4 Şubat 2020 Salı

HRİSTİYANLAR VE YAHUDİLER, KALKINMIŞLIĞIN KENDİ DİNLERİNDENKAYNAKLANDIĞINI VE BUNDAN DOLAYI KALKINDIKLARINI SÖYLERLER;



Bugün hıristiyanların ve yahudilerin refah içinde olmasına karşı, müslüman ülkelerinde bulunan halkın fakir ve perişan olmasının din ile hiçbir alakası yoktur. Aklı başında olan herkes; eğer bugün müslümanlar zaruret içinde iseler, bunda kabahatin kendi büyük dinleri İslamiyet’te değil, bu dinin esaslarını bilmeyen veya bildiği halde tatbik etmeyenlerde olduğunu görür.

Hıristiyanların ve musevilerin fen sahasında ilerlemesinde ise, Tevrat ve İncillerin değil, iman etmedikleri halde, Kur'an-ı kerimin gösterdiği saadet yoluna sarıldıkları, böylece kendi çalışkanlıklarının, gayretlerinin ve sebatlarının sebep olduğunu derhal fark eder.

Bizim dinimizde, çalışmak, dürüst ve sebat sahibi olmak, her şeyi öğrenmek, tekrar tekrar önemle emrolunduğu halde, bunu yapmayanlar şüphesiz ki, Allahü teâlânın gazabına uğrayacaklardır. Yoksa, müslümanların geri kalmalarının sebebi, hıristiyan olmadıkları için değil, hakiki müslüman olmadıkları içindir.

Japonlar hıristiyan olmadıkları halde, Kur'an-ı kerimin emrettiği gayret ve dürüstlük neticesi olarak optikte Almanları; otomobil sanayiinde Amerikalıları geçti.

1985’de, Japonya’da 5.5 milyon otomobil yapıldı ve bütün dünya buna hayret etti. Japon halkı, refah içindedir. Elektronik sanayiinde de, dünyayı geçmiştir. Japon hesap makineleri, Japon bilgisayarları, Japon mikroskopları, Japon teleskopları, Japon fotoğraf makineleri dünyayı kaplamıştır. Bunların hıristiyanlıkla bir alakası yoktur. Yalancı misyonerler acaba buna ne diyecekler ki?

Hıristiyanların yerli maşaları olan din düşmanları, temiz gençleri aldatmak için, (İslamiyet ilerlemeye  engeldir. Hıristiyanlar ilerliyor. Tıpta, savaşta, haberleşmelerde kullandıkları fen aletleri, gözlerimizi kamaştırıyor. Biz de hıristiyanlara uymalıyız) gibi sözlerle, İslamiyet’teki güzel ahlakı, kardeşliği bıraktırmaya uğraşıyorlar ve Avrupalılara, Amerikalılara benzemeye ilericilik diyorlar. Gençleri, kendileri gibi İslam düşmanı yapmaya, felakete sürüklemeye çalışıyorlar. Halbuki İslamiyet, fende, sanatta ilerlemeyi emrediyor. Hıristiyanlar ve bütün gayri müslimler, babalarından, ustalarından öğrendiklerini yapıyorlar. Önceki neslin yaptıklarını, ufak tefek ilavelerle, tekrar yapıyorlar. Öncekiler yapmasalardı, bunlar hiçbirini yapamazdı.

Tarih gösteriyor ki, fendeki yenilikleri, hep müslümanlar yaptı. Fen bilgilerini, fen aletlerini yüz sene evvelki hâle kadar yükselttiler. Bu terakkilere, hep İslam dini ve bu dini tatbik eden İslam devletleri sebep oldu. Hıristiyanlar, haçlı seferleri ile İslam devletlerini yıkamadıkları için, siyasi oyunlarla, yalanlarla, hilelerle, içerden yıktılar. Bunların topraklarında, muhtelif rejimler kurdular. Fakat, İslamiyet’i yok edemediler. Müslümanlardan kalan, fendeki keşiflere, ilaveler yaparak bugünkü terakkiyi kendilerine mal ediyorlar. Yalnız kendi keyiflerini, zevklerini, menfaatlerini düşünenler, kötülüklerini ortaya koyduğu için, fen ve sanatı emreden İslamiyet’e gericilik diyorlar. Yahudiler, Hıristiyanlar, hatta başka din mensupları da Cennete, Cehenneme inanıyor, Mabedleri dolup taşıyor. Bu inananlara gerici demediklerine göre, fenne, sanata değil, zevk ve safaya, ahlaksızlıklara ilericilik dedikleri anlaşılıyor. Böyle asılsız ve haksız yalanlarla, İslamiyet’e küstahça, ilk saldıran İngilizlerdir.

Şimdi müslümanların, İslamiyet’in emrettiği, fen bilgilerine de sarılmaları, yine büyük sanayi kurarak yeni aletler yapmaları, Hıristiyanlardan üstün olarak, bütün insanlığı saadete kavuşturmaları gerekir.

TEVRAT VE İNCİL TAHRİF OLMAMIŞTIR İDDALARINA KURAN'DAN CEVAP...


