31 Ocak 2012 Salı

HEY!!! DUYAN VARMI? 15 YILDA 10 MİLYON MÜSLÜMAN KATLEDİLDİ

22 Eylül 2011 Perşembe, 08:44 tarihinde {Gel, ne olursan ol yine gel} tarafından eklendi
Ne acımasız bir çağda yaşıyoruz. Mazlum ve mustazaf halkların çığlıklarına kulak veren kimse kalmadı. İnsanoğlu hayır kurumlarına verdiği birkaç kuruş ile vicdanının sızısını dindirmeye çalışıyor.

Daha geçen hafta, hala nasıl olduğu tartışılan 11 Eylül saldırılarında ölen 3 bin kişi anısına -ki aralarında Müslümanlar da vardı- saldırının 8. yıldönümünde yas günleri düzenlendi. Lakin katledilen milyonlarca Müslüman’ın anısına hiç kimse yas tutmadı.
Post-modern çağ, Müslüman zihnini böyle bütünüyle iğdiş etti. Ne değerlerimiz, ne hassasiyetimiz ne de ila-i kelimetullah için gösterdiğimiz cehdimiz kaldı. Eğitimimiz, değerlerimiz, ticaretimiz, siyasetimiz ve kurumlarımız para ve makam düşkünlerinin elinde hallaç pamuğu gibi savruldu.
Bir yandan Müslüman muhayyiledeki büyük kırılmaya şahid olurken, öte yandan tarihte eşi görülmemiş bir soykırıma tanıklık ediyoruz. Sadece son 15 yılda 10 milyon Müslüman katledildi; Bosna’da, Kosova’da, Filistin’de Afganistan’da, Irak’ta, Somali’de, Çeçenistan’da, Keşmir’de, Doğu Türkistan’da, Patani’de, Moro’da, Ahmedabad’da ve Eritre’de… Televizyonlardan seyrettik, Müslüman bebelerin ve anaların üzerine günlerce hatta aylarca bombaların ve füzelerin yağışını…
Belleğimde bir anda Moğol istilası altındaki Bağdat canlandı, Haçlıların Kudüs ve Şam’da yaptıkları canlandı, Endülüs canlandı ve Balkanlar’da 19. yüzyılda yaşanan Müslüman mezalimi canlandı… Moğollar 11. yüzyılda birçok İslam alimi yetiştiren büyük ilim merkezlerini; Buhara, Semerkant, Belh, Horasan, Merv, Nişabur, Reyy ve Bağdat’a saldırarak yerle bir etti. Sadece Merv şehrinde 1,5 milyon Müslüman kıyıma uğradı. Camiler yıkıldı, kütüphaneler talan edildi.
Moğollardan sonra Haçlı orduları tekrar tekrar İslam coğrafyasını istila etti. Yıktılar, yaktılar, katlettiler ve talan ettiler. Selahaddin Eyyubi’nin danışmanlarından Üsame bin Munkiz “Kitabu’l İ’tibar” adlı eserinde haçlıları şöyle tasvir ediyor; “Hayvan gibiler, öldürmekten başka bildikleri başka bir faziletleri yok…”
1492’de Gırnata’nın hazin düşüşüyle bu kez İslam dünyası sömürgeciliğin kucağına düştü. Belçikalılar, Portekizliler, Hollandalılar, İspanyollar, Fransızlar ve İngilizler 16. Yüzyıldan 19. yüzyılın sonlarına kadar Endonezya’dan Cezayir’e kadar tüm Müslüman hinterlandında kan kusturdular. Her ne kadar İslam âlemi bu emperyalist imparatorlukların mezarı oldu ise de Müslümanlar çok büyük kayıplar verdi.
1945’te İkinci Dünya Harbi’nden sonra da İslam dünyasına ABD öncülüğünde ve Siyonizm endeksli saldırılar başladı. Sovyetlerin çöküşüyle birlikte Âlemi İslam tek kutuplu ülkenin bütün acımasızlığını ensesinde hissetti. NATO ve ABD kendisine “İslam”ı düşman ilan etti.
Eski ABD Devlet Başkanı Richard Nixon “Zamanı Yakalamak-Amerika’nın Dünyaya Meydan Okuması” adlı kitabında bakın şöyle diyor: “Amerikalıların çoğu Müslümanları vahşi, pis, barbar ve mantıksız insanlar olarak görmeye eğilimlidir. Hiçbir ulusun hatta Komünist Çin’in bile Amerikan kamuoyunda Müslüman dünyası kadar olumsuz bir görüntüsü yoktur. Bazı gözlemciler, İslam dünyasının artan nüfusunun, önemli sermaye gücüyle fanatik bir jeopolitik güç oluşturup dünyaya meydan okuyacağını ve böylelikle Batı’nın saldırgan ve düşman Müslüman dünyasına karşı bir cephe alabilmek için Moskova’yla yeni bir ilişki kurmaya zorlanacağını ileri sürmektedir.”
Türkiye’nin Müslümanları iktisadi ve siyasi olarak batıya bağlamak için bir köprü olabileceğine işaret eden Nixon sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bölgedeki çıkarlarımız için bu gerekli, çünkü Ortadoğu’da bizi en çok ilgilendiren konu İsrail ve petrol’dür. İsrail’in güvenliği ve kurtuluşunu içeren taahhüdümüz oldukça geniş kapsamlıdır. Yasal bir müttefikliğimiz söz konusu olmamakla birlikte bir kâğıt parçasına yazılı herhangi bir şeyden çok daha güçlü bir bağ vardır aramızda; bu da bence ahlaki taahhüttür. Hiçbir Amerikan Başkanı ya da herhangi bir kongre üyesi, İsrail devletinin yok edilmesine izin veremez.” Richard Nixon bu sözlerinin ardından Avrupa, Rusya ve ABD’yi NATO çatısı altında yükselen “İslami radikalizme” karşı birleşmeye çağırır.
Nixon’un yaptığı bu çağrının üzerinden 20 yıl geçti. İslam dünyasında dengeler sarsıldı. 11 Eylül olaylarından sonra İslam coğrafyasına düzenlenen saldırılarda 8 yılda 5 milyon Müslüman hayatını kaybetti. Bunların büyük çoğunluğunu çocuklar ve kadınlar oluşturuyor. Avustralyalı ünlü yazar Dr. Gideon Poyla, ABD’nin günlük çocuk katliamının bini bulduğunu belirterek yazısına şu başlığı uygun buluyordu: “Hey, hey, USA, how many kids did you kill today? The answer: About 1.000/Hey, Hey, Amerika, bugün kaç çocuk öldürdün? Cevap: 1000’e yakın.”
İşgal sonrası Irak’ta 2,3 milyon kişinin yaşamını yitirdiğini belirten Dr. Gideon Polya, Obama yönetimiyle birlikte ABD’de değişen bir şeyin olmadığını ifade ediyor. Polya, Obama yönetiminin ilk 100 gününde 180 bin kişinin öldüğünü ve bunun 113 bininin 5 yaşın altındaki çocuklardan oluştuğunu kaydediyor. Yine yapılan bir araştırmaya göre, Beyaz Saray, 11 Eylül saldırılarından sonra iki yılda 935 yalan beyanda bulundu.
Tüm bunları üst üste koyduğunuzda “Shock and Awe/Şok ve Dehşet”* içine düşmemek elde değil.
*ABD operasyonunun adı.

