4 Şubat 2020 Salı

Tarih şahit:dinini kaybeden Türkler milliyetlerini de kaybetmişler

Türkler cengaver bir millettir. Tarihte Ortaasyaya baktığımız zaman buna bir başka ifadeyle ''delikanlı'' de diyebilirsiniz .Atının sırtında sağa sola koşan cesur bir millettir Türkler. Allahın takdiri ,Maveranünnehir bölgesine geliyorlar. Müslüman oluyorlar, bu cengaverlik Allah yolunda hizmete tebdil olunuyor. Ondan evvel Türkler, bilhassa Oğuz boyları, bugünkü Avrupaya akınlar düzenliyorlar. Bugünkü Macaristanın olduğu bölgeye geldikleri zaman Frenk İmparatorluğunun riyasetinde Haçlı ittifakı oluşuyor ve Türkleri mağlup ediyorlar. Haçlılar:'' burada kalmanız için dininizi terk etmeniz lazım'' diye şart koşuyorlar.O zaman şamanist olmaları nedeniyle köklü bir dini yaşayışları olmadığı için bu dinlerinden vazgeçiyorlar. Bu vazgeçiş neticesinde Avrupada kalıyorlar. Bugünkü Macar asıllı insanların dedeleri Türklerdir. Hristiyanlığa girmiş bu insanlar Türklüklerini de kaybediyorlar. bügün Hungaryada yaşayanlar meşhur Hunlardır. Ama bu insanlara gidip te ''Siz Türksünüz'' deyin ,kabul ettirmeniz mümkün değildir. Ama realitede bunlar Türktürler. Dolayısıyla bizim Türklüğümüzü koruyabilmemiz için de, mutlaka dinimizi yaşamamız lazımdır.Biz bu manada bunu söylüyoruz. Bu manada Batı dünyası bizim karşımıza hep ittifakla beraber çıkmıştır. Baktılar ki İslam alemi genişliyor. Türkler de onun temsilciliğini yapıyor. 1095 yılından 1300 yıllara kadar Haçlı ittifakı oluşuyor. Papanın riyasetinde oluşan bu haçlı ittifakında Avrupa devletlerinin askerleri yerini alıyor ve İslam dünyasına hücümlar oluyor. 200 sene bu haçlı seferleri devam ediyor. Cenabı Hakkın takdirinde bakın ki bu seferlere karşı duran, İslamı müdafaa eden millet de Türk milleti oluyor.Mesela Endülüse bakıyorsunuz ,Endülüsün yıkılışı herhangi bir devletle bir mücadele neticesinde olmamıştır. Sergilere gidin ,panolara, resimlere bakın ,orada bunu açıkça görürsünüz. Haçın etrafında toplamış bütün insanlar toplanmış. Endülüse yürümüş , oradaki Müslümanları mağlup etmiş tabloları seyredersiniz. Orada da haçlı ittifakını oluşturarak Müslümanları aradan çıkarıyorlar, taş üstünde taş bırakmıyorlar. Orada siz bugün bir tane Müslüman bulamazsınız.Biz ,Türkler olarak çok merhametli, şefkatli ,adaletli bir milletiz. Günümüze kadar hiç bir milletin can, mal, namus, din emniyetine müdahale etmemişizdir. Türk milleti öyle kabadayı bir millettir ama hiç kimsenin de huyuna suyuna karışmaz. Dikkat ederseniz fetih yaptığımız yerlerin  hangisine giderseniz gidin ne bir kilise bir kilise kapanmıştır ,ne şu bu olmuştur. Ama ''filan yerde kilise camiye döndü'' denilebilir Doğrudur. Oradaki hristiyan , Müslüman olunca ibadet yapacak kimse kalmamıştır, teklif ederek, kiliseyi camiye kendisi çevirmiştir. ''sen Müslüman olacaksın'' şartını de hiç kimse onlara getirmemiştir.Bu konuda başka bir örnek de Almanyadır. Ben şahsen orada 7-8 caminin açılışında bulundum. Hepsi de kilise idi. Arkadaşlar satın alarak camiye çevirdiler.Bugün Almanyada ,Fransada, Hollandada bu olay ne ise dün de Türkiyede öyleydi. Yani hiç bir zaman ''sen burada ibadet yapamazsın onun için ben bunu camiye çeviriyorum'' şeklinde bir şey yoktur. Düşünebiliyor musun Sultan şehre mesela Trabzona giriyor. Ortahisarda mesela bir kilise camiye döndü. Orada yaşayan hristiyanların tamamı , bir-iki tanesi değil, şehadet getirerek Müslüman oluyor. Teklif Fatihe onlardan geliyor ve kilise cami oluyor. Günümüze kadar da hiç kimse ''Niçin bunu cami yaptınız?'' itirazında bulunamıyor.Çünkü böyle bir talep bizden değil ,onlardan geldi.Türk Milleti tarihin hiç bir döneminde zülüm yapmış bir millet olarak takdim edilemez,gösterilemez. Adil, kararlı, merhametli, iffet-haya sahibi, insanlara yardım eden bir millettir.Ama hilebaz fitne, fesat olanı de affetmeyen bir karakteri vardır. Böyle bir Milletin maalesef tarih sahnesinden silinmek istendiği projelerle biz karşı karşıyayız.Üzerimize misyonerlik yoluyla geliyorlar. ''Senin deden buydu. Sen hristiyansın'' demek suretiyle üzerimize geliyorlar.Bu kadar açık devlet, millet, vatan düşmanlığı yapan bir harekete dini bir hareket diyebilir miyiz? Mümkün değil diyemezsiniz. İşte bizim dediğimiz de budur. Ama gelecek adam dinini anlatacak. Anlatsın.Öyle bir derdi olsa dinini Avrupada anlatırdı.Hristiyan kardeşlerine anlatırdı. Kiliseleri Müslümanlara satanlara ''burasını niye satıyorsun. burası kilisedir.burasını ihya edelim '' derdi. Ama adamın kendi ülkesinde böyle bir derdi yok, geliyor Türkiyede kiliseler açmaya çalışıyorsa ,buna dini bir gayret diyemezsiniz.

ESKİ KUTSAL METİNLERDE HZ MUHAMMED SAV


" Ey Kutsal Kitab'ın bağlıları! Kitabın gizlediğiniz birçok bölü­münü size açıklayan ve birçoğunu açıklamadan geçive­ren elçimiz si­ze geldi! Gerçekten size Allah'tan bir ışık ve apaçık bir kitap gel­di. " (Maide Sûresi, 15)

***

Bu üçüncü bölümde mevcut İncil'e dayanarak Peygamberimiz'in geleceğini müjdeleyen açıklamaları inceleyelim. Bu incelemeyi yaparken Kuran'ın, Hıristiyanların İncil'den birçok şe­yi gizlediğini söyleyen Maide suresi 15.ayetini unutmamamız gerektğini unutmayalım.

Hıristiyanların bir kısmının en çok korktuğu şey; üç­le­me inancının yıkılması, Hz.İsa'nın diğer peygamberler gibi bir peygamber olarak algılanmasıdır. Peygamberimize, İn­cil'in işaret ettiği kabul edilirse, Hz.İsa'yı aşırı yücelten açıklamaların yanlışlığı ortaya çıkacaktır. Bu yüzden kilise­nin en çok gizlemeye çalışacağı bilgilerin başında İncil'de Pey­gamberimize yönelik işaretlerin varlığı gelmektedir. Kilise kendi otoritesini ve hatta varlığını korumak için İn­cil'de geçen ifadeleri saptırmaya çalışacaktır. Unu­tul­ma­ma­lıdır ki Hz.İsa, Aramice konuşuyordu. En eski İncil nüshaları ise Eski Yunanca, Latincedir. Anlaşılıyor ki, tahrifatların ö­nem­li bölümü İncil'in Eski Yunanca'ya ve La­tince'ye aktarılması sırasında olmuştur.

Paraklit'ten Kasıt Nedir?

***

Kur'an Kerim, Hz.İsa'nın, Peygamberimizi müjdelediğini söy­le­miştir. İncil'de doğrudan bu ifadeyi bulamayanlar, Kur'­an'­ın kutsal kitaba bağlananların dinlerini gizlediklerini söy­le­yen ayetine de dayanarak, Hıristiyanların bu ifadeleri içe­ren İncil ayetlerini yok ettiklerini düşünmüşlerdir. Bir kı­sım ayetler için bu mümkündür. Fakat araştırmalar sonucu; bir kısım ifadelerin anlamı saptırılarak yanlış yorumlandığı, Kuran'ın belirttiği bu müjdeyi, mevcut İncil'lerin aslında hâlâ içinde taşıdığı anlaşılmıştır. Kutsal kitapların in­ce­lenmesi de, böylece Kur'an'ın bir izahının daha doğrulu­ğunu ispatlamaktadır.

Kuran, övülmüş olan veya öven anlamlarına gelen " Ah­med " kelimesiyle, Peygamberimizin müjdelendiğini belirtir. " Ahmed " kelimesi " Muhammed " kelimesiyle aynı kökten ge­lir. Bazıları "Ahmed" isminin Peygamberimizin özel ismi ol­duğunu düşünür. Bizce özel isim olarak "Ahmed" yerine, "Ah­med" kelimesinin ifade ettiği " öven, övülen " anlamlarını düşünmek daha doğrudur. Çünkü Peygamberimizin ismi Kur­an'da dört yerde geçer ve hepsinde " Muhammed " olarak ge­çer. (Bakınız: Ali İmran Sûresi, 144; Ahzab Sûresi 40; Fetih Sûresi 29; Mu­hammed Sûresi, 2) Ahmed isminin özel isim olarak kulla­nıl­dı­ğını dü­şün­sek de hiçbir şey değişmez. Her durumda "Ah­med" keli­mesi "Muhammed" isminin anlamını vermektedir ve aynı kö­ke (H-M-D) sahiptir.

Peygamberimize işaret eden ve Peygamberimizin ismiyle aynı anlamlara gelip "Ahmed" kelimesinin karşılığı olan ke­limelerle, Peygamberimiz'in Yuhanna İncilinde nasıl müj­delendiğini inceleyelim.

Hz.İsa'nın havarilerle yediği en son yemeğin sonunda,(muharref incile göre) ya­­kalanıp götürülmesinden önce, havarilerle yaptığı son görüşmeler bir tek Yuhanna İncil'inde geçmektedir. Diğer üç İncil (Matta, Markos, Luka) bu olaydan hiç söz etmez. Hz. İ­sa'nın vasiyeti sayılabilecek sözler ettiği bu görüşmelerin diğer üç İncil'de olmaması nasıl açıklanabilir? Acaba bu ifadeler, diğer İnciller'den sonradan çıkarıldı mı? Yuhanna İncil'inde geçen ifadeler şöyledir:

" 15 : Eğer beni seviyorsanız, emirlerimi gözetirsiniz. Hıristiyanlar, Paraklit'ten kastın Ruhu'l-Kuds(Cebrail) ol­­duğunu söylerler. Peki İncil'in diğer yerlerinde geçen Hz. Cebrail neden hiçbir yerde Paraklit olarak geçmemektedir de, gelecekte geleceği belirtilen şahıs söz konusu olunca Paraklit ifadesiyle Hz.Cebrail kastedilmektedir? Hz.İsa, Yu­hanna 16'da gelecek Paraklit'in kendisi gibi olduğunu söy­le­mektedir. İnsan olan Hz.Muhammed mi, yoksa Cebrail mi Hz.İsa'ya benzer ve onun gibidir? Hz.İsa'dan sonra gelip de Hz.İsa'nın Peygamberliğini savunan, Allah'ın varlığından ahiretin varlığına kadar tüm temel noktaları insanlara öğ­reten, kendisinin bilgisiyle değil, Allah'ın kitap olarak in­dirdiği vahiyle öğreten Peygamberimizden başka kim var­dır?

Prof. Abdulahad Davud 'a göre ‘Paraklit' kelimesinin Hz. İ­­sa tarafından vazedilen Arami lisanındaki "Himda" ve "He­mi­­da" kelimelerinin Eski Yunanca'ya tercüme edilmiş şekli olması kuvvetle muhtemeldir. (Bir önceki yazımızda Eski Ahit'­te bu kelimeyle Peygamberimize işaret edildiğini gördük.)

Yuhanna İncil'inde geçen Paraklit'in, Kutsal Ruh (Ceb­ra­il) diye açıklanmaya çalışılmasını eleştiren Prof. Dr. Mau­ri­ce Bucaille , bu anlayışı reddederek Paraklit'in(Pa­rak­le­tos) Hz.İsa'dan sonra gelecek, Hz.İsa gibi bir peygamber olduğunu Yunan dili etimolojisine dayanarak şöyle a­çık­lar:

"Burada öne sürülen insanlara bildirme işi hiçbir surette Kutsal Ruh'un(Cebrail'in) işlerinden olan bir ilhamdan iba­ret de­ğildir. Aksine kendisini belirleyen Yunanca ke­li­medeki yayma kav­ra­mı sebebiyle, onun açıkça maddi bir ni­teliği vardır. Şu halde Yunanca ' Akouo ' ve ' Laleo ' fiilleri bir ta­kım maddi işleri ifade e­der­­ler ve bu fiiller ancak işitme ve konuşma organlarına sahip bir varlıkla ilgili olabilirler. Do­la­yısıyla bu fiilleri Kutsal Ruh'a (Ceb­rail'e) uygulamak müm­kün değildir. Öyleyse Yuhanna'nın Parak­lit'­inde, Hz.İsa gibi işitme ve konuşma melekesi olan bir insan gör­mek, mantığın götürdüğü bir sonuç sayılmalıdır. Yunanca me­tin bu melekeleri kesin olarak gerektirmektedir. Demek ki; Hz.İsa, ken­disinden sonra Allah'ın yeryüzüne bir başka insan gönderece­ğini ve onun rolünün, bir cümleyle söylemek gerekirse Allah'ın kelamını işiten ve onun mesajını insanlara tebliğ eden bir peygamberin rolü olacağını haber vermektedir. Şimdi elimizde mevcut me­tinde bulunan Kutsal Ruh kelimeleri tamamen kasıtlı olarak sonradan ya­zılmış bir ilaveden ileri gelmektedir. İlavenin gayesi Hz. İsa'dan sonra bir peygamberin geleceğini haber veren bir parçanın ilk anlamını değiştirmektir. Çünkü buna inanmak, Hz.İsa'nın son peygamber olmasını isteyen gelişme halindeki Hıristiyan cema­at­leriyle çelişki ortaya çıkarıyordu."