Maide(15)Ey kitap verilenler,şimdi size,kitabınızın gizlemekte olduğunuz birçok yerlerini sizlere açıklayan birçoğunu da geçiveren Peygamberimiz geldi.İşte size Allah'tan bir nur,bir parlak kitap geldi.
Ali İmran(187)Vaktiyle Allah,kitap verilen okur yazarlardan:"Andol......sun ki, onu insanlara anlatacaksınız ve gizlemeyeceksiniz."diye söz almıştı.Derken onlar,onu arkalarına atıp az bir para karşılığında sattılar.Ne kötü bir alışverişti bu!
Enam(91)"Yahûdîler) Allah'ı gereği gibi tanımadılar. Çünkü 'Allah hiçbir beşere bir şey indirmedi' dediler. De ki: Öyle ise Mûsâ'nın insanlara bir nûr ve hidâyet olarak getirdiği Kitab'ı kim indirdi? Siz onu kâğıtlara yazıp (istediğinizi) açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz. Sizin de atalarınızın da bilemediği şeyler (Kur'an'da) size öğretilmiştir. (Resûlüm) sen 'Allah' de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar!
Bakara(146)Kendilerine kitap verdiğimiz toplumların alimleri,peygamberi,oğullarını tanır gibi tanırlar.Böyle iken içlerinden bir takımı,gerçeği bile bile gizlerler.
Bakara(174)Allah'ın indirdiği kitaptan birşeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar muhakkak ki, karınlarına ateşten başka bir şey yemezler ve kıyamet günü Allah onlarla ne konuşur,ne de onları temize çıkarır;onlara sadece pek elem veren bir azap vardır.
Ali İmran(71)Ey kendilerine kitap verilenler,neden hakkı batıla buluyorsunuz da gerçeği bile bile gizliyorsunuz?
******
Kendilerine verilen kitaptan alıntıları gizlemelerinin Kuran gönderilmeden önce başladığını Kuran'ında gizlenen bu yerleri açıklığa kavuşturduğunu görmekteyiz.
Bakara(159)İndirdiğimiz apaçık ayetleri ve doğruyu,Biz onları insanlar için kitapta iyice açıkladıktan  sonra,gizleyenlere Allah da bütün lanet edebilenler de lanet eder.
UYDURDUKLARI RUHBANLIK:
Bakara(90)Ne kadar çirkindir o (karşılığında) kendilerini sattıkları şey ki;Allah'ın kullarından dilediğine kendi lütfundan vahiy indirmesini çekemeyerek,Allah ne indirdiyse hepsini inkar ettiler.Bu yüzden de gazap üstüne gazaba uğradılar.Ve o kafirler için aşağılayan bir azap vardır.
HADÎD:27.Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik.Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik,ona İncil'i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık.Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar.Ama buna da gereği gibi uymadılarBiz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.
Zuhruf(15)Böyle iken tuttular kullarından ona bir cüz tasladılar (bir kısmım O'nun bir parçası saydılar).Gerçekten insan çok nankör,açık bir küfürbazdır
Ali İmran(78)Bir de onlardan bir grup vardır ki,siz onu kitaptan sanasınız diye,dillerini kitaba bakarak eğip büğerler.Oysa o, kitaptan değildir.Yine:"O,Allah tarafındandır."derler.Oysa Allah tarafından değildir.Ama,bile bile Allah namına yalan söylerler.
Mü’min 40:69-Bakmaz mısın şimdi Allah'ın âyetleri hakkında mücadeleye kalkanlara! (Haktan) nasıl döndürülüyorlar?
Bakara(79)Artık o kimselerin vay haline ki,kendi elleriyle kitap yazarlar da sonra biraz para almak için:"Bu Allah tarafındandır."derler. Artık vay o ellerinin yazdıkları yüzünden onlara!Vay o kazandıkları vebal yüzünden onlara!
Ali İmran(77)Fakat allah'a verdikleri sözü ve kendi yeminlerini bir kaç paraya satanlara gelince, onların ahirette hiçbir nasibi yoktur.Allah, onlarla konuşmayacak,kıyamet gününde onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır.Onların hakkı elim bir azaptır
*******
Kuran insanların gerçek öğretiden çıkmalarının bir nedeninide, insanların kibirlerinin dışında iyi niyetleriylede oluştuğunu belirtmektedir.
'' ...Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. ...''
Bu insanlar bu amaçları uğruna ellerinde bulunan bu kitaplarıda okuduklarında kitaptan okuyorlarmış hissi vermek için türlü numaraları ortaya koymaya başlarlar.
'' Ali İmran(78) Bir de onlardan bir grup vardır ki,siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba bakarak eğip büğerler.Oysa o, kitaptan değildir. ''
Mesele artık mecrasından çıkmış, Allah-u Tealaya ait olmayan bir öğretiyi O'nun adına öğretmeye başlamışlardır. Kendi öğretilerini desteklemek amaçlı, Allah-u Tealaya ait olmayan öğretiyi O'ndanmış gibi kendileri yazar ve ortaya sürerler.
'' Bakara(79)Artık o kimselerin vay haline ki,kendi elleriyle kitap yazarlar da sonra biraz para almak için:"Bu Allah tarafındandır." derler. ''
Fakat Kuran'ın gönderilmesi ile doğru ile yanlış ortaya çıkmış, kimlerin yanlış öğreti içinde olduğu rahatça gözükmüştür. Bu aşamada bu yanlış öğretilerle ayrılık kaçınılmaz duruma gelir. Bu ayrılıktan nasibini,
'' HADÎD:27. ...Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar...'' olanlarda alır.
Maide(77)De ki:"Ey Kitap verilenler,dininizde haksız yere aşırılığa dalmayın ve bundan önce şaşmış,birçoklarını da şaşırtmış ve yolun doğrusundan sapmış bir kavmin keyifleri ardından gitmeyin!"
Sebe(44)Halbuki Biz onlara öyle ders alacakları Kitaplar vermedik ve kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermedik.
Ali İmran(70)Ey kendilerine kitap verilenler,neden göz göre göre allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?
Ellerinde öylesi bir öğreti olmadığı
Kalem:37-Yoksa size ait bir kitap var da onda şu dersi mi okuyorsunuz?
Kalem:38-"Siz bu alemde neyi beğenirseniz o mutlaka sizin olacak"diye (mi yazıyor o kitapta).
Sebe:44-Halbuki Biz onlara öyle ders alacakları kitaplar vermedik ve kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermedik.
Bakara 2:85.Bu misakı kabul eden sizler,(verdiğiniz sözün tersine) birbirinizi öldürüyor,aranızdan bir zümreyi yurtlarından çıkarıyor,kötülük ve düşmanlıkta onlara karşı birleşiyorsunuz.Onları yurtlarından çıkarmak size haram olduğu halde (hem çıkarıyor hem de) size esirler olarak geldiklerinde fidye verip onları kurtarıyorsunuz. Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık;kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.
Necm 53:36.Yoksa haber verilmedi mi Musa'nın sahifelerinde yazılı olanlar?
Necm 53:37.Ve çok vefakâr olan İbrahim'in sahifelerindekiler?
Necm 53:38.Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.
Sebe(44)Halbuki Biz onlara öyle ders alacakları kitaplar vermedik ve kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermedik.
Kuran ise Hz.İsa'dan sonra, Hz.Muhammed'den başka bir peygamber gelmemiş olduğunu, ve sahip oldukları bu öğretinin Allah-u Tealaya ait olmadığı belirtir.
'' Sebe:44-‘’Halbuki Biz onlara öyle ders alacakları kitaplar vermedik ve kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermedik.''
111-Bir de "yahudiler veya hıristiyanlardan başkası asla cennete giremeyecek." Dediler. Bu onların kendi kuruntularıdır. De ki: "Eğer doğru iseniz, haydi kesin delilinizi getirin!"
BAKARA:135-Bir de: "yahudi veya hıristiyan olunuz ki, hidayet bulasınız" dediler. De ki: "Hayır, biz bir tek Allah'a inanan İbrahim'in dinindeyiz ...ki, o hiç bir zaman Allah'a ortak koşanlardan olmadı." (BAKARA)
TEVBE:30. Yahudiler, Uzeyr Allah'ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesîh (İsa) Allah'ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan bâtıla) döndürülüyorlar! (TEVBE)
MAİDE:75. Meryem oğlu Mesîh ancak bir resûldür. Ondan önce de (birçok) resûller gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl (haktan) yüz çeviriyorlar.
MAİDE:116 - Ve Allah demişti ki: "Ey Meryemoğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?". "Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çü...nkü gaybları bilen yalnız sensin, sen!"MAİDE SURESİ
MAİDE:17. "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir" diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)! Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyet...i Allah'a aittir. O dilediğini yaratır ve Allah her şeye tam manasıyle kadirdir.MAİDE
şimdi yukarıda verdiğimiz kurandan ayet örneklerine göre kim kalkıp şuanki tevrat ve incil değişmemiştir diyebilir
şuanki incil isa tanrının oğludur demezmi peki kuran bunu idda edenin kafir olduğunu açıkça belirtiyor isanın tanrı oğlu olduğunu diyen bir kitaba tahrif edilmemiştir diyen kişinin
bu iddası cehaletindendir..HİÇ BİLENLE BİLMEYEN BİR OLURMU!!!