MİSYONERLER, AFRİKA’DAKİ AÇLIĞI SİLAH OLARAK KULLANIYORLAR

22 Eylül 2011 Perşembe, 08:58 tarihinde {Gel, ne olursan ol yine gel} tarafından eklendi
Diğer taraftan Batı emperyalizminin mızrak ucu olan Misyonerlik çalışmaları da Afrika’nın bugün aç kalmasının nedenlerinden biri olarak görülüyor. Her yıl milyarlarca dolar parayı Afrika'yı Hıristiyanlaştırmak için harcayanEHA Haber Batılılar İslam ile tanışmayan ve yerel dinlere sahip olan Afrikalılar arasında tahrif edilmiş dinlerini hızla yaydılar. Göz alıcı maddi imkânlardan faydalanmak isteyen Afrikalılar ise bu ahlaksız saldırıya karşı duramadılar. 1900'lü yıllarında başlarında Afrika'nın nüfusunun sadece %7'si Hıristiyanken 100 yıl içerisinde bu rakam inanılmaz bir artışla %55'lere kadar geldi. Papua Yeni Gine gibi ülkelerde ise bu rakam %1'lerden %95'lere kadar çıktı. Papalar hemen her fırsatta Afrika'yı ziyaret ediyor ve tüm misyonerlik çalışmalarına destek veriyorlar. Diğer taraftan Afrika'da dinlerini yaymak isteyen Misyonerler şekilden şekle de giriyorlar. Bu amaçla çok evliliğe dahi izin veren Misyonerler, İslam'ı da kendilerince kullanıyorlar. Müslümanların güçlü olduğu bazı bölgelerde kiliselere hilal logoları asıyor ve minareye benzer detayları kullanıyorlar. Bu misyoner örgütleri Afrika’nın yeniden ayağa kalmasına zerre kadar yatırım yapmazken Misyonerlik çalışmalarının devamı için her türlü fedakârlığı yapmaya devam ediyorlar.

AFRİKALI 184 MİLYON İNSANI RESMEN KÖLELEŞTİRDİLERYüzlerce yıl süren köleci uygulamalar da Afrika’nın bugün karşılaştığı açlığın nedenlerini açıklıyor. Köleliği EHA Habersistemleştiren, ciddi ve sıradan bir ticaret haline getiren Batılıların çeşitli kaynaklara göre, sadece ABD`ye Afrika`dan getirdikleri tespit edilebilen köle sayısı 16. yüzyılda 125 bin, 17. yüzyılda 1 milyon 280 bin, 18. yüzyılda 6 milyon 265 bindi. Bu rakamlar köle ticaretinin ne kadar hızla geliştiğini ve bol kazançlı bir sektör hâline geldiğini gösteriyor. 1800 yılında ABD’nin iki eyaletindeki toplam köle sayısı 395 bin olarak kaydedilmişti. Araştırmacı Alain Coutte`un 18 Şubat 2006 tarihinde Paris`te düzenlenen konferansta açıkladığı rakamlar ibret verici. Araştırmacıya göre Atlantik hattında 15. ile 19. yüzyıllar arasında yapılan köle ticaretinden mağdur olan Afrikalı sayısı 60 ilâ 184 milyon arasında. Köle ticaretinde ülkelere göre pazar payı ise: İngiltere: 41,3 %, Portekiz: 29,3% Fransa : 19,2 %. Hollanda : 5,7% İspanya : 3,2% Danimarka : 1,2%