Prof. Abdulahad Davud , Paraklit kelimesinin anlamını etimolojik olarak şöyle anlatır:

"Paraklit kelimesi ' Periqlytos ' kelimesinin bozulmuş şeklidir. 'Pe­riqlytos' gerek etimolojik, gerekse lugat anlamı itibariyle ' şanı yü­­ce, övülmeye layık olan ' demektir. Bu hususla ilgili şahidim Alexandre'nin 'Dictionnaire G rec Français' isimli eseri olup ke­li­meyi şöyle açıklar: 'Bu birleşik isim ' peri ' ön eki ile ' övmek ' kökünden türeyen ' kleotis ' kelimesinden mürekkeptir. Bu kelime Arap­ça'da en meşhur, en çok öven, şanı en yüce olan ' Ahmed ' keli­me­sinin tam karşılığıdır. Burada halledilmesi gereken tek mesele Hz.İsa tarafından kullanılan bu ismin Arami dilindeki aslını bulmaktır."

Peygamber

" 20 : Yahya'nın tanıklığı şöyle oldu, açıkça konuştu, inkâr et­medi: 'Ben Mesih değilim,' diye açıkça konuştu.
21 : Onlar da kendisine; 'Öyleyse sen kimsin? Sen İlyas mısın?' di­ye sordular. O da; 'Değilim,' dedi. 'Sen O Peygamber misin?' Yah­ya;'Hayır,' diye cevap verdi. (İncil-Yuhanna: 1/ 20-21)
Hz.Yahya'ya 3 soru sorulmaktadır ve o, bu 3 soruya da o­lumsuz cevap vermektedir:
1. Sen Mesih misin?(İsa mısın?) 2. Sen İlyas mısın? 3. Sen O Peygamber misin?
Matta İncil'ine dayanıp, Yahya Peygamberin, İlyas Pey­gam­ber olacağını söyleyenler olmuştur. Buradaki ifade; "O za­man öğrenciler, İsa'nın kendilerine Vaftizci Yahya'dan söz et­ti­ği­ni anladılar," şeklindedir. (İncil-Matta: 17/11-13) Oysa Yu­han­na'­da geçen ifadede Yahya, çok açık bir şekilde İlyas olma­dı­ğını söylüyor.
Yuhanna'da üç ayrı peygamberden bahsedilir. Bunlar 1- İ­sa, 2- İlyas, 3- O Peygamber'dir. Yahya Peygamberin, İsa Pey­gamberle aynı dönemde yaşadığı bilinmektedir. İncil'­de, İsa Peygamber, İlyas'ın geldiğini ve insanların ona çok çi­leler çektirdiğini söyler. (İncil-Matta: 17/12)
Peki o zaman "O Peygamber" kimdir? İnsanlar Tev­rat'­ın (Tes­niye: 18/18) ifadesinde belirtilen peygamberi beklemektedirler. Bu da göstermektedir ki, "O Peygamber" Hz.İsa'dan farklı bir şahsiyettir. Peki Tevrat-Tesniye 18/18'de be­lir­til­diği gibi Allah'tan aldığı sözleri insanlara duyuran, Hz.İsa'­nın çıktığı dönemde hâlâ gelmemiş olan ve Hz.İsa'dan farklı olan peygamber kimdir? Hz.Muhammed dışında Al­lah'­tan aldığı peygamberlik görevini yerine getirip tarihte ö­nemli bir yer kazanmış ve Hz.İsa'dan sonra gelmiş ikinci bir insan gösterilebilir mi?..
Yalancı Peygamber Nasıl Tanınır? İncil'in hiçbir yerinde Hz.İsa'dan sonra peygamber gel­me­­yeceği söylenmez. Buna karşın İncil'de peygamberlik id­di­asında olanları tanımada şu kriter verilir: "Verilen ürüne bak ve yalancı ile doğru söyleyeni ayırt et." Oysa Hz.İsa'dan sonra hiç peygamber gelmeyecek olsaydı; Hz.İsa; "Benden son­ra Peygamber gelmeyecektir, benden sonra kim peygamberlik id­dia ederse o yalancıdır," diye çok kestirme bir şekilde bu so­ruyu cevaplayabilirdi. Hz.İsa'nın, yalancı ve doğru peygamberi ayırt etmede tavsiye ettiği yöntem, başlı başına Hz.İsa'dan sonra peygamber geleceğine yeterli delildir.

Hz.İsa'dan sonra peygamber gelecek olması ise Hz.Mu­hammed'in peygamberliğine Hıristiyanlar için yeterli delil olmalıdır. Çünkü Hz.İsa'dan sonra gelip de Allah'a inanan, Allah'a güvenen, Allah'ı seven, putları terkeden toplulukla­rın oluşması gibi harika bir ürün sadece ve sadece Pey­gam­be­­rimizle  yollanan din(İslam) sayesinde elde edilmiştir.

Tüm bu açık gerçeklere ve Tevrat'taki, İncil'deki işa­ret­le­re rağmen, Tevrat'ın ve İncil'in onayladığını hahamlar, pa­­pazlar örtbas etmek için, saptırmak için yarışırlar. İncil'­de ne adı geçen, ne kendisine işaret olan Katolik, Ortodoks mez­hepleri, Roma'daki Papa ve başpiskopos beyefendile­rin(!) görüşleri ne yazık ki, Hıristiyan halkın büyük bir bö­lümü için Tevrat ve İncil'in görüşlerinden daha önemlidir.

"Allah'ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Me­sih'i efendiler(rab) edindiler. Halbuki hepsi de tek Tan­rı'ya kulluk etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'n­dan başka tanrı yoktur. O bunların ortak koştukları şeylerden yücedir." (Tevbe Sûresi, 31)

Bununla birlikte; Müslüman olduklarını açık ve kesin o­larak ilan etmeseler de, İslam'a ve Hz.Muhammed'e hay­ran­­­lıklarını ifade etmekten çekinmeyen nice dâhi düşünürler vardır. Ünlü Alman düşünürü Goethe de, bunlardan bi­ri­sidir. Bakınız, hayranlığını na­sıl haykırıyor:
“Şimdi, Muhammed'in dalgası
İniyor ovaya
Gümüşten parıltılarla...
Ve ovalardan nehirler,
Dağlardan dereler
Neşeyle çağırıyor O'nu: Kardeş!
Kardeş, al kardeşlerini
Götür Sonsuz Kaynağa,
Sonsuz Okyanus'a
Bizi bekleyen Açılmış kollarıyla...
Kardeşlerini götürüyor O,
Çocuklarını ve hazinelerini
Yaradan'a, bekleyen
Aşk dolu, merhamet dolu.”
“Bilmeğe çalışıyorum
Kur'an sonsuz mu, değil mi?
Ama inanıyorum
Müslüman olmanın gereğiyle
Bütün kitapların üstünde bir Kitaptır Kur'an.”

“Bütün sâfiyetiyle hissediyordu İsa
Ve anlatıyordu Allah'ın bir olduğunu;
Kendisini ilahlaştıran herkes
Yaralıyordu en kutsal duygularını.”

“Daha fazla gizli kalmamalı gerçek,
Parlatılmalı, Muhammed'in yaptığı gibi;
Fethetti dünyayı O,

" 15 : Yalancı peygamberlerden sakının. Onlar size koyun postu içinde yaklaşırlar, ama özde yırtıcı kurtlardır.

16 : Onları yaşam ürünlerinden tanıyacaksınız. Hiç dikenlerden üzüm, devedikenlerinden incir toplanır mı?

17 : Her iyi ağaç iyi ürün verir. Çürük ağaç ise kötü ürün verir.

18: İyi ağaç kötü ürün vermediği gibi, çürük ağaç da iyi ürün vermez.

19 : İyi ürün vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır.

20 : Demek ki, onları yaşam ürünlerinden tanıyacaksınız." (İncil - Matta: 7/15-20)

16 : Ben de Baba'ya yalvaracağım ve o size başka bir Paraklit gön­derecektir." (İncil-Yuhanna: 14/15-16)

" 26 : Ama Baba'nın benim adımla göndereceği Paraklit, Kutsal Ruh size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak." ( İncil-Yuhanna: 14/26)

" 6 : Size söylediklerimi hatırlatır." (Yuhanna 14:26) (Hz.İsa ile Hz.Muhammed'in mesajı özde aynı gerçekleri içerir.)
"Hani Meryemoğlu İsa da; 'Ey İsrailoğulları! Ben, sizin için Allah'ın elçisiyim. Benden sonraki ismi övü­len­/­ö­ven (Ah­med) olan bir elçinin de müjdeleyicisi­yim,' demişti." (Saff Sûresi, 6)..tayfun şanlıer

PAVLUS HIRİSTİYANLIĞININ HZ. İSA İLE İLGİLİ İDDİALARI

Hıristiyanlık denildiğinde sanırım herkesin aklına hemen Pavlus gelir.
Hz. İsa’nın ayrılışından sonra geride kalan Havarilerin arasında iki önemli şahsiyet görülür.
Biri Kudüs’teki Havarilerin lideri olan Hz. İsa’nın kardeşi lider Yakup, diğeri daha çok Roma İmparatorluğu toprakları olan Anadolu ve Ege kıyılarında ki, daha çok Yahudi olmayan Eski Yunanlılara (Grekler) misyonerlik faaliyetlerinde bulunan Aziz Pavlus’tur.
İncil’de bu iki gurup arasında büyük çatışmalar olduğu görülür ve son derece önemli teolojik farklılar göze çarpar.
7 Hıristiyanlıkta ilk yazılı metinler İncil’deki Pavlus’un mektuplarıdır.
Konsillerde İncil’e girecek kutsal metinlerin seçiminde de Pavlus’un teolojik temelleri ölçü alındığı bir gerçektir. Konumuzun tam anlaşılması için, Hz. İsa hakkında İncillerde olan tanımlamalar üzerinde durmamız gerekir.
Pavlus tam bir Mesih tutkunudur.
Zaten Hıristiyan dininin ismi de Yunanca Mesihçiler anlamına gelen Hristianos‘tan türemiştir (İncil-Elçi. İşl.
11:26). Pavlus tam bir Mesih tutkunudur dedik.
Pavlus’un Mesihi, çarmıhta insanların günahı için canını fidye olarak vermiş, çarmıhta ölümünden 3 gün sonra dirilmiş, göğe Tanrı’nın yanına alınmış ve kıyamete yakın tekrar dünyaya gelip inananlarını kurtaracak bir Mesih’tir.
Pavlus’un İsa’sı sıradan bir insan olmayıp, Tanrısal özellikler taşıdığını iddia ettiğinden, dünyanın sonunda insanları bizzat kendi Tanrı gibi yargılayacaktır.
Bu durumda kitabımızın ana konusu olan kıyamet savaşı, Hz. İsa’nın yeryüzüne tekrar gelişiyle doğrudan ilgili olduğundan, Pavlus ve onun bu teolojik esaslarının doğruluğu üzerinde de durmamız gerekiyor.
Bu sebeple Pavlus Hıristiyanlığının doğruluğunu da sorgulayacağız.
Diğer peygamberler gibi bir insan olan Hz. İsa’ya, ilk Tanrısal özellikler kazandıran Pavlus’tur. 
Pavlus’tan sonra İznik konsilinde M.S. 325 yılında alınan kararlarla Hz. İsa, tam Tanrı’ya eş teslisin bir Tanrı’sı ilan edildi. Hıristiyanlıkta Teslis inancına göre Tanrı, Baba-Oğul- Kutsal Ruh’tan oluşan üç şahsiyete sahiptir.
Hıristiyan inancında Hz. İsa, Tanrı’ya eş tam bir Tanrı’dır.
Yalnız Pavlus’un Mesih İsa’sı, tesliste Tanrı’ya eş bir Tanrı değildir.
Tanrının Oğlu lakaplı Baba Tanrı’dan aşağı derece bir kutsal kişidir:
“3 Her türlü tesellinin kaynağı olan Tanrı’ya, merhametli Baba’ya, Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı ve Babası’na övgüler olsun! (2.Korintliler-1)
27 Çünkü, “Tanrı her şeyi Mesih’in ayakları altına sererek O’na bağımlı kıldı.” “Her şey O’na bağımlı kılındı” sözünün, her şeyi Mesih’e bağımlı kılan Tanrı’yı içermediği açıktır.
28 Her şey Oğul’a bağımlı kılınınca, Oğul da her şeyi kendisine bağımlı kılan Tanrı’ya bağımlı olacaktır. Öyle ki, Tanrı her şeyde her şey olsun.” (1.Korintliler-15)
Ve insan olduğu da vurgulanarak:
“5-6 Çünkü tek Tanrı ve Tanrı’yla insanlar arasında tek aracı vardır.
O da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa’dır.
Uygun zamanda verilen tanıklık budur.” (Timeteos-2)
Pavlus’ta teslis anlayışı yoktur. Pavlus için Tanrı, tek bir Baba kimliğindedir.
Kutsal Ruh ise Tanrısal bir güçtür. Pavlus’ta teslis anlayışı yoktur dedik ama, Hz. İsa’nın tanrılaştırılmasına ve teslis anlayışına yol açan Pavlus’tur.
Hıristiyanlıkta teslis (üçlü Tanrı) Pavlus’tan 4 asır sonra M.S. 381 yılındaki İstanbul Konsil’iyle son şeklini almıştır.
Hz. Meryem’in Tanrılaştırılması da yine M.S. 431 yılında ki Efes konsiliyle kararlaştırılmıştır.8 Protestanlar da bunu reddetmektedir.
Zaten İncil’de Hz. İsa’nın bizzat kendi ağzından Tanrı’yı yücelttiğini görmekteyiz:
“49 Çünkü ben kendiliğimden konuşmadım. Beni gönderen Baba’nın kendisi ne söylemem ve ne konuşmam gerektiğini bana buyurdu.
50 O’nun buyruğunun sonsuz yaşam olduğunu biliyorum.
Bunun için ne söylüyorsam, Baba’nın bana söylediği gibi söylüyorum.” (Yuhanna-12)
Hal böyle olunca, Hz. İsa kendi ağzıyla Tanrı’dan vahiy aldığını söylediğine göre, başka söze gerek yok. Tanrı’dan Vahiy alan kişi Tanrı olamaz.
Vahiy alan kişi peygamberdir.
Bu gerçeği İncil’de yine Hz. İsa’nın bizzat kendi ağzından söylediğini görüyoruz:

33 Yine de bugün, yarın ve öbür gün yoluma devam etmeliyim. Çünkü bir peygamberin Yeruşalim’in dışında ölmesi düşünülemez!