YAHUDİLERİN MELANET OYUNLARI VE PROĞRAMLARI:


Sultan İkinci Abdülhamid Han devri olaylarının en mühimlerinden birinin. Yahudilerin Filistin'e yerleşmek için giriştikleri faaliyet olduğunu. bu talep ve faaliyete karşı çıkan Abdülhamid Han'ın: Böyle bir iskan, bizim İçin, dindaşlarımızın idam hükmünü kabul etmektir diyerek teklif olunan milyonlarca altın Rüşveti elinin tersiyle itiverip, teklif sahiplerini de huzurundan kovduğunu; bu hareketi, hassasiyeti. milletin hak ve hukukunu koruması dolayısıyla de Siyonist uşaklarınca taç ve tahtından olduğunu daha evvel tafsilatıyla incelemiştik. Bu gün aynı mevzua temasla, yetmiş küsur yıllık olayların Abdülhamid Han'ı tekzip değil, nasıl teyit ettiğini izaha çalışacağız.


Yahudilerin neyin peşinde olduklarım, bir yönü ile Anadolu içerilerine kadar uzanan müstakbel Yahudi devleti haritası sarahatle ortaya koymakta ve Yahudi bu gayesine ulaşabilmek için bakınız yıllardan beri nerelere hulul ile nasıl çalışmaktadır!. Okuyalım, Dünya Siyonist Teşkilatının yirmi maddede topladığı pek ibretamiz faaliyet (melanet) programını:
l) Genç nesilleri ahlaka mugayir telkinlerle ifsat/bozgunculuk etmeli.
2) Aile hayatını yıkmalı.
3) İnsanlara aşağı sınıflarla tahakküm etmeli.
4) Sanatı zayıflatarak edebiyatı müstehcen ve şehevî bir hale sokmalı.
5) Mukaddesata hürmeti yıkmalı, hürmetle anılan kimseler hakkında reziline vakalar uydurmalı.
6) Hudutsuz bir lüks, baş döndürücü modalar icat etmeli, çılgınca sarfiyatı teşvik eylemeli.
7) Kalabalıkların vakitleri, eğlenceler ve oyunlarla geçiştirmeli, herkes düşünmekten alıkonulmalıdır.
8) Müfrit nazariyelerle fikirler zehirlenmeli, gürültü ve kargaşalıklar meydana getirmeli, içtimai sınıflar arasına kin ve itimatsızlıklar sokulmalıdır.
9) Aristokratlara müthiş vergiler koyarak onları bunaltmalı.
10) İş sahibeleriyle işçiler arasını bozmalı, grevler, sabotajlar tertip ettirilmeli.
11) Yüksek tabakanın manevi kuvvetini her çareye başvurarak kırmalı.
12) Sanayinin ziraatı ezmesine imkan vermeli, böylece köylü sınıfı ortadan kaldırılmalıdır.
13) Saçma nazariyeler ortaya atarak halkı, gayr-i-kabili-tatbik fikirlerle dolambaçlı yollara sevk etmeli.
14) Hayat pahalılığı körüklemeli.
15) Beynelmilel meseleler ihdas ederek milletler arasına kin ve nefret tohumlan serpmeli.
16) Milletlerin idaresini tahsil ve terbiyeden mahrum kimselerin ellerine tevdi ettirmeli.
17) Bütün hükumet şekillerini değiştirmeli, birçok sırları ifşa etmeli.
18) Siyasî ve iktisadi buhranlarla servetleri mahvetmeli.
19) Mali istikrarı bozmalı, iktisadi krizleri çoğaltmalı, spekülasyonlara, enflasyonlara yol açmalı, altını mahdut ellerde toplamalı, sermayeleri felce uğratmalı.
20) Hükumetlerin ölümlerini hazırlamalı, insaniyeti elem, ıstırap ve yokluk içine atmalıdır.
Yahudi melanetleriyle alakalı bu plan-program. Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında istihbarat teşkilatınca ele geçirilmişse de, maalesef değerlendirilememiş ve nice oyundan, tertipten sonra 1948 yılında Filistin'de Yahudi devleti kurulmuş, o yıldan beri de Yahudiler bölgede çıban başı olmuşlardır!.
Müstakbel haritasını çoktan çizip gözü Önüne koyan Yahudi'nin emellerini ve yukarıda görülen çalışma metodunu bilip uyanık olmak hepimiz için kafi bir vazifedir, unutmayalım!..