AFRİKA’YI KENDİ SAVAŞLARINDA SİLAH OLARAK KULLANDILARBatılı ülkeler Afrikayı sömürgeleştirdikten sonra Afrikalıları da köle olarak savaşlarda kullandı. Gazeteci Mustafa Yılmaz’ın verdiği bilgilere göre sadece Fransa Birinci Dünya Savaşı`nda 900 bin Afrikalının ölümüne sebep oldu. Aynı Fransa 1830 yılında Cezayir`i işgal etti. 132 yıllık işgalde yüz binlerce Müslüman katledildi. SadeceEHA Haber 1954-1962 yılları arasında şehit edilen Cezayirli sayısı 1.5 milyonu buldu. Yine bir başka Batı ülkesi İtalya`nın Libya`da 1911`den 1940`lı yıllara kadar uyguladığı imha operasyonları ve çölün ortasına kurduğu toplama kamplarında yüz binlerce Afrikalı Müslüman hayatını kaybetti. Aynı İtalya`nın sicilinde 200 bin Etiyopyalının kanı da var. I. Dünya Savaşı`nın ardından Ruanda yönetimi yenilen Almanlardan Belçikalılara verildi. Belçika`nın sömürgesi altındaki Ruanda ve Kongo`da 10 milyondan fazla insanı soykırıma uğradığı bilinmektedir. 1876`da Hindistan`da 25 milyon insanın ölümünden sorumlu olan İngiltere`nin de bir başka Afrika ülkesi Kenya`daki 1952 ayaklanmasını bir soykırımla bastırdığı da sicilinde yazılıdır.  Tarihleri soykırımlarla dolu PAPA: AVRUPA, AFRİKA’YI ÇÖPLÜĞE ÇEVİRDİKatolik Hıristiyan dünyasının lideri Papa 16. Benedict de Afrika’nın diktatörlükler, yolsuzluklar, açlık ve AIDS’le birlikte anılmasında Batı’nın rolü olduğunu itiraf etmişti.  Papa, Afrika Katolik Kilisesi Piskoposlar Meclisi`nin açılışında yaptığı konuşmada, Avrupa`nın materyalizmi ve kötü ahlakının dünyanın en fakir kıtasını adeta `zehirli maddelerin çöplüğüne` çevirdiğini söylemişti. Papa, bu yılın başında ziyaret ettiği Afrika`yı, `akciğeri materyalizm ve dinsel tutuculuğun saldırısına uğramış bir bedene` benzetmişti.

“SÖMÜRGCİLİK BİTMEDİ, DEVAM EDİYOR”16. Benedict, `Sözde birinci dünya ülkeleri kendi manevi çöküşüne yol açan bozulmuş ahlaki değerlerini şimdiye kadar başka kıtalara ihraç etti, başta da Afrika`ya. Bu anlamda, siyasi düzeyde biten sömürgecilik, gerçekte asla tamamen sona ermemiştir” demişti. Misyonerler vasıtasıyla Sömürgecilerin Afrika’yı ele geçirmesini sağlayan Papalığın en üst düzey liderinin bu itirafları anlamlı bulunmuştu. Libya lideri ve Afrika Birliği’nin dönem başkanı Muammer el Kaddafi de sömürgecilerin Afrika`ya verdikleri zararın artık tazmin edilmesi gerektiğini söylemiş ve “Afrika`da siyasal sorun yok, yalnızca açlık var. Afrika`nın kaynakları EHA Haberyağmalandı” demişti. BATILILAR DÜNYAYI İSTİLA ETTİLERAvrupa ülkelerinin sömürgeci uygulamalarına maruz kalmış bölgeler, bugün 3. dünya veya gelişmemiş olarak bilinen yerlerdir. Kaynakları sonuna kadar tüketilen bu bölgeler sömürgeciliğin görüntü olarak bitmesinden sonra ise bir türlü ayağa kalkamadılar. Diğer taraftan yazar David A. Stannard`ın `Amerika`nın Soykırım Tarihi` adlı kitabının sunum yazısında ise Sömürgecilerin başta Afrika olmak üzere dünyanın farklı coğrafyalarında yaptıkları şöyle anlatılıyor; “Batılı devletler son 500 yıl içinde sadece Amerika`da 150 milyondan fazla insanı katlettiler; yüzlerce ırkı yok ettiler; kendilerine ait olmayan toprakları gasp ettiler. Tarihin hiçbir döneminde bununla kıyas edilebilecek ikinci bir katliam olmadı. Peki, Vietnam`da ve Irak`ta süregelen katliamların arkasındaki mantıkla, Kızılderililerin yok edilmesinin arkasındaki mantığın aynı olduğunu da duysanız gene de şaşırmaz mısınız? Bu soykırımı İspanyollar başlattı. Portekizliler, İngilizler ve Amerikalılar sürdürdü… Kuzey Amerika`da yerlilerin yüzde 95`i katledildi… Beyaz adamdan önce Amerika`da 90 milyon - 112 milyon arası insan vardı. Bu tarihlerde, Avrupa nüfusu 60 - 70 milyon, Afrika nüfusu 40 - 70 milyon arasındaydı. Beyaz adamın yaptığını anlamak için şöyle düşünebiliriz; bugün dünyada hiç Avrupalı ve hiç zenci olmasaydı ancak bu kadar büyük bir soykırım yapılmış olurdu.”

Siyonizmin kaynağı ne yazık ki tahrîfata uğratılmış, orijinalitesi bozulmuş kutsal olmayan metinlerdir

