil’deki çoğu felsefi düşüncenin ve ifade tarzının tamamen Yunan Paganizmine ait olduğunu göstermektedir.

Diğer Pagan etkilerinden birkaçı:

Yahudi Şabat günü ve geleneği, hristiyanlar tarafından terkedilmiş, bunun yerine Yunan Pagan Tanrılarının “ölümden dirilme” günü olan Pazar günü kutsal sayılmıştır, Pazar günü, hristiyanlıktan önce Greko-Romen Pagan dünyasında “güneş festivali” olarak kutlanmaktaydı örneğin Pazar günü, Mitra’nın günü olarak kutlanıyordu “Dominus Lord’un günü” şeklinde ifade edilen Pazar günü hristiyanlar tarafından “Lord’s day” olarak İsa’ya uyarlanmıştır

Peki bu pagan inanışlarının, felsefelerinin ve ayinlerinin İsa’ya uyarlanarak “yahudiliğin devamı” şeklinde lanse edilmesinin amacı neydi? İlk Gnostikler kimdi?

MÖ 300 ve MS 100 arasında Terapeutae ve Esseniler gibi “gizemli” ve hellenistik yahudi grupların olduğunu biliyoruz bu grupların önceden beri Yunan/Pagan gizemlerini bir şekilde yahudi inancıyla uzlaştırma uğraşında olduklarını gösteren pek çok kanıt vardır; örneğin Diaspora yahudileri pagan ruhsallığına oldukça ilgi duyan bir topluluktu, Yahudiler, Paganlar tarafından pek çok kez fethedildi, MÖ 2. yüzyılda kültürel asimilasyon en üst noktasına ulaşmıştı, Kudüs’te Dionysos Yahudilerin Tanrısı ile ilişkilendirilmeye başlamıştı (Hengel M. “Jews Greeks and the Barbarians”, 71), Yahudi filozoflar pagan bilgelerden aldıkları felsefelerle kendi kutsal yazılarını yorumlaya başlamıştı, Yahudi bilgeleri, kendi dinlerini başka dinlerle uzlaştırmaya çalışıyordu, hatta çeşitli Hellenistik Yahudi kitaplarının dahi türediği bilinmektedir, Enok’un kitabında pek çok pagan motif kullanılmıştır, Aristes’in mektubu isimli yahudi metninde Zeus ile Yehova “bir” olarak gösterilmiştir! Hellenistik Yahudiler orijini itibariyle daha çok bir kabile Tanrısı olan Yehova’yı Platon’un felsefeleleri ışığında yeniden yorumluyordu.Pek çok yahudi, kendi anadillerini ve kültürlerini dahil terkederek Yunanca’yı benimsemişlerdi.

Sonuç olarak Yahudi toplumu İskenderiye’de karşılaşmış olduğu yüksek pagan kültürünün etkisine girmekten kurtulamamıştı.

İlk Gnostikler, hellenileşmiş mistik yahudilerden başkası değildi, İsa mitini de bütün bu “uzlaştırma” çabaları içinde Pagan gizemleri ile Yahudi dinini “uyumlu” hale getirmek için oluşturmuşlardı böylece hem “yahudilik” inkar edilmiyor, yeni oluşturulan din “yahudiliğin devamı, tamamlanması” şeklinde lanse edililiyor, hem de Yahudi kitaplarında beklenen Mesih, İsa miti aracılığıyla Pagan Tanrılarına dönüştürülüyordu başka bir deyişle mistik Pagan gizemleri, Yahudiler için “ulaşılabilir” hale getiriliyordu. İncil’de İsa’nın “yahudi” kökenini gösterebilmek için, uzun soy ağaçları (çelişkili) verilmektedir böylece onun “yahudilerin beklediği mesih” olduğu gösterilmeye çalışılır ancak bir taraftan da onun aslına Davud’un oğlu olduğu gibi bir de “TANRI’NIN OĞLU” olduğu, öldüğü ve ölümden dirildiği göğe yükseldiği belirtilir bu şekilde de Pagan gizemleri yahudi kılıfına sokulmuş bir biçimde öğretilmeye çalışılır böylece pagan Tanrıları gizemleri, yahudiler için hazır hale gelmiştir.

Gnostiklerin çeşitli ruhsal gizemleri yahudilere daha kolay anlatabilmek için oluşturduğu İsa miti, sonrasında pek çok farklı ve birbiriyle çelişen hristiyan ekollerinin doğmasına sebep olmuştu ancak mistik bireyci gnostikler yerine, gnostiklerin hazırladığı miti daha sonra “tarihsel” olarak kabul eden literalistler kazanan taraf olmuştu

Siz, siz olun Yehova Şahitlerini evinizden, ailenizden ve hatta tanıdıklarınızdan ırak tutun.

Türk insanı üzerine bilinen ya da bilinmeyen birçok oyunlar oynanıyor.  Dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman  Türk insani yoğun bir kı...