LOGOS’UN PAGAN KÖKENİ


Yu 1:1 “Başlangıçta Söz (Grekçe: “Logos”) vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı.
Yu 1:2 Başlangıçta O, Tanrı'yla birlikteydi.
Yu 1:3 Her şey O'nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O'nsuz olmadı.
Yu 1:4 Yaşam O'ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı.”
“Logos” ifadesi ve onun, bir kişinin (İsa’nın) “somut” hali olması yahudiliğe tamamen yabancı olan, pagan felsefesine ait bir ifadedir, ilk defa Heraklitus tarafından kullanıldığı sanılmaktadır, Tanrı’nın aracılığıyla evreni yarattığı ilk düşüncesi anlamına gelir, pagankaşmış, Hellenistik Philo tarafından da kullanılmıştır
Pagan Orpheus şöyle der: “Logos’u Tanrısal olarak görün, yaşamın dar yolunda iyi yürüyün” (İskenderiyeli Clement’in alıntısı)
Hermes Trimegistus (“üç kere kutsal Hermes”) aynı İncil gibi, logos’u “Tanrı’nın oğlu” olarak adlandırır. “Akıldan gelen, ışık veren söz, Tanrı’nın oğludur”
MÖ 6. yüzyılda yaşamış Heraklitus şöyle der: “Baba ve oğul aynıdır” (“Orpheus and Greek religion” W.K. Guthrie 227) Aynı ifade İncil’de İsa’ya şöyle uyarlanmıştır:
Yu 10:30 “Ben ve Baba biriz.”
İncil yazarları İsa ile Baba’nın aynı olduğunu anlatmak için hem Baba, Tanrı’nın oğlu gibi kavramları hem de “logos” doktrinini paganlardan almışlardır
Logos ile ilgili bütün bu örnekler, İncil’deki çoğu felsefi düşüncenin ve ifade tarzının tamamen Yunan Paganizmine ait olduğunu göstermektedir.
Diğer Pagan etkilerinden birkaçı:
Yahudi Şabat günü ve geleneği, hristiyanlar tarafından terkedilmiş, bunun yerine Yunan Pagan Tanrılarının “ölümden dirilme” günü olan Pazar günü kutsal sayılmıştır, Pazar günü, hristiyanlıktan önce Greko-Romen Pagan dünyasında “güneş festivali” olarak kutlanmaktaydı örneğin Pazar günü, Mitra’nın günü olarak kutlanıyordu “Dominus Lord’un günü” şeklinde ifade edilen Pazar günü hristiyanlar tarafından “Lord’s day” olarak İsa’ya uyarlanmıştır
Peki bu pagan inanışlarının, felsefelerinin ve ayinlerinin İsa’ya uyarlanarak “yahudiliğin devamı” şeklinde lanse edilmesinin amacı neydi? İlk Gnostikler kimdi?
MÖ 300 ve MS 100 arasında Terapeutae ve Esseniler gibi “gizemli” ve hellenistik yahudi grupların olduğunu biliyoruz bu grupların önceden beri Yunan/Pagan gizemlerini bir şekilde yahudi inancıyla uzlaştırma uğraşında olduklarını gösteren pek çok kanıt vardır; örneğin Diaspora yahudileri pagan ruhsallığına oldukça ilgi duyan bir topluluktu, Yahudiler, Paganlar tarafından pek çok kez fethedildi, MÖ 2. yüzyılda kültürel asimilasyon en üst noktasına ulaşmıştı, Kudüs’te Dionysos Yahudilerin Tanrısı ile ilişkilendirilmeye başlamıştı (Hengel M. “Jews Greeks and the Barbarians”, 71), Yahudi filozoflar pagan bilgelerden aldıkları felsefelerle kendi kutsal yazılarını yorumlaya başlamıştı, Yahudi  bilgeleri, kendi dinlerini başka dinlerle uzlaştırmaya çalışıyordu, hatta çeşitli Hellenistik Yahudi kitaplarının dahi türediği bilinmektedir, Enok’un kitabında pek çok pagan motif kullanılmıştır, Aristes’in mektubu isimli yahudi metninde Zeus ile Yehova “bir” olarak gösterilmiştir! Hellenistik Yahudiler orijini itibariyle daha çok bir kabile Tanrısı olan Yehova’yı Platon’un felsefeleleri ışığında yeniden yorumluyordu.Pek çok yahudi, kendi anadillerini ve kültürlerini dahil terkederek Yunanca’yı benimsemişlerdi.
Sonuç olarak Yahudi toplumu İskenderiye’de karşılaşmış olduğu yüksek pagan kültürünün etkisine girmekten kurtulamamıştı.
İlk Gnostikler, hellenileşmiş mistik yahudilerden başkası değildi, İsa mitini de bütün bu “uzlaştırma” çabaları içinde Pagan gizemleri ile Yahudi dinini “uyumlu” hale getirmek için oluşturmuşlardı böylece hem “yahudilik” inkar edilmiyor, yeni oluşturulan din “yahudiliğin devamı, tamamlanması” şeklinde lanse edililiyor, hem de Yahudi kitaplarında beklenen Mesih, İsa miti aracılığıyla Pagan Tanrılarına dönüştürülüyordu başka bir deyişle mistik Pagan gizemleri, Yahudiler için “ulaşılabilir” hale getiriliyordu. İncil’de İsa’nın “yahudi” kökenini gösterebilmek için, uzun soy ağaçları (çelişkili) verilmektedir böylece onun “yahudilerin beklediği mesih” olduğu gösterilmeye çalışılır ancak bir taraftan da onun aslına Davud’un oğlu olduğu gibi bir de “TANRI’NIN OĞLU” olduğu, öldüğü ve ölümden dirildiği göğe yükseldiği belirtilir bu şekilde de Pagan gizemleri yahudi kılıfına sokulmuş bir biçimde öğretilmeye çalışılır böylece pagan Tanrıları gizemleri, yahudiler için hazır hale gelmiştir.
Gnostiklerin çeşitli ruhsal gizemleri yahudilere daha kolay anlatabilmek için oluşturduğu İsa miti, sonrasında pek çok farklı ve birbiriyle çelişen hristiyan ekollerinin doğmasına sebep olmuştu ancak mistik bireyci gnostikler yerine, gnostiklerin hazırladığı miti daha sonra “tarihsel” olarak kabul eden literalistler kazanan taraf olmuştu