22 Eylül 2011 Perşembe, 09:09 tarihinde {Gel, ne olursan ol yine gel} tarafından eklendi
Siyonizmin kaynağı ne yazık ki tahrîfata uğratılmış, orijinalitesi bozulmuş kutsal olmayan metinlerdir. Öyleyse geliniz, muharref pasajlarda yer alan ve siyonizme/Yahudi ırk üstünlüğüne dâvet eden ifadelerden bir kısmını birlikte görelim:  
„3 …“İbraniler`in Allahı RAB şöyle diyor:....
(Tevrat, Çıkış: 10/3) „5 Ve şimdi eğer gerçekten sözümü dinleyecek ve ahdimi tutacaksanız,  bana bütün kavmlardan/milletlerden has kavm/millet olacaksınız. Çünkü yeryüzünün tümü benimdir.
6 ve siz bana kâhinler melekûtu/krallığı, mukaddes millet/kutsal ulus olacaksınız. İsrailliler`e böyle söyleyeceksin.”“
 (Tevrat/Eski Ahit, Çıkış: 19/5-6) „24 Oysa, Siz onların topraklarını sahipleneceksiniz. Bal ve süt akan bu ülkeyi size mülk olarak vereceğim, dedim. Sizi öteki uluslardan ayrı tutan Tanrınız RAB benim.“ (Eski Ahit, Levililer: 20/24) „26 Benim için kutsal olacaksınız. Çünkü ben RAB kutsalım. Bana ait olmanız için sizi öbür halklardan ayrı tuttum.“(E. A., Levililer: 20/26) „12 Aranızda yaşayacak, Tanrınız olacağım. Siz de benim halkım olacaksınız.”(E.A., Levililer: 26/12) „12 Onları salgın hastalıkla cezalandıracağım, mirastan yoksun bırakacağım. Ama seni onlardan daha büyük, daha güçlü bir ulus kılacağım.”“(E.A., Sayılar: 14/12) „1 Siz Tanrınız RAB`bin çocuklarısınız. Ölülere ağıt yakmak için bedenlerinizi yaralamayacaksınız. İki kaş arasındaki tüyleri almayacaksınız.
2 Tanrınız RAB için kutsal bir halksınız. RAB öz halkı olmanız için yeryüzündeki bütün halkların arasından sizi seçti.“(E.A., Tesniye: 14/1-2) „2 Saf altınla tartılan Sionun değerli oğulları, Nasıl oldu da çömlekçi elinin işi, toprak testiler gibi sayıldılar!“(E.A., Ağıt/Yeremyanın Mersiyeleri: 4/2) „4-5 Aranızda yoksul kimse olmayacak. Tanrınız RAB`bin mülk edinmek için size vereceği ülkede Tanrınız RAB`bin sözünü can kulağıyla dinler, bugün size bildirdiğim bütün bu buyruklara özenle uyarsanız, O sizi kesinlikle kutsayacaktır.
6 Tanrınız RAB verdiği söz uyarınca sizi kutsayacak. Siz birçok ulusa ödünç vereceksiniz, ama siz ödünç almayacaksınız. Siz birçok ulusu yöneteceksiniz, ama onlar sizi yönetmeyecek.“ (E.A., Tesniye: 15/4-6) „6 `Siz ilahlarsınız diyorum, `Yüceler Yücesi`nin oğullarısınız hepiniz!”(E.A., Mezmurlar: 82/6) „8 Kalk, ey Allah,  yeryüzüne hükmet; ! Zira milletlerin hepsine sen varis olacaksın.“ (E.A., Mezmurlar: 82/8) „10 Yabancılar senin surlarını onaracak, Kralları sana hizmet edecek. Öfkelendiğimde seni cezalandırdıysam da, Kabul ettiğimde sana merhamet göstereceğim. 11 Kapıların hep açık duracak, Ulusların serveti ve zafer alayları ardında yürütülen yenik Krallar Gece gündüz açık kalan bu kapılardan girsin diye. 12 Çünkü sana kulluk etmeyen ulus ya da krallık yok olacak, Evet, o uluslar tam bir yıkıma uğrayacak. 13 Lübnan`ın görkemi olan çam, köknar ve selvi ağaçları, Tapınağımı süslemek için hep birlikte sana taşınacak. Ayak bastığım yeri görkemli kılacağım. 14 Seni ezenlerin çocukları Gelip önünde eğilecekler; Seni hor görenlerin hepsi, `RAB`bin kenti, İsrail`in Kutsalı`nın Siyon`u Diyerek ayaklarına kapanacaklar. 15 Kimsenin uğramadığı, terk edilmiş, Nefret edilen bir yer olduğun halde Seni sonsuz bir övünç kaynağı, Bütün kuşakların sevinci kılacağım. 16 Ve milletlerin sütünü emeceksin, ve kralların memelerini emeceksin; ve  bileceksin ki, seni kurtaran RAB, Seni fidyeyle kurtaran, Yakup`un Güçlüsü benim.“ (E.A., İşaya: 60/10-16) „15 …“Şimdi anladım ki, İsrail dışında dünyanın hiçbir yerinde Tanrı yoktur. Lütfen, bu kulunun armağanını kabul et.”(E.A., 2. Krallar: 5/15) „15 Öyleyken RAB atalarınızı sevdi, onlara bağlandı. Bugün olduğu gibi, onların soyu olan sizleri bütün halkların arasından seçti.“(E.A., Tesniye: 10/15) „20 Yabancıdan faiz alabilirsiniz ama kardeşinizden almayacaksınız. Böyle yapın ki, mülk edinmek için gideceğiniz ülkede el attığınız her işte Tanrınız RAB sizi kutsasın.“(E.A., Tesniye: 23/20) „27 Ben de onu ilk oğlum, Dünyadaki kralların en yücesi kılacağım. 28 Sonsuza dek ona sevgi göstereceğim, Onunla yaptığım antlaşma hiç bozulmayacak. 29 Soyunu sonsuza dek, Tahtını gökler durduğu sürece sürdüreceğim.“ (E.A., Mezmurlar: 89/27-29) „1 RAB egemenlik sürüyor, titresin halklar! Keruvlar* arasında tahtına oturmuş, Sarsılsın yeryüzü! 2 RAB Siyon`da uludur, Yücedir O, bütün halklara egemendir.“ (E.A., Mezmurlar: 99/1-2) „44 Bu krallar döneminde Göklerin Tanrısı hiç yıkılmayacak, başka halkın eline geçmeyecek bir krallık kuracak. Bu krallık önceki krallıkları ezip yok edecek, kendisiyse sonsuza dek sürecek.“ (E.A., Daiel: 2/44) „6 Yeryüzü mahsulünü verdi. Allah bizim Allahımız, bizi mübarek kılacaktır. 7 Allah bizi mübarek kılacaktır.“ (E.A., Mezmurlar: 67/6-7) Bugün yeryüzüne egemen olan siyonist zihniyetin, Kur’an’la niçin savaştığını, en büyük düşman olarak niçin Kur’an’ı gördüğünü anlamak için başka bir açıklamaya gerek var mı?