34 “Ey Yeruşalim! Peygamberleri öldüren, kendisine gönderilenleri taşlayan Yeruşalim!
Tavuğun civcivlerini kanatları altına topladığı gibi ben de kaç kez senin çocuklarını toplamak istedim, ama siz istemediniz.” (Luka-13)

Hz. İsa hakkında bu konu, kitabımızın iddiaları için en önemli konudur.
Çünkü Hz. İsa Tanrı’dır ve ikinci gelişte insanları yargılamak için gelecektir.
Pavlus Hıristiyanlığının bir başka teolojik temeli de budur.
Bu teolojinin sağlam bir temeli olmadığı ortadadır.
Zaten Pavlus, Hz. İsa’nın sağlığında eğitip yetkin kıldığı Havarilerinde de değildir.
Pavlus Hz. İsa’nın sağlığında, Hz. İsa’ya inanmayan tam bir Hıristiyan düşmanıydı.
Ölümünden sonra Hz. İsa ile ilgili mucizevi bir görüm görüp, ona iman ettiğini iddia ederek, önce Havarilerin safına katılır.
Daha sonra Hz. İsa’nın ve Havarilerin öğretilerine ters fikirler yayarak, Havarilerden ayrılır.
Hz. İsa’yı Tanrılaştırır ve kendisine vahiy gönderdiğini iddia ederek, Anadolu’da yeni bir dini anlayış yaymaya başlar. Bu dönemde Kudüs’te Havarilerin lideri Hz. İsa’nın kardeşi Yakup’tur.
Aralarında set tartışmalar olur. Bunu yine Pavlus’un İncil’de ki mektuplarından anlamaktayız:

“4 Çünkü size gelen ve bizim tanıttığımızdan değişik bir İsa’yı tanıtanları pekala hoş görüyorsunuz. Ayrıca, aldığınız ruhtan farklı bir ruhu ve kabul ettiğinizden farklı bir müjdeyi (İNCİLİ) kabul ederek bunları hoş görüyorsunuz.
5 Sözüm ona üstün elçilerden hiç de aşağı olduğumu sanmıyorum!” (2.Korintliler-11)
Ve aralarında ki çekişmenin sıradan basit bir çekişme olmadığı da, yine Pavlus’un yazdıklarından anlaşılmakta:

“12 Övündükleri konuda bize eşit sayılmak isteyen fırsatçılara fırsat vermemek için, yaptığımı yapmaya devam edeceğim.

13 Bu tür adamlar sahte elçiler, düzenbaz işçiler, kendilerine Mesih’in elçisi süsü verenlerdir.

14 Buna şaşmamalı. Şeytanda kendisine ışık meleği süsü verir.

15 Ona hizmet edenlerin de kendilerine doğruluğun hizmetkarları süsü vermesi şaşırtıcı değildir. Onların sonu yaptıklarına göre olacaktır.“(2. Korintliler-11)

Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın çarmıhta ölümü çok tartışılmıştır ve hala da tartışılmaktadır.
Anladığımız kadarıyla ilk Hıristiyanlık yıllarında da, bu konu çok tartışılmıştır.
Özellikle Pavlus ile H.z. İsa’nın kardeşi Lider Yakup ve Hz. İsa’nın gerçek havarileri arasında.
Sık sık Pavlus’a karşı bir başvuru kitabı olarak bakacağımız, Lider Yakup’un İncil’deki Mektubu’nda, Pavlus’un imanın baş şartı olarak vaaz ettiği, ÇARMIHTA ÖLÜP DİRİLEN KURTARICI MESİH konusu yoktur.
Bu konu gerçekten en önemli iman konusu olsaydı, Hz. İsa’dan sonra Havarilerin lideri Yakup’ta bu konuya dikkat çekerdi.
Lider Yakup İncil’deki Mektubunda işlediği en önemli konu Tevrat’a bağlı yaşamak ve Tanrıyı yüceltmektir. Zaten 27 farklı kitap olan İncil’de diğerlerinden en farklı olan Yakup’un Mektubu ile ilk defa yazılmış olan MARKOS İNCİLİ’DİR.
Zaten Pavlus’un yukarıda verdiğimiz ifadesinde farklı iki İsa ve farklı iki İncil vaaz ettikleri açıkça anlaşılmaktadır. Pavlus Kudüs’teki Yakup liderliğindeki havarilerle ters düştüğünde, Roma hakimiyetinde, Anadolu’daki Yahudilerin dışındaki diğer insanlara yönelir.
Bunlar eski Yunan halkı (Grekler) olup, bir çok Tanrı’ya sahip pagan- putperest bir toplumdu. Bunların anlayışında tanrılar insan gibi olup, tanrıçalara ve çocuklara sahipti.
Peygamber gibi kutsal kişiler ve imparatorlar, ya Tanrı ya da Tanrının oğlu sıfatına sahip kimselerdi. Roma İmparatoru Augustus (M.Ö. 30-M.S.14) Tanrı veya Tanrının oğlu,Tiberius (M.S. 14-37) kurtarıcı Zeusun Oğlu veya Tanrı oğlu, Neron (M.S. 54-68) tanrıların en büyüğünün oğlu veya bütün dünyanın efendisi sıfatına sahip kişilerdi.9 Pavlus’ta hemen bu anlayışa uyum göstererek, Hz. İsa’yı Tanrının oğlu ilan ederek, tanrılaşmış bir kişi olarak ilan etti.
Bu özellikteki İsa figürü kitleler tarafında kolayca benimsendi.
Ne de olsa sıradan insan bir peygamberi böyle putperest-pagan anlayışında bir topluma kabul ettirmek çok zordu.
Ayrıca bu toplumlarda, Tanrılar bedenlerini insanlar için fidye olarak sunup öldüğünde, hep göğe çıkar ve sonra yeniden dirilerek insanları kurtarmak için geri gelir.
Sanırım Pavlus Hıristiyanlığındaki İsa figürünün nasıl oluştuğu anlaşılmıştır.
Hatta Pavlus ile Havarilerin çekişmelerinden dolayı, yolu Kudüs’e, Lider Yakup’un yanına düşen Pavlus, neredeyse canından olacaktır ve işgalci Roma askerleri yardımıyla ölümden kurtulur:
“30 Bütün kent ayağa kalkmıştı.
Her taraftan koşuşup gelen halk Pavlus’u tutup tapınaktan dışarı sürükledi.
Arkasından tapınağın kapıları hemen kapatıldı.
31 Onlar Pavlus’u öldürmeye çalışırlarken, bütün Yeruşalim’in karıştığı haberi Roma taburunun komutanına ulaştı.
32 Komutan hemen yüzbaşılarla askerleri yanına alarak kalabalığın olduğu yere koştu. Komutanla askerleri gören halk Pavlus’u dövmeyi bıraktı. » (Elçilerin İşleri-21)
Sanırım anlatmak istediğimiz konu ve farklı görüşlerin temeli şimdi daha iyi anlaşılmıştır.
Bu iki anlayıştan Kutsal Şehir Kudüs merkezli yaşayan, Hz. İsa’nın gerçek Havarileri, ilerleyen yıllarda özellikle Roma İmparatorluğunun işgaline karşı isyan eden Yahudilerin, Kudüs’ten sürülmesinden sonra, yavaş yavaş tarih sahnesinden silinmiştir.
Roma ile barışık bir anlayışla Anadolu topraklarındaki Yunan halkı arasında, Pavlus’cu Hıristiyanlık gelişerek hakimiyetini pekiştirmiştir.
Aralarındaki rekabette kaybeden Havariler anlayışındaki dini metinler, resmi (Kanon) İncillerden ayıklanmıştır.
Maalesef elimize işin ayrıntılarını öğrenebileceğimiz, bir Havari (Elçi) metini bulunmamaktadır.
Yalnızca Lider Yakup’un Mektubu kalmıştır.
Diğer Havarilere (Elçilere) ait Petrus ve Yuhanna gibi isimlerle yazılmış olduğu sanılan eserlerinde, son günlerde başkalarına ait oldukları ispatlanmıştır
Hz. İsa kendinde bir yetki görüp, yeni bir şeyler söyleyenler için bakın kendi ağzında neler söylemekte:“20 Böylece sahte peygamberleri meyvelerinden tanıyacaksınız.
21 “Bana, ‘Ya Rab, ya Rab!’ diye seslenen herkes Göklerin Egemenliği’ne girmeyecek.
Ancak göklerdeki Babam’ın isteğini yerine getiren girecektir.
22 O gün birçokları bana diyecek ki, ‘Ya Rab, ya Rab! Biz senin adınla peygamberlik etmedik mi? Senin adınla cinler kovmadık mı? Senin adınla birçok mucize yapmadık mı?’
23 O zaman ben de onlara açıkça, ‘Sizi hiç tanımadım, uzak durun benden, ey kötülük yapanlar!’ diyeceğim.” (Matta-7)
Sanırım Hz. İsa’nın nasıl Tanrılaştırıldı ve bunun temellerinin ne derece sağlıklı olduğu anlaşılmıştır.

Elçilerin İşleri Kitabında Pavlus'un çelişkileri


Elçilerin işleri olarak anılan ve Luka'nın yazdığı idda edilen kitap aslında elçilerin değil, Pavlus'un işleri olarak anılması gerekirdi. Çünkü başlangıçta diğer öğrencilerden de bahsederken Saul'un yani namı diğer Pavlus'un ortaya çıkmasıyla diğer öğrenciler buharlaşmış sadece Pavlus'un misyonerlik faliyetleri anlatılmaya başlanmıştır. Bu kitabın yazarı kiliseye göre Luka'dır. Fakat Luka'nın yazdığı konusunda ciddi şüpheler mevcuttur.
.

Ayrıca Kitap diğer İncillerle ve Pavlus'un mektuplarıyla da çelişmektedir. Yazar, Yunan- Roma coğrafyasında ( Luka da bir Yunanlıdır ) yaygın olan mitolojik anlatım tarzıyla İsa'yı pagan dinindeki aracı- insan- tanrı Osiris, Adonis, Attis, Mithra imgesine göre şekillendirmiştir.

Elçilerin İşleri kitabının başlarında Saul adında vicdansız, zalim, zorba bir adamdan bahsedilir. Bu zorba adamın, kendisini hristiyan ilan eden insanlara işkence ettiği, onların hapsedilmesi için çaba harcadığı yazılıdır. 9. bölüm 1. ayette şu beyan yer alıyor:

  • Efendimizin öğrencilerini hâlâ kudurmuşcasına tehdit edip canlarına kasteden Saul başkâhine gitti. Bu Yol’dan olan kadın ve erkekleri buluptutuklu olarak Yeruşalim’e getirebilmek için, ondan Şam’daki havralara vermek üzere mektuplar istedi.
Elçilerin işleri 9. bölümde zalim Saul hakkında yazılan bu detayda bir sorun vardır. Saul Yeruşalim'deki hristiyanlara zulmetmekle yetinmiyor, Şam şehrindeki insanların canlarına da kastediyor. Onların Yeruşalime sürülmelerini, hapis yatmalarını, hatta işkence edilerek öldürülmelerini, taşlanarak katledilmelerini (İstefanos örneğinde görüldüğü gibi)savunanan Saul, Yeruşalim'deki yüksek rütbeli Kahinlerden Şam'da hristiyanları tutuklamak için izin kağıdı istiyor.

Fakat gözden kaçırılan ve üzerinde pek de durulmayan bir ayrıntı var;

Yeruşalim'deki kahinlerin başka coğrafyalarda kanuni meselelerde hiç bir söz ve yaptırım olanağı yoktur. Onların, insanları tutuklama, yakalama gibi bir yetkisi olmadığı gibi herhangi bir mektupla da Saul'un bu işi yapmasımümkün değildir.

Saul yani Pavlus, bir Romalı olduğunu söylüyor. Fakat Şam o sırada ne Yahudi'ydi ne de Romalıların egemenliğindeydi; Şam bir arap krallığına aitti. Farklı bir ülkede yabancı bir vatandaşın, dini kurumlardan aldığı bir kaç mektupla insanları dinsel inancından dolayı tutuklaması ve diğer bir ülkeye getirtmesi mümkün olmamakla birlikte tamamen gerçek dışı olup masalsal bir anlatımdır. Üstelik Elçilerin İşleri kitabında bu hikayeyi kimin kaleme aldığı da belli değildir.


Sonuç olarak Saul'la ilgili bu pasajın gerçeklikle yakından uzaktan bir ilgisi yoktur. Pavlus'un Şam yolculuğu bir kaç yerde daha anlatılır. Ve hepsi de gerçek dışı anlatımlardır. Üstelik pek çok çelişki içermektedir. Metinler arası tutarsızlıklara çeşitli ayetlerden örnek vererek devam edelim.

  • Bu Yol’u izleyenlere öldüresiye zulmettim; hem erkekleri hem kadınları bağlayıp hapse attırdım. Başkâhin de, tüm ihtiyar meclisi de buna tanıklık edebilir. Ayrıca onlardan Şam’daki kardeşlere götürmek üzere mektuplar almıştım ve bu şehre gidiyordum; niyetim oradakileri cezalandırılmak üzere tutuklu olarak Yeruşalim’e getirmekti. (Elç. 22:4/5)

Hristiyanlar öncelikle yukarıda dile getirdiğimiz noktaları açıklamalılar.Başka bir ülkede yaşayan insanları dinsel tutumlarından ötürü tutuklama emrini içeren şu esrarengiz " mektuplar " hangi mektuplardır? Tarihte bir başrahibin vereceği üç beş mektupla insanları tutuklattığı görülmüş müdür? Üstelik tuytuklamayı gerçekleştireceğini idda eden kişi de bir güvenlik görevlisi yada asker de değil. Tamamiyle sivil bir şahıs..! nereden bakarsanız bakın saçmalık!