TESLİSİN PAGAN KÖKENİ:


Hristiyanlığın (ortodoks, katolik ve protestanların) önde gelen inançlarından biri de "teslis" inancıdır, hristiyanlara göre üçlübirlik, kendini Baba, oğul ve Kutsal Ruh BENLİKLERİNDE açıklayan tek Tanrı'dır, hristiyanlara göre, Tanrı kendini 3 farklı bilinç merkezinde açıklar, bunlar Tanrı'nın parçaları asla değildir çünkü Tanrı parçalara bölünemez ancak bunlar Tanrı'nın "kişilik"leridir, "bilinç merkezleri"dir, "Baba", enerjideki güce, oğul enerjinin ışığa dönüşmüş haline, Kutsal ruh da yayılan ısıya benzetilir.
Teslis genellikle şu şekil ile açıklanır:

Üçgenin ortasında Tanrı, üstünde baba iki yanında ise oğul ve Kutsal Ruh.Kutsal Ruh ortadaki Tanrı’dır, Oğul ortadaki Tanrı’dır, Baba ortadaki Tanrı’dır ancak baba oğul değildir oğul Kutsal Ruh değildir, ortadaki yere “Madde” yazalım yanlara ve üst kısma da “katı, sıvı, gaz” yazalım, katı maddedir, sıvı maddedir, gaz maddedir ancak katı, sıvı; sıvı da gaz ile “aynı şey” değildir.
Sonuçta anlatılmak istenen üç ayrı tanrı değil de tek Tanrı'ya inandıkları ama bu Tanrı'nın 3 farklı biçimde var olup kendini açıkladığı felsefesidir.(Trinity) Böylece pek çok kültürde görülen (Osiris-Isıs-Horus, Amen-Mut-Khonsu, Khnum-Satis-Anukis..vs gibi) “triteism” inancına yani 3 ayrı Tanrı’ya değil de 3 biçimli tek Tanrı’ya inandıklarını söylerler. Ayrıca, Muhammed’in üçlü birlik ile ilgili bilgileri kulaktan dolma olduğu için ne anlatılmak istendiğini anlamamış, Kur’an’a “Allah üçün üçüncüsüdür diyen kafirdir”, “Sen, beni ve annemi de Tanrılar olarak mı kabul edin dedin?” şeklinde ayetler koymuştur, Muhammed’in hristiyan üçlü birliği hakkındaki bilgi eksikliğini bir kenara bırakırsak, konsept olarak pagan üçlemeleri ile hristiyan “üçlemesi” aynı olsa da, gerçekten de hristiyan üçlemesi diğer pek çok kültürün üçlemesinden, en azından felsefi olarak, ayrılmaktadır.
Fakat bir kültürün teslisi hristiyanlık teslisiyle nerdeyse aynıdır: TRİMURTİ (Hindu teslisi)
Trimurti üçlü birliği Brahma, Şiva ve Vişnu’dan oluşur, Brahma, Vişnu ve Şiva, ayrı Tanrılar DEĞİL, tek Tanrı’nın farklı VAROLUŞ HALLERİDİR! Brahma yaratılışı, Vişnu koruyuculuğu Şiva ise yok edilişi simgeler, Tek bir Tanrı vardır ancak bu Tanrı 3 farklı halde “işler”.Bu haliyle Trimurti, hristiyan Trinity’sinin (üçlü birliğinin) neredeyse aynısıdır! Bazı hristiyan apologistler (Apologist: “hristiyanlık savunucusu”) bunun farkına varmış ve Trimurti’nin gerçekten de hristiyan üçlü birliğine çok benzediğini kabul etmişlerdir ancak şöyle derler “En eski Trimurti simgesi, hristiyanlıktan sonra 4. ya da 5. yüzyıla aittir” Bu ifade kısmen doğrudur gerçekten de en eski Trimurti (üç başlı gösterim) kalıntıları hristiyanlığın doğuşundan sonradır ancak bu, Trimurti inancının hristiyanlıktan çok daha eski olduğu gerçeğini değiştirmez çünkü hristiyanlıktan en az 400 yıl öncesine tarihlenen Hindu kutsal metinleri Trimurti anlayışından bahsetmektedir!
Örneğin daha “geç dönem” upanişadlarından olsa da, hristiyanlıktan en az 400 yıl öncesine tarihlenen Maitri (Maitrayani) Upanişad’ı, Brahma, Vişnu ve Şiva’nın; Brahman’ın farklı HALLERİ, GÖRÜNTÜLERİ (aspect) olduğunu söylemektedir! (Maitrayani upanişad, 4:5)

Muhterem Müslümanlar!