Çünkü, Kur’an, onun gerçek kimliğini açıklamakta,  maske altında gizlemeye çalıştığı hakiki çehresini teşhir etmektedir. Hedefine erişmek pahasına, Tevrat ve İnci’i tahrîf edip, onbinlerce peygamberi katleden*5* bu zihniyet, ne yazık ki bugün yeryüzü sermayesini ele geçirmiş bulunmakta ve dünya uluslarını yöneten insanları birer kukla gibi kullanmaktadır. Kur’an’ın mesajı ne kadar da berraktır:

„[Böylece] onlar, [bile bile] Allah hakkında yalan söylerler.“

Demek, bu zihniyet yalancıdır. Demek bu zihniyet inkârcıdır. Demek bu zihniyet, dini dejenere etmiştir. Demek bu zihniyet, Tevrat ve İncil'i kendi maddi menfaatleri doğultusunda tahrîf etmiştir. Demek, bu zihniyetin hiçbir sözüne ve eylemine inanılmaz ve güvenilmez. Dünya uluslarının yöneticileri -devletler arası ilişkilerde- siyonizmin bu tehlikeli boyutunu gözardı etmemelidirler! Açıkca görlüyor ki, Yüceler Yücesi Allah’ın Hazreti Mûsa ve Hazreti Îsa’ya gönderdiği dinle, bu siyonist dinin hiçbir ilgisi yoktur. Ama ne acıdır ki, gönümüzde siyonizm, Tevrat ve İncil’in yegâne sahibi(!) ve koruyucusu(!) olarak takdim etmektedir kendini. Amerikan ve İsrail yönetimi, bunun en açık kanıtıdır. Yüceler Yücesi Allah, „sözünü yerine getirenleri ve kötülüklerden korunanları“*6* sevdiğine göre, siyonist zihniyette bu erdemli vasıfları bulabilmenin imkân ve ihtimâli yoktur. Nasıl olsun ki? Kendi ideolojisine tabi olmayan insanları bir sömürge aracı gören anlayışın, erdemle, dürüstlükle, uygarca davranışla ne alâkası olabilir? İşte bu nedenden dolayı, siyonist zihniyet insanlık tarihi boyunca hiçbir zaman kabul gömemiş, her fırsatta dışlanmıştır. “Allah'a karşı taahhütlerini ve yeminlerini ufak bir kazanç karşılığında değiştirenler var ya; onlar, öteki dünyanın nimetlerinden asla nasiplenemeyeceklerdir; Allah, Kıyamet Günü, onlarla ne konuşacak, ne yüzlerine bakacak, ne de onları günahlarından arındıracaktır; ve onları acıklı bir azap beklemektedir.“(3/Âl-i İmran: 77)

Bu kutlu Mesaj her ne kadar siyonist zihniyetin çirkin suratını ve sonuçta karşılaşacağı dehşet verici manzarayı tasvîr etse de, hangi din ve inançtan olursa olsun, aynı yolu izleyen ve aynı yanlışları takip eden herkesi bağlamaktadır; isterse bu, Müslüman’lardan olsun! Çünkü, ortada sömürü vardır, yalan vardır, din istismârı, mukaddesat esnaflığı, kutsallık ticareti vardır. Dini basamak yaparak herhangi bir çıkar elde etmekten daha alçakça bir davranış biçimi olamaz! „Onlardan öylesi de var ki, [söyledikleri] Kitâb-ı Mukaddes'den olmadığı hâlde ondan olduğunu düşünesiniz diye dilleriyle Kitâb-ı Mukaddes'i çarpıtırlar ve Allah'tan olmadığı hâlde, "Bu, Allah'tandır!" derler; böylece bile bile Allah hakkında yalanlar uydururlar.“ (3/Âl-i İmran: 78) Yüce Kur’an’ın deşifre ettiği şu tezgâha şu hokkabazlığa bakarmısınız!

Kendi yanından uydurduğu, kafasından kurup ortaya attığı düzenbazlıkları ‘Allah’ın sözü‘ diye ileri sürme densizliği hangi sözcüklerle açıklanabilir acaba?!. Kur’an’ın  mûcize haberlerine bir destek te, Eski Ahit’ten: “Biz hikmetliyiz, ve RABBİN şeriati bizdedir, diye nasıl söylüyorsunuz? Fakat işte, yazıcıların yalancı kalemi yalan düzdü. Hikmetli adamlar utandılar, yıldılar, ve ele geçtiler; işte, onlar RABBİN sözünü kendilerinden attılar; ve onlarda hikmetin nesi var?”*7* Tevratın, yazıcı ve bilginler tarafından nasıl tahrîf edildiğini yine Tevrat bizzat kendi ifadesiyle ortaya koymaktadır.

Bir de şunları okuyalım: “Bundan dolayı, işte, ben peygamberlere karşıyım, RAB diyor, onlar ki, birbirlerinden sözlerimi çalıyorlar. İşte, ben peygamberlere karşıyım, RAB diyor, onlar ki, kendi dillerini kulanıp: O diyor, demekteler. İşte, ben yalancı düşler peygamberlik edenlere karşıyım, RAB diyor, ve onlar anlatıyorlar, ve yalanları ile ve boş övünmelerile kavmımı saptırıyorlar; ve onları ben göndermedim, ve onlara emretmedim; ve bu kavma hiç faideleri yok, RAB diyor.”*8* Burada kimin peygamber, kimin peygamber olmadığını anlayabilmenin imkân ve ihtimâli yok. Açıkca gördüğümüz tek şey, kendisine peygamber süsü veren Yahudi biginlerinin halkı kandırmak için ellerinden gelen bütün madrabazlıkları yaptıklarıdır. Allah adına yalan uydurmakta, yalan söylemekte ve şerîati, bizzat kendi elleriyle tahrîf etmektedirler. Tahrîfâtın boyutlarını bir de İncil’den ve Hazreti İsa’ya atfedilen şu cümlelerden okuyalım: „Ve İsa onlara dedi: Sakının da Ferisiler ile Sadukiler hamurundan kaçının... Kendilerine ekmek hamurundan değil, fakat Ferisiler ile Sadukiler öğretisinden kaçınmağı söylediğini o zaman anladılar.“*9* Yahudi din bilgini olarak ileri çıkan ve kutsal metinleri bilinçli olarak tahrîf eden Kâhinlerin,  Ferisi ve Sadukilerin nidüğünü açıklaması bakımından bundan daha net bir kanıt olamaz. Kur’an’ın yüce mesajını yudumlayarak yazımızı noktalayalım:

„Ey insanlar!
Bakın, Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık, ve sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki birbirinizi tanıyabilesiniz.
Şüphesiz, Allah katında en üstün olanınız, O'na karşı derin bir sorumluluk bilincine sahip olanınızdır.
Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.“(49/Hucurât: 13)

hıristiyanların türk düşmalığı

22 Eylül 2011 Perşembe, 09:25 tarihinde {Gel, ne olursan ol yine gel} tarafından eklendi
hıristiyanların türk düşmalığı
Türkofobyanın kökleri haçlı seferlerine kadar dayanır. Selçukluların Anadolu'yu fethi ve bunu takip eden Bizans'ın umutsuz durumu Papa II. Urban'ı bütün Hıristiyan dünyasını Türkler'e karşı bir savaşa çağırmasına yol açmıştır.1400'lerin ortalarında Türklere karşı özel olarak Avrupanın her yerinde katolik dini törenler düzenlenmiştir,bu dini törenlerde verilen mesaj Türklere karşı bir zaferin sadece Tanrı'nın yardımıyla kazanılabileceği ve bu yüzden hiristiyan aleminin Türklerin zalimliğine karşı direncini yitirmemesi gerektiğidir.

Viyana piskoposu Johann Faber (1478 - 1541) şöyle demiştir:
 "Dünyada yaş ve cinsiyet ayırımı yapmadan çocuk yaşlı herkesi kesen, hatta ana rahmindeki bebeği bile katleden Türkler kadar acımasız ve kaba bir ırk yoktur."

16. yüzyılda Türk düşmanlığıyla alakalı tüm Avrupada 2500 civarında (1000'den fazlası Almanya'da) kitap basılmıştır. Bu kitaplarda özellikle “kana susamış Türk” imajı okurların kafasına sokulmaya çalışılmıştır. Hatta 1480-1610 yılları arasında Amerika'nın keşfi ile ilgili olan kitap sayısının iki katı kadar kitap Türk düşmanlığı için yazılmıştır.

Bu dönemde Osmanlılar Balkanları fethetmiş ve Viyana’yı kuşatmıştı. Bu sebebten dolayı Avrupada Osmanlılara karşı büyük bir korku vardı.Martin Luther'in yakın arkadaşı ve protestanlığın en önemli isimlerinden olan Philipp Melanchthon Türklerin “Kızıl Yahudiler” olduğunu iddia etmiştir. Buna dayanak olarak Türklerde ve Yahudilerde ortak olan erkek çocukları sünnet ettirme ve diğer ortak adet ve görenekleri göstermiştir. Kızıl benzetmesini de Türklerin adeta bir kan tazısı gibi katleden ve savaşan bir millet olmasına bağlamıştır.
Martin Luther, Türkleri papalık makamı ile kilisedeki yolsuzluk ve bozulmaya karşı hiristiyan dünyasına Tanrı'nın bir cezası olarak görmüştür. 1518'de, 95 Tez'ini açıkladığında, Martin Luther, Tanrı'nın hiristiyanları veba, çatışma, ve depremlerle cezalandırması gibi bu sefer de Türkleri yollayarak cezalandırdığını iddia etmiştir. Papa Leo X buna karşılık olarak Luther’i kiliseden atmakla tehdit etmiş, onu Türklere karşı verilen kapitülasyonları savunmakla ve Türklerin avukatlığını yapmakla suçlamıştır.

Bazı ilahiyatçılara göre Türk kelimesi "torquere"den ("torture", işkence) gelmektedir, bir diğer popüler teoriye göre Türkler, zalim bir ırk kabul edilen İskitler'le aynı ırktandır.

İsveç'te Türkler hiristiyanlığın ana düşmanı olarak gösterilirdi.
Bu net olarak Erland Dryselius tarafından yazılan ve 1694’te basılan Luna Turcica eller Turkeske måne, anwissjandes lika som uti en spegel det mahometiske vanskelige regementet, fördelter uti fyra qvarter eller böcker ("Muhammed’in dört parçaya ve kitaba bölünmüş olan tehlikeli kanununu ayna gibi yansıtan Türk hilali") adlı kitapta görülebilir. Dinsel konuşmalarda, Türklerin nasıl fethettikleri yerleri sistematik olarak yakıp yıktığı, Türklerin acımasızlığı ve kana susamışlığı hakkında vaazlar verilirdi. İsveç'te 1795 yılında yazılan ve okullarda okutulan bir kitapta İslam "Büyük düzenbaz Muhammed tarafından uydurulan, günümüzde Türklerin tamamen kabul ettiği sahte din" olarak tarif edilmişti.
Çeşitli ülkelerdeki Türk karşıtı deyim ve atasözleri
Dünyada pek çok kötü özellik Türklerle özdeşleştirilmiştir. Bazı deyimler:
  • İtalyanca'da "bestemmia come un Turco" ("Türk gibi küfretmek") ve "puzza come un Turco" ("Türk gibi pis kokmak") deyimleri sıklıkla kullanılır.  En kötü şöhretli İtalyanca deyim (manşetlerde de sıkça kullanılır) yakın bir tehlikeyi belirtmek amacıyla kullanılan "Mamma li Turchi!" ("Anneciğim, Türkler geliyor!") deyimidir. Ayrıca İtalyanlar "Fumare come un Turco" (Türk gibi sigara içmek) deyimini de sık sık kullanırlar. Almanca ve Sırpça'da da "Türk gibi sigara içmek" anlamına gelen deyimler vardır.