  • Fakat yolda, Şam’a yaklaşırken, öğle sularında etrafım birden gökten gelen kuvvetli bir ışıkla aydınlandı. Yere düştüm ve ‘Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?’ diye bir ses duydum. ‘Kimsin Efendim?’ diye sordum; ‘Ben zulmettiğin Nasıralı İsa’yım’ dedi. Yanımdaki adamlar ışığı görmüşler, fakat benimle konuşanın sözlerini işitmemişlerdi. (22:6-9)
Pavlus'un bu pasajını dikkatlice okuyunuz. Yayındaki adamların "ışığı gördüğü " fakat "sesi duymadığı" anlatılıyor. Halbuki Aynı kitabın 9:7. ayetindeki açıklama tam tersini söyler. Bu ayette adamların "sesi duydukları" fakat bir şeyi " görmedikler i" vurgulanıyor.

Acaba hangi açıklama ne derece doğrudur. Gördükleri parlak ışık, nasıl oluyorsa söz konusu adamların gözlerini kör etmiyor da sadece Pavlusunkileri ediyor. Okumaya devam ettikçe söylenen yalanların daha da arttığını görüyoruz. Bakın sonrasında Pavlus şu ÇARPICI açıklamayı yapıyor:

  • Şimdi kalk, şehre gir; yapman gerekenler sana bildirilecek” dedi (9:6)
  • Efendimiz, ‘Kalk, Şam’a git; senin için belirlenen görevler sana orada söylenecek’ dedi. (22:10)

Bu iki açıklama farklı bölümlerde yer alsa da aynı şeyi söylemektedir; Pavlus, İsa'ya "ne yapmalıyım?" sorusunu sorar ve İsa da " şehre gir, orada açıklanacak" yanıtını verir. Yani Pavlus'un görevi Şam şehrinde açıklanacak. O sırada misyone ilişkin hiç bir şey ANLATILMIYOR!. Fakat 26:16-18 ayetleri okunduğunda herşeyin ANLATILDIĞI görülür.

  • ‘Şimdi kalk, ayaklarının üzerinde dur. Sana görünmemin amacına gelince, seni hizmetkârım olman için seçtim; benimle ilgili gördüklerine ve sana göstereceklerime tanıklık edeceksin.Ben de seni bu halkın ve kendilerine göndereceğim milletlerin elinden kurtaracağım. Seni onların gözlerini açman, onları karanlıktan ışığa çıkarman ve Şeytan’ın hâkimiyetinden kurtarıp Tanrı’ya döndürmen için gönderiyorum. Böylece, bana olan imanlarından dolayı günahları bağışlanabilir ve kutsal kılınmış kişilerle birlikte mirasa sahip olabilirler.

Fakat aynı kitabın diğer iki bölümü Pavlusun misyonunun Şamda açıklanacağını idda ediyordu. Kayıtlara bakılınca Pavlus'un gözlerinin kör olduğunu, İsa'ya " ne yapmalıyım" sorusunu sorduğunu ve İsa'nın "GÖREV ŞAMDA AÇIKLANACAK" yanıtını verdiğini görüyoruz. Pavlus'un yeni misyonu, görevi vs. Şamda mı açıklandı yoksa Şam'a girmeden önce olay esnasında mı? Eğer Olayın geçtiği yerse (26:16-18) ,9 ve 22 . bölümlerde neden görevin Şamda açıklanacağı,ayrıca o esnada hiç bir şeyin açıklanmadığı kayıtlıdır? Merak etmekteyiz: Hangi kayıt doğruyu söylemektedir?

HRİSTİYANLARIN TEVRAT ANLAYIŞI


Hıristiyanlık, İsa'dan sonra Helenistik dünyada yayılınca, İncillerin daha henüz ortaya çıkmadığı dönemde ilk kutsal kitap olarak Septuagint'i benimsemiştir. Daha sonra Septuagint, Latin, Kıpti, Ermeni ve Habeş dilleri başta olmak üzere, bazı dillere çevrilmiştir. Ardından, İtalya'dan Afrika'nın Akdeniz kıyısındaki toprakları boyunca uzanan geniş bir bölgede Hıristiyanlığın yayılması üzerine, Roma Hıristiyanlığı genel Hıristiyan dünyasında ağırlık kazanmış ve Latince ön plana çıkmıştır[1]. Dolayısıyla, kutsal kitabın Latince versiyonları da diğer versiyonlara nazaran daha çok yaygınlık kazanmıştır.

Hıristiyan kutsal kitabı, 360 yılındaki Laodikya Konsili'nde yeniden düzenlenmiş, Yahudilerin apokrif kabul ettiği Baruh kitabı Yeremya'ya eklenmiştir[2]. Daha sonra 405'de, Baruh da dahil olmak üzere diğer apokrifler Tobias (veya Tobit), Judith, Ben Sira, Süleyman'ın Hikmeti, I ve II. Makkabiler  kitaplarıyla Ester ve Daniel kitaplarının bazı kısımlarına Eski Ahid'de, "Deuterokanonik Kitaplar"[3] olarak yer verilmiştir[4].

M.S. II ve III. Asırlarda, Eski ve Yeni Ahid'i bir arada ihtiva eden Hıristiyan kutsal kitabının Yunanca ve Latince bir çok nüshası ortaya çıkmıştır. Bunların çoğu kusurludur. Bu durumu gören Papa Damasus (Papalık dönemi:366-384), dostu Aziz Jerome'dan Yeni Ahid'in Latince versiyonlarını gözden geçirmesini rica etmiştir. Jerome, Papa Damasus'un bu ricası üzerine 383'de önce dört İncili gözden geçirmiş, sonra Septuagint'i kullanarak Mezmurlar'ın Latince metinlerini düzene koymuştur. Papa Damasus'un 384'de ölümünden sonra Jerome, İsa'nın doğum yeri Betlehem'e yerleşmiş ve orada bir Yahudi'den İbranice öğrenmiştir. İbranicesini ilerlettikten sonra Eski Ahid'in İbranice nüshasına bakmış ve Yunanca tercümelerin çok kötü olduğunu görmüştür. Jerome, arkadaşlarının da teşvikiyle, Eski Ahid'in bazı kitaplarını İbranice orijinalinden tercüme etmeye karar vermiştir. O, bu işe, önce Samuel ve Krallar kitaplarıyla başlamıştır. İkinci olarak, Mezmurları ve ardından Peygamberler'i (Nevi'im) tercüme etmiştir. Süleyman'ın Meselleri, Vaiz ve Neşideler Neşidesini'nin ardından, son olarak Tevrat'ın tercümesini tamamlamıştır[5]. Jerome, Eski Ahid'in İbranice'den tercümesini böylece   tamamladıktan sonra, Yahudilerin apokrif sayıp kendi nüshalarında yer vermediği kitaplar hususunda tereddüde düşmüştür. Önce, Yahudiler gibi bunlara kutsal kitapta yer vermemenin uygun olacağını düşünmüş, sonra bu düşüncesinden vazgeçmiştir. Jerome, Daniel ve Ester kitaplarının apokrif kısımlarıyla Tobit ve Judith'i Aramca'dan tercüme etmiş, diğer apokrifleri ise, önceki Latinceleriyle olduğu gibi almıştır[6]. Böylece Jerome, 390'dan 405'e kadar süren on beş sene zarfında, İbranice orijinalinden Eski Ahid'in yeni bir Latince tercümesini tamamlamıştır[7].

XVI. Yüzyılın başlarında Batı'daki reform taraftarı Hıristiyanlar, inancın asıl kaynaklarına dönmek amacıyla Deuterokanonikleri reddederek, 39 kitaptan müteşekkil Yahudi Eski Ahid'ini benimsemişlerdir[8]. 1546 Trent Genel Konsili'ne kadar, Septuagint ve Vulgate başta olmak üzere Deuterokanonikleri ihtiva eden çeşitli nüshalar Hıristiyanların kutsal kitabı olarak kullanılmıştır. Trent Konsili'nde, Kutsal Kitabın Eski ve Yeni Ahid kısımlarının kitapları ve bunların düzeni belirlenmiştir. Ayrıca, Jerome'un Vulgate'i geçerli tek nüsha olarak kabul edilmiştir [9]. Bu seçimin sebebi, Vulgate'in Katolik Kilisesi'nin öğretilerini destekler mahiyette çevrilmiş olmasıdır[10]. Bu konsilde, Vulgate'in Kilise'de kullanıma uygun tek nüsha olduğu belirtilmiş ve şu karar alınmıştır: "Kilise tarafından bir çok asırdan beri muhafaza edilmekte olan Vulgate, umuma açık okumalarda, tartışmalarda, va'azlarda ve tefsirlerde tek sahih tercüme olarak kabul edilmelidir. Hiçbir şekilde, onu reddetme cüreti gösterilmemelidir"[11].

1546 Trent Konsili'nde tespit edilen şekliyle Eski ve Yeni Ahid, sırasıyla şu kitapları ihtiva etmektedir:

Eski Ahid: Tevrat: Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye; Yeşu, Hakimler, Ruth, Kralların dört kitabı: I ve II. Samuel, I. ve II. Krallar; I ve II. Tarihler; Ezra, Nehemya; Tobith, Judith, Ester, Eyup, Mezmurlar, Süleyman'ın Meselleri, Vaiz, Neşideler Neşidesi, Süleyman'ın Hikmeti, Ben Sirah'ın Hikmeti, İşaya, Baruh'la birlikte Yeremya, Ezekiel, Daniel; On iki Küçük Peygamber: Hoşea, Yoel, Amos, Obadya, Yunus, Mika, Nahum, Habakkuk, Tsefanya, Haggay, Zekarya, Malaki; I ve II. Makkabiler.

Yeni Ahid: Dört İncil: Matta, Markos, Luka ve Yuhanna; Resullerin İşleri; Pavlus'un on dört mektubu: Romalılara, Korintoslulara I ve II. Mektuplar, Galatyalılara Mektup, Efesoslulara Mektup, Filipililere Mektup, Koloselilere Mektup, Selaniklilere I ve II. Mektuplar, Timoteosa I ve II. Mektuplar, Titusa Mektup, Filimona Mektup, İbranilere Mektup; Petrus'un iki mektubu; Yuhanna'nın üç mektubu; James'in Mektubu, Yehuda'nın Mektubu ve Vahiy[12].

Roma Katoliklerinin ağırlığını ortaya koymasıyla Trent Konsili'nde Latince Vulgate'in tek sahih nüsha kabul edilmesi üzerine, Katoliklerle Doğu Ortodoksları arasında ayrılık meydana gelmiştir. Doğu Ortodoksları, sahih nüsha olarak Septuagint'i kabul etmiş, reform yanlısı Protestanlar ise "Deuterokanonik"leri apokrif saymış, bu yüzden kutsal kitabın Eski Ahid kısmı olarak Yahudi versiyonunu esas almışlardır[13].

Katoliklerle Protestanlar arasındaki bu ayrılık, Hıristiyan dünyasında derin kavgalara sebep olmuştur. Katolikler, Protestanlara üstünlük sağlamak için onların esas aldığı Massoratik Yahudi Eski Ahidi'nin otoritesinin sarsılması ve güvenirliğinin zedelenmesi yolundaki çalışmalara sahip çıkmışlardır. 1616 yılında, Katolik bir oryantalist olan Pietro della Wella, Samirî Tevrat'ını Batı'ya tanıtmıştır. Samirî Tevrat'ı üzerinde yapılan çalışmalarda, Tevrat'ın bu nüshasının Yahudi nüshasından bir çok noktada farklılık gösterdiği ve metin bakımından Samirî Tevratı'nın daha doğru olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, Massoratik Yahudi Eski Ahid'inin otoritesini tanıyan Protestanlara karşı Katoliklere bir koz vermiştir[14]. Bundan sonra, Katolik Kilisesi'nde Massoratik Yahudi Eski Ahid'i üzerinde kritik çalışmalarına başlanmıştır. Bu çalışmaların öncüsü de Richard Simon olmuştur.

Protestanlık'tan Katolikliğe geçen Richard Simon[15](1638-1712), önce Spinoza'nın[16] çalışmalarını incelemiş ve ondan etkilenmiştir[17]. Simon, Spinoza'nın görüşlerinin doğruluğunu tespit etmek için Tevrat'ı okuduğunda, Tevrat'ın beş kitabının farklı üslup taşıdığını, aralarında bir çok    farklılık ve gözle görülür çelişkiler bulunduğunu görmüştür. Bunun üzerine Simon, Eski Ahid üzerinde kritikçi bir gözle kapsamlı bir çalışma yapmıştır. Bulgularını, 1678'de "Histoıre Critique du Vieux Testament" adı altında üç cilt halinde yayınlamıştır. Simon, bu eserinin ilk cildinde eski Ahid'in yazarları meselesine değinmiş ve Tevrat'ın yazarının Musa olmadığını belirtmiştir[18]. Simon'ın izinden giden J. Morinus, Katolik Eski Ahid'inin kaynağı olan yetmişler çevirisi Septuagint'in Massoratik Yahudi Eski Ahidi'nden, edebî bakımdan daha iyi ve doğru olduğunu öne sürmüştür[19].

Simon'dan yaklaşık bir asır sonra, Fransa Kralı XIV. Luis'in saray doktoru olan Jean Astruc (1684-1766), 1753'de Eski Ahid'in tenkidi konusunda bir çalışma yayınlamıştır. Astruc'un babası, sonradan Hıristiyan olmuş bir Yahudidir. Kendisi de, önceden Protestan iken Katolikliğe geçmiştir[20]. Astruc, Eski Ahid'i incelerken bir çok çelişkili cümle ve tekrarlara rastlamıştır. Musa'nın kendi doğumundan 2433 yıl önce meydana gelen olaylardan bahsetmesi ona garip gelmiştir. Musa'nın bu olaylarla ilgili uzun isim listelerini ve tarihleri nakletmesi ise Astruc'ün dikkatini daha çok çekmiştir. Astruc, Tevrat'taki Tanrı isimlerinin farklılığından hareket ederek, bu kitabın iki farklı dokümandan derlendiği neticesine varmıştır. O, bu kaynakları A ve B diye ikiye ayırmıştır. A Yahvist metni, B de Elohist metni göstermektedir. A ile B'nin ortak olduğu metni C, ilgisiz metni ise D ile göstermiştir. Böylece Astruc, Tevrat'ın değişik dokümanlardan derlendiği teorisini ortaya atmıştır[21].