Muhterem Müslümanlar!

Yüce dinimiz İslam, başlangıçtan itibaren Hıristiyan, Yahudi ve diğer din mensupları ile iyi ilişkiler kurmayı Müslümanlara tavsiye etmiştir. Müslümanlar da bu tavsiyeye uymuş, asırlar boyunca egemenlikleri altında bulanan bölgelerde yaşayan diğer dinlerin mensuplarına iyi davranmış, onları zorla Müslümanlaştırma gibi bir gayretin içerisinde olmamış ve inanıp inanmama konusunu kendi tercihlerine bırakmışlardır. Bu sayede, uzun süre Müslüman egemenliği altında yaşayan bir çok millet, dini kimliklerinden kopmamışlardır. Çünkü biz, Allah’ın gönderdiği bütün Semâvî Kitaplara ve Peygamberlere inanmakta ve saygı duymaktayız. Hıristiyanlar ise, Kur’an-ı Kerîm’e ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’e inanmamakta ve hatta saygısız sözler sarf etmektedirler.

Aziz Müminler!

Misyonerlik anlayışı ile hareket eden Hıristiyanlar, tarih boyunca gittikleri yörelerde karşılaştıkları insanları Hıristiyanlaştırmayı hedeflemiş, egemenlikleri altında yaşayan farklı din mensuplarını, yerine göre baskı, şiddet ve değişik metotlar uygulayarak kendi inanç ve kültürlerini kabule zorlamışlardır.
Günümüzde de misyonerlik faaliyetleri aynı anlayışla sürdürülmekte, özellikle bu faaliyetler, Müslümanların yaşadığı bölgelerde yoğunlaşmaktadır.
Misyonerlerin, çeşitli adlar altında dernekler ve kulüpler kurarak, özel okullar, hastaneler, kütüphaneler, yabancı dil öğretim merkezleri, sığınma evleri, pansiyonlar açarak, buralarda Müslümanların inanç ve kültürel değerlerini yozlaştırmak için çaba sarf ettikleri; çeşitli hastalık ve maddi sıkıntıları istismar ederek, fakir ailelere ve kimsesiz çocuklara dinlerini değiştirmek şartıyla maddî yardımlarda bulundukları; bunun yanında insan ve tabiat sevgisini ön plana çıkaran parasız kitaplar, broşürler, dergiler dağıtarak ve çeşitli kültür-sanat faaliyetleri adı altında, dini ve milli değerlerlerimizi hafife alan yayınlar yaptıkları; bunlarla da, özellikle gençlerimizin dini ve milli değerlerimize olan güvenini sarsarak, kendi fikir ve inançlarını yayabilmek için zemin bulmaya çalıştıkları, yazılı ve görsel basında yer alan haber ve yorumlardan anlaşılmaktadır.

Muhterem Müslümanlar!

Yüce dinimize, millî değerlerimize ve kültürümüze sahip çıkalım.
Çünkü bunlar, bizi millet yapan yüce değerlerimizdir.
Yüzlerce yıl tarih sahnesinde şerefle var olmamızın yegane sebebidir. Yüce dinimiz İslam’ın engin hoşgörüsünü istismar ederek, yüce değerlerimizi yok etmeye çalışan misyonerlik gibi olumsuz faaliyetlere karşı uyanık olalım.
Genç nesillerimizi iyi eğitelim, gerekli uyarılarda bulunalım ve Misyonerlik faaliyetleri, Satanizm, Moon tarîkati, Yogo aydınlanma seansları gibi tehlikeli oyunlara ve zararlı akımlara karşı onları bilgilendirelim.

FARAKLİT YA DA “İSMUHU AHMEDU” פרקליט


Kur'an'da bildirildiğine göre, Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa'ya ait isim ve sıfatlar, Ehl-i Kitab'ın onu tanıyıp iman etmesi ve desteklemesi için Tevrat ve İncil'de beyan edilmiş, kendilerinden buna dair söz alınmıştır. Nitekim Hz. İsa da Hz. Musa'ya ve Kutsal yazılara atıf yaparak Yahudilerin kendisine iman etmelerini istemişti. Dolayısıyla Tevrat'taki bu bölümün, “benden sonra gelecek ve tevhid ilkesini sürdürecek olan nice peygamberlere tabi olun/” anlamı taşıdığı açıktır. Oysa Ehl-i Kitap bu kutsal yazıları ya meâlen tahrif etmiş ya da saklamıştır. Nihayet, Kur'an'da geçtiği üzere, Hz. İsa İncil'de peygamberimizin geleceğini müjdelemiştir. Biz burada Saf suresi'ndeki Ahmed “أحمد “ kelimesinin özel isim olarak Tevrat ve İncil'deki yerlerini araştırırken, ayrıca bu kelimenin Arapça'daki ef'alu “أفعل.” kalıbından bir sıfat olup olup olamayacağı üzerinde de duracağız.

Saf suresi Fetih suresiyle büyük benzerlikler gösterdiği gibi Maide, Al-i İmran, Nisa, Bakara, Tevbe, Hadîd ve Enfâl gibi surelerle de paralellikler arz eder. Örneğin Maide suresiyle sözünde durma, ahde vefa ve cihat noktasında örtüşürler. Daha açık bir ifadeyle bütün bu sureler iman ve İslam daveti uğruna mal ve canla cihat etmeyi vurgulayan öğelere sahiptir. Bu sureler Peygamber efendimizin evvelki inanç sistemlerinin eksiklerini tamamlar ve yanlışlarını düzeltir mahiyette zuhur etmek üzere görevlendirildiğini bildirirken Tevrat ve İncil'deki temsillere , dolayısıyla Hz. Musa ve Hz. İsa'daki mücâhid mümin profillerine dikkat çekmek ister. Nitekim Hz. İsa'nın el-Mesih sıfatı, İncil'e paralel olarak, kesme fiilinden türediği gibi, kılıç anlamına gelen Hadîd suresinde, Uhud savaşıyla ilgili Al-i İmran suresinde yer alır. Kur'an bu peygamberlerin uygulamadıkları bir kitabı taşıyan, ya da manastırda oturan münzevi rahipler olmadıklarını, tam aksine iç ve dış düşmanlara karşı koyan, silahlı mücadele veren birer mücâhid olduklarını hatırlatır. O peygamberlerin ümmetleriyle sözleştikten sonra nasıl ihanete uğradıklarını, zalim ve fâsık ümmetleri tarafından nasıl yalnız bırakıldıklarını, fakat yine de bir avuç imanlı kadrolarıyla galip geldiklerini anlatır.