  •  Fransızca'da Turc kelimesi eskiden C'est un vrai Turc ("Gerçek bir Türk") gibi meşhur deyimlerde kaba ve acımasız insanları belirtmek için kullanılırdı.
  • Bir İspanyol biriyle ilgili küçük düşürücü bir yorum yapmak istediğinde "turco" derdi.
  • Avusturya'nın kırsal kesimlerinde hala çocukların "Es ist schon dunkel. Türken kommen. Türken kommen" ("Hava çoktan karardı. Türkler geliyor. Türkler geliyor.") diye tekerleme söylediği duyulabilir.")
  • Farsça'da "Tork-e khar" (ترک خر, "Türk-i hâr": eşek Türk), Türkçe konuşan İranlı Azerilere karşı kullanılan aşağılayıcı bir sözdür.
  • Almanca'da Liegt ein Turke tot in Keller, waren die deutschen wieder schneller (Bodrumda ölü bir Türk yatıyor, Almanlar yine Türklerden hızlıydılar) şeklinde bir deyim vardır. Ayrıca Almanca'da türken (kök: türk-) (büyük harfler başlarsa, "Türkler" anlamında), "aldatmak", "hile yapmak" anlamlarında bir fiildir.
  • Rusça'da "Незваный гость хуже Татарина" ("İstenmeyen misafir Tatardan kötüdür") şeklinde bir deyim vardır.
  • Yunanca'da "Εγινε Τούρκος από το θυμό του" (Öfkesi onu Türk haline getirdi), birine ya da bir şeye aşırı öfkeye ifade eder.
  • Norveççe'de "Sint som en tyrker" ("Bir Türk kadar kızgın") şeklinde bir deyim vardır.
  • Ermenice'de, Türk sözü hâlâ genel olarak birinin aptallığını sorgulamak için kullanılır: "հո թուրք չես?!" ("Sen Türk müsün?"), aynı zamanda bir kirli düzensiz evi ima etmek için kullanılır: "կարծես թուրքի տուն լինի" ("Bir Türkün evine benziyor?")
  • Kıbrıs'ta askerlere uygun adım yürüme eğitimi verilirken söyletilen "En iyi Türk, ölü Türk" sloganı, 2008 yılında hükümet tarafından alınan bir kararla yasaklandı.

Hıristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam ederler.

22 Eylül 2011 Perşembe, 09:31 tarihinde {Gel, ne olursan ol yine gel} tarafından eklendi
Bu heykel Malta'da. Bizimle hiç bir sorunu olmayan Malta'da. Malta da olsa nerede bir Hristiyan varsa orada doğal olarak bir haçlı ruhu yine doğal olarak bir Türk düşmanlığı vardır. Bu papaz heykeli Malta'da en çok ziyaret edilen bir meydanda bulunuyor. Bu yer ülkemizden Malta'ya giden Türk turistlerin de en fazla gezdikleri yerlerden biri. Elbette malum medyanında gördüğü bu alçak heykeli kimse gazetesinde yayınlamıyor bile. Devleti yönettiğini zanneden bazı Türkiyeli zevatlar ise zaten misak-ı milli sınırları içinde ayyıldızlı bayrağımızı korumaktan aciz.
Çok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir.
Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir.
Sebeplerine gelince:
1. Müslüman olduğunuz için sevmez. Ama faraza laik şöyle dursun, Hıristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam ederler.
2. Sizler farkında değilsiniz ama, onlar şu gerçeğin farkındadırlar:
Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir.
3. Avrupanın pazarı idiniz. Simdi Avrupayı pazar yapmaya başladınız.
4. En az 400 yıl Avrupada sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.
5. Selçuklular Anadoluyu, Osmanlılar ise orta Avrupa ve Balkanları Haçlı ordusuna mezar ettiler.
6. Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hakimiyet sağladılar.
7. Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etmeseydi, İslamiyet bugün belki sadece Hicazda varlığını devam ettirirdi.
Kaldi ki Vehhabiliği kuranlar da, İngiliz Dominyon Bakanlığının adamlarıdır.

Batı her yerde İslamiyeti, sapık inançlara kanalize etti. Ama Osmanlı, Asri Saadeti devam ettirdi.
8. Kilise size kin kusmaktadır. Ve sebepleri yukarıdadır.
9. Ben, Türkiyeye geldiğimde 2 üniversiteniz vardı, şimdi 19 üniversite var. (O tarihteki sayı.)
10. Sizler, gerçek hüviyetinize döndüğünüz an, Avrupanın refahı ve medeniyeti yıkılır.
11. Yine sizler, Avrupanın tarihi düşmanısınız ve daima düşman olarak kalacaksınız.
İlginç değil mi Prof. Naumarkın yukarıdaki sözleri?
Bana çok ilginç geldi, söz olarak değil, bir batılının ağzından duymak ilginç olan.
Ama Batılının, kilisenin ve Hıristiyanlığın düşünceleri Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü ihtifallerinden sonra değişti kanaatindeyseniz bu yazıyı okumayın.
Bir rica;bu sözleri  bir kaç kere okuyun.
Çocuklarınıza da okutup ezberletin.
::ASİYE UTKU::
Kur’an’ın Hıristiyanlara Yönelik Çağrısı
İsa a Allah’ın elçisi ve Ol! Kelimesidir. Allah’ın “ol” kelimesi ile varlık sahnesine çıkmak bakımından, İsa a ile bizim aramızda bir fark yoktur. (4/171-172)

“Meryem oğlu İsa” vurgusu (Maide, 5/17, 72-75.) Kur’an’da sürekli tekrarlanmıştır. Bunun anlamı İsa a’ın Allah’ın oğlu olmadığı, bir insan çocuğu olmak bakımından bağımlı ve aciz bir varlık olduğunu, dolayısıyla tanrı yada tanrının oğlu olamayacağı vurgulanmak istenmiştir.