Astruc'ün bulguları ve yöntemi, 40 yıl sonra İngiliz Katolik Alex Geddes'in dikkatini çekmiştir. Geddes'in Eski Ahid üzerindeki merakı, eski Katolik Enstitüsü'nde başlamıştır. Geddes, 1792 yılında "The Holy Bible or The Book Accorded Holy By The Jews And Christians" isimli çalışmasını yayınlamıştır. 1800'de ise, Eski Ahid'in kritiği ile ilgili olarak başka bir çalışmasını yayına sunmuştur. Geddes, Yeşu kitabının üslup bakımından Tevrat gibi yazıldığını tespit etmiş ve Yeşu kitabını Tevrat'ın beş kitabına dahil ederek Tevrat'ın kitaplarının sayısını altıya çıkarmıştır. Böylece, önceden beş kitaptan müteşekkil olan ve "Pentateuch" denen Tevrat, altı kitaba çıkmış ve "Hexateuch" adını almıştır. Geddes, Astruc'ün bulgularına ilave olarak, Hexateuch'ün yalnız Elohist ve Yahvist metinlerden değil, birçok kaynaktan derlendiğini ileri sürmüştür[22].

Eski Ahid'in değişik dokümanlardan derlendiği teorisi, daha sonra J. Wellhausen (1844-1918) tarafından geliştirilmiş ve onun adıyla zikredilir olmuştur. Wellhausen, Yeşu kitabının da dahil olduğu Hexateuch'de dört ana kaynak tespit etmiştir. Bu kaynaklar, kronolojik sıra itibarıyla, J (Yahvist), E (Elohist), D (Deuteronmy=Tesniye) ve P (Priestly Code= Torat Kohanim= Kohenler Metni)'dir. Wellhausen'a göre J ve E'nin ilk kısımları 870 ile 770 yılları arasında derlenmiştir. Bunların redaksiyonu, D'nin yazımından sonra 680'de gerçekleşmiştir. P'nin kompozisyonu ise Bâbil sürgünü ile başlamış ve Ezra-Nehemya reformları döneminde tamamlanmıştır. Wellhausen'ın bu teorisi, sonraki kritikçiler tarafından da tutulmuştur. Bu teori, Batı'da büyük bir yankı yapmıştır[23].

Richard Simon'dan sonraki iki asırda (XVII ve XIX.Asır) Eski Ahid kritikçiliği Kilise dışında gelişme gösterirken, buna ters orantılı olarak, Katolikler arasında bu alandaki çalışmalarda bir düşüş olmuştur. Bu dönemde, Kutsal Kitap yorumcuları "Doküman Teorisi"ne pek ehemmiyet vermemişlerdir. Papa IX.Pius (1846-1878) da Kutsal Kitap kritikçiliği ile ilgili çalışmaları yasaklamış, Kutsal Kitaba hiçbir hata ve şüphenin girmediğini ilan etmiştir[24]. Fakat, Wellhausen'ın zorlayıcı açıklamaları karşısında Katolikler, rasyonalistik kritikçiliğin etkilerinin farkına varmışlardır. Papa XIII. Leo (1878-1903), "Vigilantiae" bildirisiyle, 30 Ekim 1902'de "Biblical Commission"u kurdurmuştur. Aslî üyeleri kardinallerden oluşan bu komisyonun gayesi, modern araştırmacılığın gerektirdiği şekilde Kutsal Kitabı inceleyip yorumlamak ve böylece Kutsal Kitabın otoritesini yıkmak isteyen Kilise dışındaki kritikçilere karşı onun otoritesini korumaktır. Bu bakımdan komisyonun başlıca görevi, XIX. Asırda ortaya atılan Kutsal Kitapla ilgili meselelere cevap getirmek olmuştur. Komisyonun çalışmaları, Papa XII. Pius'un papalığı döneminde daha serbest ve liberal hale gelmiştir. Papa XII. Pius, 30 Eylül 1943'de yayınladığı "Divino Afflante Spiritu" isimli bildirisiyle, Kutsal Kitap üzerindeki kritik çalışmalarının daha serbest yapılmasına müsaade etmiştir[25]. Komisyonun sekreteri A. Miller ve yardımcı sekreter A. Kleinhans, Roma Katolik bilginlerinin edebî ve tarihî kritikçilikle ilgili önceki çalışmaları tam bir serbestlikle ele alabileceklerini belirtmiştir. Bu Komisyonun 1948 tarihli kararında, Tevrat'la ilgili önceki hükümler düzeltilmiş ve doküman teorisi kabul edilmiştir[26]. Daha sonra, Eski Ahid'in yanında Yeni Ahid'i de kritik eden komisyon, "De Historica Evangeliorum Veritate" bildirisiyle (1964), İncillerin de üç aşamada tamamlandığını kabul etmiştir[27].

Papa XII. Pius'un bu bildirisinden sonra Roma Katolik bilginleri, komisyonun kontrolünde, modern kritik metotlarını kullanarak Eski ve Yeni Ahid'in tam bir tefsirini yapmak için çalışmalara başlamışlardır. Elli Katolik araştırmacının katkısıyla, 1968'de "The Jerome Biblical Commentary" adı   altında, iki cilt bir arada, bu çalışmalar yayınlanmıştır. The Jerome Biblical Commentary'de, hem Eski Ahid, hem Yeni Ahid Kutsal Kitap kritikçiliğinin "Doküman Teorisi" ve metotlarıyla, bölüm bölüm, tefsir edilmiştir. Tefsirin baş kısmında yer alan Editörlerin Önsözü'nde şöyle denilmiştir: "Bu çalışma, Roma Katolik bilginleri tarafından modern Kutsal Kitap kritikçiliğinin prensiplerine göre yazılmış tam bir tefsirdir. Son on beş veya yirmi yılın, Katolik Kutsal Kitap çalışmalarında bir devrim yılı olduğu sır değildir. Bir devrim ki, Papa XII. Pius'un 'Divino Afflante Spiritu' isimli 'Magna Carta'sıyle teşvik edilmiştir. Metin (Lover Criticism) ve Edebî-Tarihî Kritisizmin (Higher Criticism) uzun zaman şüpheyle karşılanan prensipleri artık şimdi Katolik yorumcular tarafından kabul edilmiş ve başvurulmuştur"[28].

[1]. Nahum M. Sarna, "Biblical Literature: Hebrew Scriptures", The Encyclopedia of Religion, Editör: Mircea Eliade, USA 1987, II/153.

[2]. The Christian Faith in the Doctrinal ********s of the Catholic Church (CFDDCC), Editör: J. Neuner and J. Dupuis, Collins Liturgical Publications, Gr Britain 1986 (üçüncü baskı), 70.


[3]. İlk dönem Kilise Babaları'nın aralarında tartışma neticesinde sahih kabul ettikleri kitaplar.

[4]. Bkz.The Oxford Dictionary of The Christian church (ODCC), Editör: F.L. Cross, Gr. Britain 1985, 16.

[5]. I.M. Casanowicz, "Vulgate", JE, XII/452-453.

[6]. ODCC, 168.

[7]. Casanovic, "Vulgate", JE, XII/453.

[8]. Thomas Michel, Hıristiyan Tanrıbilimine Giriş, Orhan Basımevi, İstanbul 1992, 15.

[9]. CFDDCC, 74.

[10]. Bkz. G. Barker, O'nun İzinde, İstanbul 1985, 152.

[11]. Bkz. CFDDCC, 74.

[12]. 1546 Trent Konsili'nde tesbit edilen Hıristiyan kutsal kitabının bu düzeni için bkz. CFDDCC, 74.

[13]. Bugün Yahudilerin sahip olduğu kutsal kitap (Tanakh), yirmi dört kitabı ihtiva etmektedir. Hıristiyanların kutsal kitabının ihtiva ettiği kitapların sayısı ise Kiliseler arasında farklılık göstermektedir. Hıristiyan kutsal kitabı; bütün Deuterokanonikleri kabul eden Katolikler nezdinde 73, Baruh'u Deuterokanoniklerin dışında tutan Doğu Ortodoksları nezdinde 72, Deuterokanonikleri apokrif sayan Protestanlar nezdinde ise 66 ayrı kitaptan meydana gelmektedir.

[14]. Bkz. Moses Gaster, The Samaritans: Their History, Doctirines and Literature, London 1925, 102.

[15]. Bkz. Alexa Suelzer, "Modern Old Testament Criticism", The Jerome Biblical Commentary (JBC), Editör: Ramond E Brown- Joseph A.Fitzmyer- Roland E. Murphy, Prentice- Hall Inc., USA 1968, II/591.

[16]. Spinoza, Tevrat'ı ilk defa modern usullerle tenkid eden Hollandalı bir Yahudi filozoftur. Spinoza'nın Tevrat hakkındaki tenkidleri için III.BÖLÜM'e bakınız.

[17]. Simeon, Spinoza'nın görüşlerinden etkilenmekle birlikte, onunla aynı kefeye konulmak istememiştir. O, bu konuda şöyle demiştir: "Beni, kutsal metinlerdeki mucizelere katiyen inanmadığını söyleyen dinsiz Spinoza ile aynı dili kullanmakla itham etmeyin. Spinoza'nın kendi düsturlarına göre vardığı din aleyhindeki neticeleri reddetmek lazımdır; fakat, bu düsturların daima yanlış sayılması ve bir tarafa atılması doğru olmaz". (Bkz. Paul Hazard, Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme, Çev: Erol Güngör, Tur Yayınları, İstanbul 1981, 198).

[18]. Bkz. Hazard, 201; Suelzer, JBC,II/592;Tanyu, 111-112; Ö.Harman, 214. Simon'ın Eski Ahid hakkındaki görüşleri hakkında daha detaylı bilgi için bkz. Hazard, 194-210.

[19]. Suelzer, JBC, II/592.

[20]. Bkz. Sami Sait el-Ahmet, Ahd-i Kadim'e Yöneltilen Tenkid, çev: Sündüs Ahmet Abdullah, Ankara 1986 ( Yayınlanmamış Lisans tezi), 5; Ö.Harman, 214.

[21]. Bkz. Suelzer, JBC, II/592; S. S . el-Ahmet, 5-6; Tanyu, 112- 113.

[22]. Bkz.Suelzer, JBC, II/592; S.S. el-Ahmet, 7-8; Ö. Harman, 215.

[23]. Suelzer, JBC, II/596.

[24]. ODCC, 813.

[25]. Bkz. CFDDCC, 82-84.

[26]. Bkz. CFDDCC, 84.

[27]. Bkz. ODCC, 173; CFDDCC, 86-87.

[28]. Bkz. JBC, Editörlerin Önsözü.