Saf suresinin 5. ayeti Bakara 92 ile uyum halinde olup, bir kavmin evvelce bir peygambere (Hz. Musa'ya) inanmış olsa bile bir süre sonra inancından sapabildiğini vurgulamaktadır. Hz. İsa işte o, yoldan sapmış İsrail oğullarına gelmiş ve Tevrat'ı tasdik etmiş bir peygamber olarak onlara, kendisinden sonra gelecek, adı ve vasfı Ahmed olan, başka bir deyişle daha hamid olan, izzet ve şerefi daha büyük olan bir peygamberi müjdelemiştir. Zira örneğin İncil'de Yahya peygamber İsa peygamberi kendisinden çok daha aziz tutmakta, ondan tazimle söz etmektedir. Bir takım peygamberlerin bir takım peygamberlerden “daha üstün” meziyetlere sahip olması Kur'an tarafından da zikredilmiş bulunmaktadır. Örneğin Hz. İsa'nın Kutsal Kitap'ta pek çok bakımdan Hz. Yahya, Hz. Musa, Hz. Süleyman, Hz. Yunus gibi öteki peygamberlere “daha üstün” olduğu bildirilmektedir. Bu “daha üstünlük” kavramı, Hakk'a dair bir iddia sahibi olarak şirk ve küfre meydan okuyan, eşyaya bir ölçü koyan Kur'an-ı Hakim de de çok belirgindir. Örneğin Kur'an Hz. Harun'u daha iyi konuşan birisi olarak zikretmiştir. Kur'an varlıklara dair daha iyi, daha temiz, daha saygın ve daha muttaki, daha görkemli, daha alçak, daha hikmetli gibi öğeleri sıralarken kendisini de en sağlam kulp, en uygun zemin, en düzgün yol gibi sıfatlarla nitelemiştir. Yeri geldikçe de en zayıf, en çirkin gibi olumsuz örnekler sunmuştur.

Kutsal Kitap'ta Hz. Musa'nın Hz. İsa'yı müjdelediği bildirilmektedir. Buna göre Hz. İsa Tevrat'ta kendisinin geleceği müjdelenmiş birisi olması hasebiyle insanlardan destek istemektedir. Böylece bir peygamber ismiyle olmasa bile, 1200 yıl arayla başka bir peygamberi sıfatlarıyla müjdelemiş olmaktadır. Buradan hareketle, Saf suresi 6. ayette geçtiği üzere, Hz. İsa'nın da İncil'de fahr-i kainat, mefhar-i mevcudat efendimiz Hz. Muhammed'i müjdelemiş olduğunu söyleyebiliriz. Muhtemelen peygamberimiz hem isim hem de sıfatlarıyla zikredilmiş olsa bile, biz burada daha ziyade sıfat olarak “daha hamid” ve ya “en hamid” kavramları üzerinde durmak istiyoruz.

Bilindiği üzere, Allah'a hamd etmek, onu Tesbih etmek, onu noksan sıfatlardan tenzih etmek kavramları bütün kutsal metinlerin ana temasıdır. Kur'an da hamd ve tesbih kavramlarına bolca vurgu yapmıştır. Mezmurlar'ın yanı sıra Ezra , Nehemya ve özellikle de Daniel bölümlerinde hamd ve tesbih içerikli “niyaz” bölümleri çok dikkat çekicidir.

Matta İncili 23. bab'da ise, Yeruşalem halkı tarafından yalnız bırakılan, hatta taşa tutulan Hz. İsa'nın geleceğe ait ilginç bir sözü nakledilir. Hz. İsa, baştan sona Allah'a hamd-u sena içeren Mezmurlar 118'e ait bir söz söyler ve der ki “Rabb'in adı ile gelecek olan mübarek olsun”diyeceğiniz güne kadar bir daha görüşemeyeceğiz. Mezmurlar kitabı Kur'an'da Zebur olarak zikredilmiştir ki ayetlerden bir tanesi yerin mirası bağlamındadır. Bilindiği üzere Hz. Muhammed Mustafa'nın özelliklerinden birisi de Allah'ın adını çokça zikretmesidir. O, ilk inen ayetlerden itibaren Allah'ın adı ile gelmiş, Allah adını hamd ile tesbih etmiştir. Besmele-i şerife de bunun en güzel göstergesidir.

Hamd, genelde kutsal metinlerin ve özelde de Zebur'un (Mezmurlar'ın) ve Kurân'ın en önemli kavramlarından biridir. Övgü anlamı taşımakla birlikte, şan, şeref, izzet, haşmet ve kemal manalarını da kapsamaktadır. Örneğin el-hamdu li'llah dediğimizde “övülmek – ne putlara, ne de putlaştırılan peygamberlere, sadece - Allah'a mahsustur”u kastettiğimiz gibi “her türlü izzet, güç ve haşmet Allah'a aittir” de demiş oluruz. Başka bir deyişle putlara ve fani varlıklara değil, Yaratan ve Esma-i Hüsnâ sahibi olan Allah'a şükrederiz, sadece onu övgüye değer buluyoruz, onu arzuluyoruz, demiş oluruz. Zira “hamd” kelimesi çoğu yerde aziz ve gani, yani güçlü ve zengin kelimelerine bitişik kullanılmıştır. Ancak böyle bir varlık “Veli”, yani güçlü bir kayırıcı olabilirdi.