Hıristiyanlığın Üç Safhası

Hıristiyanlığı, üç safhada incelemek ve değerlen­dir­mek mümkündür:
1- Tevhid Safhası: Hıristiyanlığın doğuşundan İznik Kon­sili'ne kadar olan dönemdir. Bu dönemde Hıristi­yan­lığa Tev­­hid anlayışı ha­kim­dir.
2- Hz.İsa'yı Tanrılaştırma, Putperestlik ve Teslis Saf­ha­sı: İz­nik Konsili'n­den itibaren başlayıp günümüze kadar de­vam eden dönemdir. Bu dönemde, İsa'nın Tan­­rılı­ğı­na/ Tes­lis'e ina­nanlar, Hıristi­yan­lık âlemine hakim du­rumdadır.
3-Reform Hareketleri ve Tasaffi Safhası: Bu dönem; Hı­ristiyanlık'taki aşırı bozulmalara, Katolik baskılara kar­şı dur­ma, çar­pık­lıkları giderme ve bir bakıma yeni­den özü a­ra­­ma hareketlerinin varlığını gösterdiği an­cak genel bir ha­ki­mi­yet sağlayamadığı dönemdir. Bu dönemin en öncü hareketi Protestanlık'tır.
***
Her üç dönemde de, Hıristiyanlık içinde birçok mez­­hep zuhur etmiştir.
. İlk dönem içinde; Ariusçuluk ve Paul de Samosate ta­raf­tarlarını öne çıkmış görüyoruz. Bu mezhepler, Hz.İsa'nın, i­lah­lığını redderek onun Allah'ın kulu ve resulü olduğunu ka­bul ediyorlardı.
(İznik Konsili'nden sonra orta­ya çıkan ilk mezhep olan Macedonius ve taraftarları da, Ariusçu görüşe sa­hiptiler ve Ru­hu'l-Kudüs'ün tanrılığına karşı çıkıyorlardı.
Yine Nesturiler ; başlangıçta İsa Mesih'in hem ilah ol­ma­dı­ğını, hem de ilahın oğlu olmadığını savunuyorlardı. Daha sonra; monofizit bir anlayışa dönerek, ilahlıkla insaniyetin İsa'da birleştiğine inanmaya başladılar.)
. İkinci dönemin mazisinde; -iyilik ve kötülük tanrıla­rı ol­du­ğu­nu kabullenen- Marcione taraftarlarını, -Hz. Meryemin de Hz.İsa gibi tanrı olduğunu kabullenen- Ber­beraniler 'i (*) - Hz.Mer­yem'i, Allah'ın anası kabul eden Mariolatry(Mer­yem­ci­lik)'i ve -Mesih'in tek bir tabiata sahip olduğuna ve o tabiat­ta tanrılık ve insanlık un­surun imtizac etti­ği­ne inananan Ya­ku­biler' i zikredebiliriz.
Bu dönemin en büyük mezhepleri; -bugün de varlığını etkin bir şekilde devam ettiren- Katoliklik, Ortodoksluk ve -re­form­cu özelliğine rağmen- Protestanlık (**) ve monofizit bir anlayışa sahip olan Ermeniler 'dir.
nglikan Kilisesi , Protestan mezhepler içinde Katolik­liğe en yakın olanıdır. (***)
(*): Kur'an-ı Kerim bir ayetinde, bu inançta olanlara işaret ederek şöyle buyuruluyor: “Allah; ‘Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi, beni ve anamı, Allah'tan başka iki ayrı ilah olarak kabul edin, dedin?' buyurduğu zaman o; ‘Hâşâ! Seni ten­zih ede­rim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim, Sen onu şüphesiz bilirdin. Sen, benim içimdekini bilirsin; halbuki ben, Senin zâtında olanı bilmem.Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca Sensin.”(el-Maide, 116)
(**): Katoliklik, Ortodoksluk ve Protestanlık inancına göre; Tanrı birdir fakat üç şahıstadır. Yani ilahlık cevheri, tamamen birbirine eşit ama özel tabiatları bulunan üç şahıstan müteşekkildir. Katolik ve Protestanlar(Lutherciler ve Cal­vinciler) Ruhu'l-Kudüs'ün, Baba ve Oğul'dan südur ettiğine; Ortodokslar ise, yalnız Baba'dan südur ettiğine inanırlar. Yani bu üç mezhep, monofizit de­ğil­dirler.
(***): 1509-1547 yılları arasında İngiltere hükümdarı olan Henri Vİİİ, karısı Catherine'yı boşamak istemiş fakat Papa Clement Vİİ bu boşamayı meşru saymayınca Henri Vİİİ ve ona bağlı olan İngiltere Devleti, 1534'te Papalık'tan ayrılmıştı. İşte Anglikan Kilisesi, bu sebepten doğmuştu...
Yine 18. asırda İngiltere'de ortaya çıkan Methodistler ; iba­detlere değil imana ve Kutsal Kitab'a önem veren pro­tes­tan­­lardır.
Mormonlar ise; Joseph Smith (1805-1844) tarafından Kuzey Amerika'da oluşturulan önemli bir fırkadır. 1832'de “Ahir­za­­man Azizleri” adını almışlardır. Teslis'i üç ayrı tanrı ha­lin­de kabul ederler. (*)
. Üçüncü dönemin reformist öncülüğünü Protestanlık yap­mıştır. Ancak Hıristiyanlığın tasaffi etmesi/saflaşıp özü­ne dön­­­mesi yolunda daha cesur çıkışlar yapan küçük mezhepler de ortaya çıkmıştır. Mesela; 16. ve 17. asırda İtalya'da zuhur e­den -Teslis'i reddedip Tevhid'i esas alan- Unitariens Mez­hebi, günümüzde hala -Amerika ve İngiltere'de- etkili du­-­­
(*): Mormonlar'ın diğer bazı inançları: Kendileri dışındaki Hıristiyanları müş­rik sayarlar. / Dini görevleri fahri olarak yürütürler. / İsa'nın dönüşünün Amerika'ya olacağına inanırlar. / 1830'da kurucuları tarafından yayınlanan kitabın vahiy eseri olduğuna inanırlar. (‘İsa Mesih'in Son Zaman Azizler Kili­sesi' tarafından Salt Lake City, Utah A.B.D.'de yayınlanan bu kitabın, 2001'de Almanya'da Türkçe olarak basılan bir nüshası özel kütüphanemde mevcuttur. / Mormon Kitabı, Yakın Doğudan Batı Yarıküreye yolculuk eden insanların öy­kü­sünü anlatmaktadır. Kitabın büyük bir kısmı, doğru Nefi'yle kardeşi La­man'­ın soyundan gelen insanlarla ilgilidir. Lamancılar Nefilerle savaşıp onları yok ederler. Tanrı da, Lamancıları kara derili yaparak lanetler. Lamancılar günü­mü­zün Amerikalı yerlileridir. Nefi peygamberlerinin sonuncusu ise altın levhaları sak­layan, sonra da Joseph Smith'e bir melek olarak görünen Moroni'dir.) / Mormonlar, Kutsal Kitap'ın ilk el yazmalarının tümüyle kusursuz Tanrı Sözü olduğuna inanırlar; ancak gerek metinlerin özensiz kopyalanması ve gerekse kötü çeviriler yüzünden Kutsal Kitap'a hatalar girmiştir, derler. Bu bahaneyle Mormon öğretilerini çürüten belli başlı ayetler reddedilir. / Onlara göre; Tan­rı da, ruh da maddidir. / O, insan şeklindedir. İnsanlar da Tan­rılaşabilirler. / Tanrı'nın çok zevcesi vardır; zevcesi Meryem vasıtası ile Me­sih'i dün­yaya ge­tirmiştir. / Çok evlilik güzeldir. (Nitekim, kurucularının hap­se atıl­dık­tan son­ra linç edile­rek öldürülmesinin ardından Mormonlar'ın başına geçen B. Young'un 26 karısı vardı.) / Zinanın cezası, ölümdür. / Ölüle­rin di­ril­mesin­den ve son hükümden sonra bin yıl geçince, dünya ebedi olarak devam e­decek ve ebedi kılınmış insanlar tarafından meskun olacaktır. (Bkz.: Mevcut Kay­nak­la­ra G öre Hıristiyanlık, s.165)
rum­dadır ve 16. asırdan beri Macaristan'da bir kilisesi bu­lun-ması yanında dev­letçe tanınan dört dini gruptan birisidir.
Yine -1575'de İngiltere'de yakılarak cezalandırılan- Ana­baptistes 'ler de Ariusçu inanca sahip idiler.
1874'de Charles Taze Russel tarafından Amerika'da ku­ru­lan “siyasî bir cemiyet ve Yahudiliğin de tesiri altında ol­du­ğu anlaşılan yeni bir Hıristiyan Tarikatı” olan ve bugün dünyada etkin bir misyonerlik faaliyeti sürdüren Yahova Şa ­ hit­leri de Teslis'i kabul etmezler. (*)  
Protestanlık 
Haçlı Seferleri (1096-1270), papalara ve din adamlarına güvenin sarsılmasına sebep olarak Avrupa'da reform hare­ke­tlerinin başlamasına; Haçlı sürülerinin İslam Mede­ni­ye­tiyle tanışması ve İslam Dünyasındaki birçok gelişmeden et­kilenmesi de rönesansın başlamasına zemin hazırla­mıştır.
Bilhassa Endülüs İslam Devleti'ndeki ilmi/medeni ge­lişmeler Avrupayı etkilemişti. Bununla birlikte; Endülüs İs­lam Devleti'nde Müslüman hocalardan ders okuyan Batılı
öğrenciler, memleketlerine gittiklerinde kendi din adam­la­rı­nın durumuna karşı çıkıyorlar ve dinde reform yapılmasıgerektiği düşüncesini yayıyorlardı. Bu düşünceyi ilk savunanlar ateşte yakılarak cezalandırılsa da (Jeremi ve Hous gi­bi), hızla yayılan reform düşüncesi sonunda Erasmus,
(*): Yahova Şahitleri 'nin diğer bazı inançları: İsa, Yahova'nın yarattığı ilk mah­luktur ve onu Hıristiyan din devletini kurmak için görevlendirmiştir. / Dün­yanın son günlerinde -ki o günlerdeyiz- büyük ‘Armagedon' savaşında İsa'­nın kumanda ettiği Tanrı Yahova'nın kuvvetleri karşısında şeytani kuvvetler yok olacaklar ve İsa, Şahitlerle ve yeniden dirilmiş iyi insanlarla bin yıl hük­me­decektir. / Cennet, bu dünya üzerinde kurulacaktır. / Hiçbir ülkenin bay­ra­ğı­nı selamlamak, askerlik yapmak ve seçimlere katılmak meşru değildir. / Zina dışında boşanma yasaktır. / Kan ve organ nakli caiz değildir. (Bkz.: Yahova Şa­hit­lerinin İçyüzü)  
Thomas Moore ve nihayet Ulrich Zwingli ve Martin Luther ile zirveye ulaştı. 
***
1482'de fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Martin Luther, hukuk öğrenimini yarıda bırakarak Te­o­loji(İlahiyat) eğitimi aldı ve din felsefesi üzerinde de­rin­leş­ti. Roma ziyareti sırasında; Papalığın, Hıristiyanlığı ne hale ge­tirdiğini görerek hayal kırıklığına uğradı!..
Ruhi bir isyanla ülkesine dönen Luther, Papa Leon 'un, Roma'daki Sainte Petrus Kilisesi 'ni yeniden kurmak için çı­kar­dığı endülijans senetlerinin satışına karşı çıktı ve kilise­ye bu senetlerin geçersiz olduğunu belirten bir ilan astı. Bunu duyan papa, onu -yargılamak üzere- Roma'ya çağırdı ama o gitmedi. Bunun üzerine papa, Luther'i afaroz eden bir ferman yayınladı. Luther, bu fermanı, Vittemburg'ta hal­kın önünde yırttı ve muhalefetine   hız kazandırdı. Daha sonra Alman İmparatoru, onu medeni haklarından mah­rum ettiyse de, Saksonya Prensi kendisini himaye etti.
Daha sonra 1529 senesinde imparator, 1521 senesinde çıkan afarozu uygulamak istediyse de Luther taraftarları bu­na şiddetle karşı çıktılar ve bu kararı protesto ettiler. Bundan sonra Luther taraftarlarına -protesto edenler, karşı çıkanlar anlamında- Protestan denildi.    (Bkz.: Hıristiyanlık Üzerine Konferanslar, s. 286-301) Daha sonra bu kavram, Katolik gele­ne­ğe karşı çıkan herkes için kullanılmaya başlandı.
Geçmişten bugüne birçok taraftar bulan Protestanlığın bel­li başlı kabulleri şunlardır:
- Yalnız Kutsal Kitab'ın hükümleri geçerlidir. Kutsal Ki­tab'a uymayan konsil kararları ve azizlerin ve din adam­la­rı­nın kararlarına uymak mecburiyeti yoktur.
- Her Hıristiyan, Kutsal Kitab'ı okuyup tefsir edebilir. Bu, din adamlarının tekelinde değildir.
- Herkes, ibadetini, kendi diliyle yapmalıdır.
- Kilisenin, günah affetme yetkisi yoktur. Günahları yalnız Tanrı bağışlayabilir. Endülijans, hurafedir. (*)
- İsa'nın resim ve heykellerine, azizlere ve onlardan ka­lan eşyalara ta'zim caiz değildir.
- Ruhbanlık zaruri değildir ve din adamları evlenebilir.
- Zwingli fırkasından olan reformculara göre, Ko­mün­yon ayininde; şaraba batırılmış ekmek yemek ve şarap iç­mek, sadece bir hatıra olarak ya­pı­lır. Katolik, Ortodoks ve Lut­her­cil­er e göre; ekmek ve şarap, gerçekten İsa'nın etine ve kanına dönüşür. Calvinciler e göre ise; sadece seçilmiş­ler, ru­ha­ni ve hakiki olarak İsa'nın vücudunu elde ederler. Diğer­le­ri, ekmek ve şarabın maddi varlığından başka birşey elde ede­mezler. (Bkz.: Mevcut Kaynaklara Göre Hıristiyanlık, s. 177)
Protestanlık, her ne kadar tam anlamıyla Hıristiyanlığı bü­tün hurafelerden arındırıp öze inmeyi başaramamışsa da; Hıristiyan dünyanın inançlarını sorgulama hususunda büyük tesirler icra etmiştir. Nitekim reform hareketle­rin­-
(*): “Katoliklerde, eski ve imtiyazlı olan ‘günah çıkarma' müessesesi, ibtidai şeklinden epey uzaklaşmış halde hala duruyor...Günahlarından dolayı pa­pa­zın huzurunda Tanrı'ya tövbe eden kişiye papaz şöyle der: ‘Baba'nın, Oğul'un ve Mukaddes Ruh'un adına günahlarını affettim.' Halbuki papaz, ilahi affın ü­midini vererek, günahkarı teselli etmesi gerekir; affetmesi değil. Zira af yetki­si, tamamen kalplerimizin sırlarını bilen Tanrı'ya aittir.
İslam'da günah çıkartma müessesesi yoktur...Kur'an-ı Kerim, yapılan suçun tamirini, sadaka vermeye ve yalnız Allah'tan af dilemeye bağlamıştır. İşte bu konuda iki ayet-i kerime:
‘Onlar, kendilerine yazık ettiklerinde, sana gelip Allah'tan mağfiret dilese­ler ve Peygamber de, onlara mağfiret dileseydi, Allah'ın tevbeleri daima kabul ve mer­hamet eden olduğunu görürlerdi.' (en-Nisa, 64)
‘ Ey inananlar! Peygamberle hususi olarak konuşacağınızda, bu konuşmanızdan önce fakirlere sadaka veriniz. Bu, sizin daha iyi ve daha temiz olmanız için­dir. Eğer sadaka verecek birşey bulamazsanız, üzülmeyiniz; Allah, şüphesiz ba­ğış­la­yandır, acıyandır.' (el-Mücadele, 12)
Müslümanlar, şefaatin, Hz.Peygamber'in şahsî ve inhisarî bir imtiyazı ol­duğuna inanıyorlardı ki, vefatından sonra O'nun yerine hiç kimseyi koymamış­lardır. İslam'da, doğrudan doğruya, aracısız ve formalitesiz olarak Allah'tan istenen aftan başka af dileme şekli yoktur.” (İslamiyet ve Hıristiyanlık, s. 33-34)
den sonra birçok Batılı yazar, Hz.İsa'nın ilah olmadığını, sa­dece Tanrı'nın kulu ve elçisi bir insan olduğunu cesaret­le yazmışlardır. Filozof Renan bunlardan birisidir. Ünlü Rus yazar Tolstoy da, bu konuda şöyle yazmaktadır:
“Bir ferisi olan Pavlus, Yahudi inancını Hıristiyanlığa gir­di­re­­rek onu yolundan saptırdı. Pavlus'tan bu yana, Talmut, kili­se­le­rin kanunu haline geldi ve İsa Mesih'in gerçek talimleri unutuldu, kayboldu. O talimler, mükemmel Tanrısal niteliklerini kaybettiler ve vahyin halkası koparıldı. İsa Mesih'in Tanrılığı hiçbir şeye dayanmaz...”( Hıristiyanlık Üzerine Konferanslar, s. 303)
***
Tarihi bir tesbit olarak şu gerçeği vurgulamak yerinde o­la­caktır: Yeryüzünde başka hiçbir din, Hıristiyanlık kadar de­ğişik inançlara ve din savaşlarına sahne olmamıştır.
Tarihten bugüne Hıristiyanlık'ta meydana gelen ciddi kırılmalar, yırtılmalar, önemli reform hareketleri ve gü­nü­müzdeki arayışlar; umarız ki, -Bediüzzaman'ın da işa­ret ettiği gibi- (inşallah tasaffi ederek) yeniden Tevhid'e kavuşmaya ve İslamiyet ile imtizac etmeye vesile olur!.. (*) 
(*): Bu hususta, Yahudilik için -aynı derecede- ümit taşıyamıyoruz. Çünkü muharref Yahudilik; tarihten bugüne aşırı ırkçı, bağnaz, kindar ve za­lim tutumunu -artırarak- sürdürmektedir. Yahudilikte de birçok mezhep ortaya çıkmış olsa da, Yahudiliğin bu çizgisinde, -tarih bo­yu- ciddi bir kırılma görül­me­miştir.
“Yahudi mezheplerini genel olarak; muhafazakar, ortodoks ve reformist fır­ka­lar şeklinde e­­le alabiliriz.
Muhafazakar Yahudilik; 19. yüzyılda Alman Yahudileri arasında zuhur et­miş, daha sonra Amerika'da taraftar bulduğu için mezheplerini oraya nakletmişlerdir.
Ortodoks Yahudiler; İsrail Devleti vatandaşı olanlar başta olmak üzere en büyük gurubu meydana getirirler.
Reformist Yahudiler; Moses Mendolsohn(1729-1786) öncülüğünde Avrupa Yahudileri arasında zuhur etmiş, ancak bugün çoğunluğu Amarika'da yaşamaktadır.
Yahudilikte -tarihten bugüne oluşmuş- bellibaşlı mezhepler; Şamranim, Pe­ruşim, Sadukim, Esseniler, İseviye ve Karaim mezhepleridir. (Ebu İsa tara­fın­dan Emeviler zamanında kurulan İseviye mensupları, Hz.İsa'nın ve Hz.­Mu­hammed'in peygamberliklerini kabulediyorlar ve bu kabulün Yahu­di­le­rin dini inançlarına zarar vermediğine inanıyorlardı.Bu mezhebe göre içki ya­sak­tı...)” (İlahiyat Fak. Dinler Tarihi Ders Notları, Orhan S. Yüce­türk, İzmir-1982)