Bu noktadan itibaren, giriş kısmında kısaca değinmiş olduğumuz Saf suresi ile Fetih suresi paralelliğini detaylandırarak “ismuhu aHMeDu” kavramını açığa kavuşturmaya çalışalım. Demiştik ki her iki surede de, Tevbe 111 deki gibi Tevrat ve İncil'deki mücâhid ve mukatil mümin imajına vurgu yapılmaktadır. Bir adım ileri giderek, İbrahim suresini ve Daniel kitabını da işin içine katmamız gerekiyor. Zira Feth 29'daki tohumun ağaç olması örneği çok önemli bir ayrıntıdır. Aynı örneği, bir tane tohumun ağaç haline gelip meyve vermeye başlamasını Kutsal kitabın pek çok bölümünde bulabildiğimiz gibi, detaylı dua, niyaz, secde, takva, tevazu ve basiret müfredatıyla Daniel kitabında da görmekteyiz. Bu örnek, yine Fetih 29'da belirtildiği üzere İncil'de ve tabi Kur'an'da da geçmektedir. Bu, Hz. İbrahim'in soy ağacının simgesidir ki Muhammed Mustafa onun meyvesidir.

Daniel kitabının bir başka özelliği de içinde حمد kökünden İbranice חמדת HeMDa kelimesini barındırmasıdır. Bu kelime, “çok sevilen, çok değerli” anlamında .Daniel, peygamber için, ya da mücevherat, lezzetli yiyecek, arzu edilen, hoş armağan, güzel yurt anlamlarında kullanılmış idi.  Daniel peygamberin חמדות sıfatı שלומ “SeLaM : iSLaM” kelimelerine de bitişik idi. Dolayısıyla Daniel kitabı, içerdiği kelimeler ve mesajlar itibarıyla Peygamberimizin sıfatlarını anlatmış gibidir.

Bunun yanı sıra Hagay kitabında da HMD ve SLM kökleri yakın olarak kullanılmıştır Bu kısmın manası ise “Ulusların arzusu gelecek…Bu yere esenlik vereceğim” şeklindedir.

Bu tür bir yakınlaşmayı Yuhanna İncili'nde de görmekteyiz. Bu kısmın manası, “Size başka bir nasihatçi verecek…Size esenlik bırakıyorum, size kendi esenliğimi veriyorum”. Enteresan olan nokta; nasihatçi, şefaatçi ve kayırıcı anlamında kullanılan yunanca Paraklitos παρακλητος kelimesi de “esenlik: İslam” anlamında “iren, irina” ile aynı bapta geçmiştir. İbranice “faraklit”  פרקליט kelimesi savunma makamı, avukat anlamında kullanılmakta olup Hz. İsa'nın kendisinin bir sıfatı olduğu gibi, kendisinden sonra geleceğini müjdelediği şahsiyetin de sıfatıdır. Bu metinde bir olmak, birlikte yek vücut olmak ve birbirini sevmek teması Saf suresindeki sağlam duvar gibi tek sıra durmak temasıyla da örtüşmektedir.

Nihayet, Kur'an-ı Kerim'de de HMD ve SLM köklerinin münasebet halinde bulunmakta olduğunu görüyoruz. Örneğin: Yunus suresi 10. ayet

“Müminlerin Cennet'teki duası şöyle olacaktır: "Allahım. Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!" Orada birbirleriyle karşılaştıkça "selâm" ederler. Onların dualarının sonu da şudur: “Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.”

Neml 59,

(Resûlüm!) De ki: Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mi daha hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?

Saffat 181, 182

Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun! Alemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!
Sonuç
Kutsal metinlerden anlaşıldığı üzere Hamd ve Selam kelimeleri yan yana olduğu gibi, esenlik de şükrün bir sonucu olarak tecelli etmektedir. Dünya hayatında hamd edenler, övgüyü ve görkemi sadece Allah'a tahsis edenler neticede selamete ve esenliğe çıkacaklardır. Aynı durum ahiret hayatlarına da yansıyacak, orada da selam ve hamd üzere olacaklardır. Her kim hamd üzere ise, hamd ve şükür ediyorsa, mütevâzı ve kanaatkar oluyorsa, Allah'a isyan etmiyorsa, o kimse gerçek esenliğe nail olmaktadır.

Ahmed kelimesini Tevrat ve İncil'de Arapça HMD kökünün yanı sıra, hamd ve tesbihin İbranice ve yunanca mukabilleri nezdinde de bulmak mümkündür. Peygamber efendimiz İslam ve imanın isimlerinin yanı sıra sıfatlarıyla ve yaşantısıyla zuhur etmiştir. Bugün İslam (selam) ve İman kelimeleri Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa ile ete kemiğe bürünmüş, onunla sistematik ve somut bir hale gelmiş bulunmaktadır.

Saf suresi 6. ayette geçen ve Hz. İsa'nın kendisinden sonra geleceğini müjdelediği peygamberin ismi ve sıfatı olarak düşünülen “ ﺍﺤﻣﺩ ahmedu” ibaresi Ahmed, Mahmud ya da Muhammed gibi özel bir isim olabileceği gibi, kanaatimizce daha ziyade, Hz. İsa'nın ismi deyince el-Mesih sıfatıyla kullanılması gibi, Hz. Muhammed'in şahsiyetinin ve eylemlerinin sağlam kalıcılığı nedeniyle, en çok hamd eden, dolayısıyla hamde de en çok layık olan kişi anlamındadır. Zira Kur'an'da, somut bir şey yapmadıkları halde övülmek isteyen şahısların varlığından bahsedilmişti (Al-i İmran 188). Ayrıca ahmedu'l-enbiya anlamında, gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin en ihtişamlısı, en görkemlisi, en övülesi anlamında bir sıfat olabilir.

Siz, siz olun Yehova Şahitlerini evinizden, ailenizden ve hatta tanıdıklarınızdan ırak tutun.

Türk insanı üzerine bilinen ya da bilinmeyen birçok oyunlar oynanıyor.  Dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman  Türk insani yoğun bir kı...