Amerika dedikleri

Amerika dedikleri

Bugün dünya üzerinde halkların sevmediği hatta nefret ettiği soykırımcı, zalim, emperyalist bir Amerika`yı kimler insanlığın başına bela etti? Bu sorunun cevabını yine Amerikan Başkanı Bush`dan alalım; henüz 3-4 yıl önce tüm dünyanın, NATO`nun, BM`nin gözü önünde Irak`a giren Amerika binlerce masum insanı katlederken Amerikan Başkanı Bush operasyondan saatler önce “ bu bana tanrının emridir..” diyordu.

“Bugün milyonlarca Amerikalı, elektronik gözlerin, elektronik kulakların, bilinmeyen ve bilinemeyen  ispiyonların, yalan makinelerinin, gizli ses kayıt aygıtlarının, bürokratik soruşturmaların oluşturduğu kola-hamburger ve fuhuşla yemlenen bir akvaryumda yaşamaktadır.

(Vance Packard– Zor Devlet kitabının yazarı)

Dünyada hiçbir devletin kafa tutmaya muktedir olamadığı sistem, insan haklarının, özgürlüklerin, silahın, paranın, gücün simgesi Amerika… Tabi bunlar sadece birilerinin kitlelere karşı duyurulmasını istedikleri kavramlardan ibaret. Aslında Amerika denen yapının, ne olduğu incelendiğinde zahirde Amerika diye bir olgunun olmadığını anlamak aşikar. İstihbaratından devlet yönetimine, dini inancından enternasyonal kuruluşlarına kadar aslında sadece kağıt üzerinde olan bir Amerika olduğunu biliyor muydunuz? Yani arkasında varolan apaçık bir Siyonizm gerçeğini. Öncelikle bu tezimizin bir siyasi kurgulama ya da ideolojik hayal ürünü olduğunu düşünenler olabilir ancak perdenin arkasına biraz dikkatlice baktığımızda aslında Amerika`yı insanlığın kıyımında kullananların bu gerçeği hiç de gizlemediklerini görmekteyiz. Amerikan devletinin yapısını ve mahiyetini anlamak için öncelikle bazı gizli gerçekleri gün yüzüne çıkarmalıyız. Mondializm(siyonizmin kökeni) ve Siyonizm gerçeği…

Bugün dünya üzerinde halkların sevmediği hatta nefret ettiği soykırımcı, zalim, emperyalist bir Amerika`yı kimler insanlığın başına bela etti? Bu sorunun cevabını yine Amerikan Başkanı Bush`dan alalım; henüz 3-4 yıl önce tüm dünyanın, NATO`nun, BM`nin gözü önünde Irak`a giren Amerika binlerce masum insanı katlederken Amerikan Başkanı Bush operasyondan saatler önce “ bu bana tanrının emridir..” diyordu. Ancak kimse bu sözün ne manaya geldiğini anlayamadı herkes bir başka açıklama olan “ bu bir demokrasi operasyonu” sözüne odaklandı. Evet bu sadece gösterilen sebepti. Aslında Amerikan Başkanı Bush`un “tanrının emri” sözleri tesadüf değildi. Nitekim F. D. Roosevelt“Politikada hiçbir şey tesadüfi değildir. Bir şey vuku buluyorsa o hadisenin önceden planlandığından emin olabilirsiniz” demesi bunun en güzel örneği idi. Bush bir şeyleri gerçekleştirmek için tanrıdan emir aldığını dünyaya haykırmaktan çekinmemişti. Peki neydi Bush`un bahsettiği bu görev işte bu aşamada cevabı, Amerika`nın kurulduğu dönemlerde aramak lazım.

Amerika`yı kimler kurdu
İngiltere`nin sömürüsü altında ezilen, yaşama şansı kalmayan yerli halk İngiltere`den kaçarak Amerika kıtasına yerleşti ve bir devlet kurdu. Resmi tarihin anlatımı ile sözgelimi 1774`te Amerika bağımsızlığını ilan etmiş ve Amerika diye bir kavram ortaya çıkmıştı. Buraya kadar olay baskı altındaki bir halkın kurtuluşu olarak dramatize edilse de hiç kimse sömürüden kaçarak Amerika`ya giden halkın yerli halka yaptığı sömürüden bahsetmez. Konunun orası başlı başına bir tez olacağından konumuza dönüyor ve Amerika`yı kuran zihniyeti anladığımızda o konunun da aydınlanacağını umuyoruz. Yeni kurulan Amerika acaba neden ve kimler tarafından kuruldu.

Yahudilerin Tevrat`ta kendilerine vaat edilen dünya krallığını kurmaları için kullandıkları en etkili silah para ve siyasettir. Kendilerinden güçlü devletlere savaş açıp onları işgal edeceklerine daha etkili bir sistemle o devletlerin idari ve siyasi mekanizmalarını ele geçirme yoluna başvurmuşlardır. Kilit noktalara Masonları, Yahudileri ve Yahudi sempatizanlarını yerleştirmişlerdir. Bu doktrini ise kutsal kitapları (muharref) Tevrat`ın şu ayetlerinden almaktadırlar; “Ve ecnebiler senin duvarlarını yapacaklar ve kralları sana hizmet edecekler.(İşaya böl. 60/10). Ve krallar sana uşak olacaklar … yere kapanıp ayaklarının tozunu yalayacaklar.(İşaya böl. 49/23).”

Böylesine aşağılayıcı bir tavırla yaklaştıkları diğer milletleri sömürmek onları kullanmak Yahudilerin kutsal kitap olarak kabul ettikleri muharref Tevratlarının onlara vaat ettiği “Arz-ı Mev`ut” yani vaad edilmiş toprakları alıp dünya krallığını kurmaları için şarttır.

Amerika tarih sahnesine çıkmadan önce işte bu emellerin merkezi, “üzerine güneş batmayan devlet” Britanya idi. O dönemde tapınak şövalyeleri olsun burjuvazi sınıfı olsun ve diğer aristokratlar olsun hepsi siyonizm etkisi altında idi.(19. yy.) Mason ve Yahudi başkanlar İngiltere`yi adeta Siyonizm`in kalesi haline getirmişti. Hatta başbakan Benjamin Disraeli döneminde İngiltere isminin İsrail olarak değiştirilmesi İngiliz parlamentosunda oylamaya sunulacak kadar ileri gidilmişti. İngiltere`yi böylesine etki altına alan Yahudi ve masonlar Amerika`yı da kuranların ta kendisidir. Amerika birleşik devletlerinin Chicago bölgesinde duran Amerika`nın kurucusu üç kişiyi simgeleyen heykeldeki portrelerden birisi ilk devlet başkanı George Washington, birisi Yahudi banker Robert Morris diğeri ise Yahudi Haym Salomon`dur. Amerikan ihtilali bu iki Yahudi`nin yaptığı büyük para yardımları ile gerçekleştirildi. Ve Amerika daha kuruluşundan itibaren ilk düğmesini yanlış iliklemişti.

Amerikan bağımsızlık beyannamesini imzalayan 56 kişiden 53`ü masondur. İhtilalin fikir babalığını yapan sevk ve idare eden Benjamin Franklin de Yahudi ve masondur. Bu tezlerin doğruluğunu yine mason yayını olan Mimar Sinan dergisinde şu ifadelerle görüyoruz; “Kardeşlerim masonluğun etkisi önce 1774`te Amerika`nın bağımsızlığında ve 1789`da Fransız devriminde görülmüştür. Bu hareketlerin başlarında bulunanlar da kardeşlerimizdi.” İngiltere o dönemde ilkeleri İncil ve dini sembollere dayanan bu devlete “muhafazakarların kurduğu devlet” diyordu. Bunun sebebi ise İngiltere`den kaçan Yahudi asıllı sığıntıların bu adadan göçmelerini Mısır`dan 2. göç gibi görmeleri idi. Yani bu göçden ve kurulan yeni devletten buram buram Yahudi kokusu gelmekte idi.

Bu tarihten sonra Amerika`yı kuran güçler elbette kendi doğurdukları çocuğu öksüz bırakmayacaklardı ve bırakmamalı idiler. Nitekim Amerika üzerindeki planları Abraham Lincoln, Andrew Johnson, Rutherford B. Hayes vb. gibi Yahudi sempatizanı amerikan başkanları ile bugüne kadar süregelmiştir. Skolastik dönemin dini baskılarından kurtulan ve aydınlanma döneminin rahatlığını derinden duyduğunu sanan halklar aslında bindikleri geminin kimler tarafından yönetildiğini anlayamamışlardı.( Hoş bugün de hala tam anlamış değiller). İşin garip tarafına gelince aslında bu Amerika kıtasını Müslümanlar biliyorlardı. Yani Yahudi Kolomb burayı keşfetmeden önce İslam alimleri eserlerinde Amerika`nın varlığından bahsediyorlardı. Ancak ilahi bir cilve burada bir kukla devlet kurmak yine Siyonistlere kısmet olmuştu.

Siyonizm gölgesindeki ABD başkanları

Amerika`yı kimlerin hangi şartlar altında kurduğuna göz attıktan sonra “kağıt üzerindeki Amerika” tabiri ile ne anlatmak istediğimiz hadiseye dönelim. Siyonist emellerin yeni üssü olarak kurgulanan Amerika üzerinde Yahudi etkisi azalmadan devam etmiştir. Amerikan`ın başına yine onu kuranlar geçerek Siyonist emellerine hız vermiştir. Bunların başında gelen amerikan başkanlarına kısaca değinme ihtiyacı hasıl oldu.

Woodrow Wilson; Wilson çocukluğundan itibaren babası tarafından Yahudi sempatizanlığı ile büyütülmüştü. Sempatizanı olduğu Yahudilerin desteği ile başkan seçildi. Yahudi devletinin kurulması için bir hayli çaba sarf etmiştir. Pek çok Yahudi liderle arkadaşlığı vardı bunların başında ise Theodor Herzl geliyordu. Wilson`a göre kutsal topraklar tekrar oranın asıl sahipleri ile dolmalı idi. Bunun için dünya Yahudilerini İsrail`de toplanmaya davet ediyordu.

Franklin Roosevelt; Amerika`nın bu başkanı da Amerika halkından ziyade Yahudilerle içli dışlı idi. Dış siyasetini Yahudilerin istekleri doğrultusunda yöneteceğine dair Yahudilere söz vermişti. Onun döneminde Amerika`da Siyonistler en rahat dönemlerini yaşamışlardır.

Harry Salomon Truman; kendisi Amerika`nın 33. başkanı olmakla beraber 33. dereceden de masondu. En yakın arkadaşları ve finans uzmanı siyonistti. Truman`ın Yahudi dostları arasında İsrail devletinin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Weizmann da vardı. İsrail kurulduktan hemen sonra ilk tanıyan Truman olmuştur.

Jimmy Carter; aslen Yahudi`dir. Carter İsrail`e olan bağlılığını her fırsatta dile getirmiştir. Hatta Yahudi liderler ile Beyaz Saray`da yaptığı bir toplantıda şöyle demiştir; “İsrail`i üzeceğime politik hayatıma son vermeyi tercih ederim.” Bir başka önemli toplantıda ise “İsrail`in başarısı politik bir mesele değil bir inanç meselesidir.” demiştir. Bu gibi tipik örnekler bir hayli fazladır son olarak Amerika`nın 41. başkanı Bush da Yahudi sempatizanı olmakla birlikte başta da tebeyyün ettiğimiz gibi Ortadoğu`da yaptığı işgaller için “bu tanrının bana emridir” demektedir. Carter`in “bu bir inançtır” sözü ile benzeşen bu sözün kaynağı birdir. Bütün bu açıklamalar ve Yahudi bile olmayan başkanlardaki bu tek sesin sebebi “Siyonistleştirilmiş Hıristiyanlık” olan “ Evanjelizm”dir.

Hıristiyanlıkta siyonist tahribatı: Evanjelizm

Evanjelizm Yahudilerin üstün ırk fikrini ve kurulacak büyük İsrail`in meşruiyetini Hıristiyan alemine İncil`i kullanarak yutturmaya çalıştığı tahrif edilmiş Hıristiyanlıktır. Yani evanjelikler büyük İsrail`in kuruluşuna yardım edecek, büyük İsrail kurulunca Mesih Hıristiyan aleminin başına geçecek ve dünya hakimiyeti kuracaktır. Bunun için önce büyük İsrail`in kurulması şarttır.

Oligarşik yapının hakim olduğu bir sistem de demokrasiden söz etmek elbette hariçten gazel okumaktan öteye gitmez. Hele belli bir ideolojiye hizmet eden kesim yönetimi bila kaydu şart elde tutuyorsa. Amerika denilen yapının siyasi alanda uyguladığı politik Siyonizm pusulasını yukarıda belirttik. Şimdi ise bunun sebepleri üzerinde duralım. Hıristiyan olan bir Amerika düşünün hatta kuruluş yıllarında İncil yasalarına dayandığı için, İngiltere`nin “muhafazakarlar devleti” diye tabir ettiği bir devlet nasıl oluyor da Siyonizm`e hizmet ediyor. Bu meseleyi anlamak için öncelikle Hıristiyanlık kavramı üzerinde durmak elzemdir. Bugün Avrupa`da ve Amerika`da kabul edilen, geçerli ve baskın din olan Hıristiyanlık anlayışının kökeni nereden gelmektedir? Hazreti İsa`ya Allah`ın oğlu mevkisi vererek onu rab edinen bir Hıristiyanlık elbette ahkam-ı ilahiyye ile bağdaşmamaktadır.

“Ben ve baba biriz...”

Örneğin muharref İncil`de geçen şu ayet Hıristiyanlığın kimyevi bir değişimle Emr-i İlahiden çıktığının ispatıdır. “ Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım onlar da beni izler. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz. Onları bana veren Babam her şeyden üstündür. Ben ve baba biriz.”(Yuhanna 10:27/30) Burada İsa(a.s) kendini Allah`ın oğlu olarak görmekte ve “baba ile ben biriz” diyerek haşa Allah`a ortak koşmaktadır. Aklı selim her Müslüman böyle bir safsataya elbette inanamaz. Bu konuda Allah`ın ayetleri açıktır. ( “Andolsun, `Gerçekten; Allah, Meryem oğlu Mesih`tir diyenler küfre saptı. Oysa Mesih`in dediği şudur: `Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah`a ibadet edin.`…” (Maide, 72)

Özünde teslis inancı yatan Hıristiyanlığın Allah`ın şeriatinden koparıldığı artık şüphe götürmemektedir. Aslında halen dört kutsal kitaptan birisi olarak kabul edilen İncil aslında hiç olmamıştır. Yuhanna, Matta, Luka vb. İnciller İsa(a.s) sonra insanlar tarafından oluşturulmuştur. Hazreti İsa (as.) Allah tarafından insanlara şeriatı tebliğ için gönderildiğinde Rabbi tarafından gönderilen vahiy ile insanlara hitap ediyordu. Yani bugün Hıristiyan din adamlarının anlattıkları hatta  İncil`de beyan edildiği gibi onlara bir İncil okumuyordu. Zira bu sayfalar İsa (a.s) zamanında toplanamamıştı. Zaten alemlere rahmet efendimiz hazreti Muhammed( s.a.v.) bu eksikliği gidermek için son peygamber olarak gönderilmişti. Bu konu hakkında şu anki İncil yapısını kavramak için şu satırlar büyük önem arz etmektedir;

“İncil hem insani, hem de tanrısal bir kitap”

“Öncelikle şunu bilmek lazım: Hıristiyanlar yalnızca İncil`e değil Kutsal Kitaba inanırlar. Kutsal Kitap da Eski ve Yeni Ahit olmak üzere iki kitaptan oluşur. Eski Ahit ise Tevrat, (Yasa, Musa`nın beş kitabı) Peygamberler ve Yazılar olarak üçe ayrılır. Her bir bölümün de alt dalları vardır ama bu mevzua hiç girmeyeceğiz. Yeni Ahit ise İnciller (Matta, Markos, Luka, Yuhanna), Havarilerin İşleri, Pavlos`un Mektupları, Diğer Mektuplar ve Apokalips olarak beş ayrı bölümden oluşur.”

Yukarıda belirtildiği gibi Hıristiyan aleminin müntesip olduğu İncil bir takım toplama nüshalar ve Pavlos`un mektuplarından oluşmaktadır. Hıristiyanlara göre İncil biraz insani biraz da tanrısal bir kitaptır. Kitabı tanrı ilham etmiş insanlar yazmıştır. Hıristiyanlık Romalılara ve insanlığa bir şeriat olarak indiği dönemde, Kabalacı büyü kitaba inanan Siyonistler, hazreti İsa`nın getirdiği bu şeriatı da tıpkı hazreti Musa`ya yaptıkları gibi kabul etmemişlerdi. Bu yeni şeriatı da tahrip yoluna giden kabalacılar tahriplerine başladılar. Pavlos`la başlayan bu tahrip İznik konsülüne kadar devam etti. Yani Hıristiyanlık bir takım eller tarafından tahrif edilmeye başlandı. Bunun başını Aziz Pavlos çekiyordu. Pavlos hakkında fazla bilgi olmamakla beraber, Hıristiyanlıkta İsa`dan daha fazla itibara sahip olduğu söylenebilir. Hıristiyanlığı İsa`dan sonra bozup bir muharref din haline sokan Pavlos`tur. Gençliğinde hahamlık okuluna giden ve koyu bir Hıristiyan düşmanı olan Pavlos daha sonra Hıristiyan olduğunu söyleyerek bu din üzerinde olmadık tahribatı yapmıştır. Hazreti Musa`nın zamanından kalan bazı emirlerin hükmünü kaldırmaya çalışmış, kilise, günah çıkarma, doğuştan günahkarlık, teslis inançları gibi sapık inançları Hıristiyanlık içine sokmuştur. Aslen Romalı olduğunu iddia etmektedir. Ancak Yahudi olduğu kuvvetle muhtemeldir.

Peki Siyonistler bunu neden ve nasıl yapmışlardır; “Siyonistler Hıristiyanlık dünyasına yapacaklarını yapmışlardı. Dinin münakaşa götürür cihetlerini ele alarak İsa`nın uluhiyyeti mevzuunu bir münakaşa meselesi yaparak Hıristiyanlıkta şüpheciliğin yani imansızlığın yolunu açmışlar, onları münakaşaya tutuşturmuşlar, fırkalara, mezheplere ayırmışlardı… Yahudi bilahare bu yüksek feragati Hıristiyanlık aleyhine ve Hıristiyanlığı Yahudileştirmek veya dejenere etmek maksadıyla komünizmle tefsir ederek  bozmaya teşebbüs etmiştir. (…) Yahudi bu ilerleyişi önlemek için derhal Hıristiyanlığı Yahudi ve Yunan feylesofları vasıtasıyla kendi istediği şekilde teşkilatlandırmak için eline almıştır. (Ziya Uygur, Tarih Boyunca İhtilaller İnkılaplar ve Siyonizm, 4. Baskı, sf, 180- 181- 182, Divan Yay., İst.)

Hıristiyanların kafasını karıştıran yalanlar

Yukarıda beyan edilen birçok örnek gibi mesela Yahudilerin Hıristiyanlar üzerinde oynadığı ilginç bir başka oyun da “Meryem Ana Mezarıdır”. Yahudiler çocuklarını doğumlarının 9. günü sünnet ederler. 13. yaşı çocuğun rüşd yaşı sayılır. Yahudiler Kudüs`ü ele geçirdikten sonra sünnetsizliklerinden dolayı mundar addettikleri Hıristiyanların mukaddes Kudüs toprağına ayak basmalarını doğru bulmamışlardır. Ancak bu fikri açıkça beyan etmekten kaçınmışlardır. Bu sebeple bir hileye başvurarak “Meryem Ana Mezarının” Kudüs`te değil Türkiye de Efes`te olduğuna dair bir yalan icat etmişlerdir. Bu yalan sünnetsiz olan Hıristiyanların bundan sonra Kudüs`e gelmelerini ve kutsal topraklara basmalarını engelliyordu. Hıristiyanlar Kudüs` kendilerince hacı olmak için gidiyorlardı. Ancak 2000 yıl sonra bir Yahudi kızının rüyasında Meryem Ana`yı görmesi ve mezarının Kudüs` değil Türkiye`de olduğunu söylemesi ile Hıristiyan aleminin kafası allak bullak olmuştu. Bu numarayı çok da inandırıcı bulmayan papalık sonuçta rüyayı gören kızı azize ilan ediyor ve rotayı değiştiriyordu. Bu Meryem Ana olayından sonra papalık Yahudilere bir taviz daha veriyordu ki şöyle; Pazar günleri Katolik kiliselerinde yüzyıllardır süregelen bir dua okunurdu. Bu dua da Hazreti İsa`yı çarmıha geren Yahudiler lanetlenirdi. 1968 yılında papalığın emri ile Yahudileri lanetleyen bu dua kaldırılmıştı. Burada siyonizmin Hıristiyanlık üzerindeki etki alanını açıkça görmekteyiz.

Siyonistler, Hıristiyanları köleleştiriyor

Konumuz Amerika üzerinde yoğunlaştığından bu konuyu son zamanlarda ses getiren incelemeler yapan yazarlara bırakıyoruz. Burada anlatmak istediğimiz konu Hıristiyanlığın özünde olmayan birçok kavramın (aforoz, haç, kilise, İncil, günah çıkarma vb.) Siyonist kökenli ellerle Hıristiyanlık içine sokulması gerçeğidir. Büyük dünya krallığı kurulduktan sonra Mesih`in tekrar geleceği ve Hıristiyan aleminin başına geçerek dünyayı feth edeceği inancı Siyonistlerce ortaya atılan evanjalist fikrin temelidir. Siyonistler Kabala gibi büyü kitapları ve Talmud`dan aldıkları bu sapık fikirlerle Hıristiyan alemini kendilerine köle hale getirmişlerdir. Kabala ve Talmud, Tevrat inmeden çok daha evvel Yahudi ruhban sınıfının geliştirdiği büyü ve şeytani güçlere dayanan bir doktrindir. Talmud ise Tevrat`ın bozulmuş halidir. Bugün Amerika Başkanı Bush`un kast ettiği “tanrının emri” aslı Talmud`a dayanan “Arzı mevud” için atılmış bir adımdır. Bush aslında tanrı tarafından değil Siyonist lobiler tarafından yönlendirilmektedir. Teoloji alanında evanjelist fikri benimseyenler Siyonizm`e uşak olmanın ötesine gidememişlerdir. Amerika halkı arasında dinin aslında önemli bir alanı kapsaması Siyonizm`in idealini uygulama alanını genişletmiştir. (Amerikalıların % 94`ü tanrı ve evrensel ruhun varlığına inanıyor. % 58`i dinin hayatlarında çok önemli bir yere sahip olduğunu söylüyor.) Bugün Amerika`da ordunun yanı sıra en güvenilir kurum kilisedir.

Büyük İsrail için her şey mübah!..

Evanjelizm Yahudilerin üstün ırk fikrini ve kurulacak büyük İsrail`in meşruiyetini Hıristiyan alemine İncil`i kullanarak yutturmaya çalıştığı tahrif edilmiş Hıristiyanlıktır. Yani evanjelikler büyük İsrail`in kuruluşuna yardım edecek, büyük İsrail kurulunca Mesih Hıristiyan aleminin başına geçeçek ve dünya hakimiyeti kuracaktır. Bunun için önce büyük İsrail`in kurulması şarttır. Çünkü Siyonist öğreti bunu telkin etmektedir. Eski başkan Carter`in 1976 yılında kendisini yeniden doğmuş Hıristiyan olarak nitelemesi modern evanjelikler için bir dönüm noktası olmuştur. Günümüzde Amerika`daki evanjelist rakamın % 40 olduğu iddia ediliyor. İşin ilginç tarafı ise bu kesimin Amerika`yı yönetenler sınıfı olmasıdır. Bu evanjelistler birbirleri ile karşılaştıkları zaman “Kurtuluşa erdin mi?” ya da “Ne zaman kendini mesih`in hayatına vakfettin” sorusunu sorarlar. Eyalet Hükümetlerinden ulusal kuruluşlara, yerel yönetimlerden dini ve kültürel hayata kadar her alanda bu evanjelik tesir görülmektedir.

Sembollerin dili ve kilise

Bütün anlatılan tahribatların önemli bir kısmı da sembollerle yapılan tahribattır. Masonların en büyük özellikleri Kabala büyü kitabına dayanan semboller dilini her alanda kullanmalarıdır. Bugün Hıristiyan dünyasında “haç” olarak bilinen sembol aslında kabala büyü kitabına dayanır. Yani Hazreti Musa(A.s.)`dan önce Yahudilerin iman ettiği bugünkü Siyonistlerin hala inandığı kara büyü kitabı. Esasında haç Kabala`da şeytanın mührüdür ve hakimiyetini vurgular ancak Siyonist doktrin bu gibi işaretleri ve sembolleri de Hıristiyanlık içine sokmuştur. Yine kilise kurumu Hazreti İsa`ya dayanmamakla beraber özellikle ortaçağ`ın skolastik temellerini ve halkların sömürülmesini hakim kılmak isteyen Siyonistler bu kurumu da meydana getirmişlerdi. Yukarıda bahsettiğimiz gibi bugün Amerika`da kilise en güvenilir ikinci kurum halindedir. Yahudi lobileri tarafından finanse edilen ve her alanda etkin bir konuma sahip olan kilise sayısı bir hayli fazladır. Sembol dili masonlar dolayısı ile Yahudiler için çok önemlidir. Amerika`da kurulan Darmunth Üniversitesi`nin ambleminde ibranice sözcükler yazılmış, Tevrat ayetleri ve ışık saçan üçgenler konulmuştur. Yine Amerika`daki Yale Üniversitesi`nde ibranice harflerden oluşan semboller vardır. Kolombiya Üniversitesi`nde ibranice “tanrının ışığı” yazması ve Yeshiva Üniversitesi ambleminde “torah ve bilgi” yazıları Yahudilerin evanjelikler üzerinde ki her alanda sürdürdükleri etkiye en güzel örnektir.

Siz, siz olun Yehova Şahitlerini evinizden, ailenizden ve hatta tanıdıklarınızdan ırak tutun.

Türk insanı üzerine bilinen ya da bilinmeyen birçok oyunlar oynanıyor.  Dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman  Türk insani yoğun bir kı...