Bütün peygamberler gibi İsa a da aynı ortak mesaj olan Tevhid’e çağırmıştır. Kur’an tüm insanları müşterek kelime’ye (Tevhid’e) çağırmaktadır: “......” (Ali İmran,3/64.)

Kur’an’ın Diğer Kitaplar içindeki Yeri
Kur’an her devirde Yüce Allah’ın elçilerle ilahi yasalar, yargılar vahyettiğini çok sayıda ayette vurgulamaktadır.

Kur’an’da İbrahim peygambere verilen sahifelerden, Musa peygambere verilen sahifelerden, Davud peygambere verilen mezamir/Zebur’dan, İsa a’a verilen İncil’den söz edilumektedir.
Eskilerin Kitapları/vahiyleri ifadesi ile de bilinen ve kalıntıları bize ulaşan kitaplar, sahifeler dışında da mesajların olduğuna işaret edilmektedir.

Kitabı Mukaddes iki bölümden oluşmaktadır: Eski Ahit:Tevrat ve mezmurlar; Yeni Ahit; İncil.
Gerçekte Kitabı mukaddes değişik dönemlerde yaşamış farklı üsluplara sahip din adamlarınca yazılmıştır. İçerisinde tarihsel malumatlar, dini ve siyasi söylemler, dualar, felsefi diyaloglar ve çeşitli kanun metinleri bulunmaktadır. Eski Ahit’te peygamberlere indirilen vahiy kalıntılarının dışında onlara ait hadisler, hahamlara ait sözler bulunmaktadır. Yeni Ahit’te/İncil’de ise bizzat kitaplara ismini veren yazarlarıdır: Matta, Markos, Luka, Yuhanna.

Hahamlar üretip yazdıklarına Musa imzasını kullanmakta veya hiç kaynak belirtilmemektedir.
“Bilge bir kimse Süleyman imzasını kullanmakta, kehanet sahibi biri eğer kendi ilham damarında Büyük İşaya’yı hissediyorsa, gönüllü olarak “İşaya” imzasını kullanabilmektedir. Çok eski devirlerde yaşamış kendi kitaplarını çok önemli sayan ve ayrıntılı bir rapor bırakmış birkaç yazar (Esdras, Nehemie, Zorobel) bir yana bırakılacak olursa, Kitab-ı Mukaddes yazarları, genellikle söyledikleri şeyin arkasına çekilerek kendilerini gölgede bırakmışlardır.”

İncil’in Önceki Vahiy Kaynakları İle İlişkisi

23 Eylül 2011 Cuma, 23:44 tarihinde {Gel, ne olursan ol yine gel} tarafından eklendi
İncil’in Önceki Vahiy Kaynakları İle İlişkisi
İsa peygamber kendisinden önceki vahiy kaynağı olan Tevrat’ın şeriatına bağlı olunmasını emretmiştir. Hatta bu bağlılığın tutucu Yahudi mezhebinin mensuplarından Ferisiler’den daha fazla olması gerektiğini söylemiştir: “Ben peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim...” (Matta,5/17-20.)

Matta’nın kaydettiklerine göre Hz. İsa Yahudileri söylediklerini yapmamakla, gösterişe düşkünlükle, adalet, sadakat ve merhameti ihmal etmekle, türbecilik yapmakla” suçlamıştır. Ferisiler bu pasajdaki ifadelere göre atalarının peygamberleri öldürdüklerini itiraf ettikleri de yer almaktadır. (Matta, 23/1-32.)

Hz. İsa’nın tüm peygamberler gibi gerçeklerin üstünü örten boş inançlardan ve yanlış gelenekten Din’i kurtarıp saflığına geri döndürmek istediğini İnciller’den takip etmek mümkündür. Markos’un kaydettiklerine göre İsa a Ferisilerle konuşurken “Allah’ın buyruklarını bir kenara bırakıp, insan geleneklerine uymakla” suçladığını görmekteyiz. (Markos,7/6-13.)

İncillerden de takbettiğimiz gibi İsa peygamber ilahi vahyin önceki kaynaklarını temizleyip arındırarak, onlara Allah’ın izni ve rehberliğinde yeni katkılar sağlamak için gönderilmiştir. Ancak onun bu saf çağrısı, Din’i uydurdukları beşeri adetlerle bozdukları için en çok tenkit ettiği, çarmıh olayının baş aktörleri olan Yahudiler tarafından değiştirilmiştir. Özellikle İsa a’ın öğrencilerinin arasına sonradan katılan bir kişi her şeyi mahvetmiştir: PAVLUS.

Resuller’in İşleri bölümünün yazarı olan Luka’nın kaydettiklerine göre, İsa a’ın vefatından sonra öğrencileri büyük baskılar, ölümlü işkenceler görmeye başladılar. Romalılar Hz. İsa’nın memleketi Nasıra’dan dolayı bu küçük cemaati “Nasraniler” diye isimlendirmiştir. Cemaatin liderliğini Hz. İsa’dan sonra kardeşi Yakup (James) üstlenmiştir. Meryem a Hz. İsa’nın doğumundan sonra Yusuf adlı biri ile evlenmiş, başka çocukları da olmuştur. Yakup da bu çocuklardan biridir.
Nasranilere Rom imparatorluğu ile işbirliği halinde bulunan Yahudiler de zulmediyorlardı. Yahudi mezhebi Sadukilerin bir üyesi olan Saul da bunlardan biri idi. Saul bir haham olarak yetiştirilmişti. “ilk Hıristiyan şehid” olarak bilinen İstefan’ın taşlanarak öldürülmesine Saul’un nefreti sebep olmuştu. (Resullerin İşleri,8/1-3.)

Resullerin işleri’nde anlatıldığına göre Saul (Yunanca karşılığı Pavlus) Başhahamdan aldığı özel bir izinle Nasraniler’le mücadele etmek için Şam’a gider. Yolda Saul’un gökten “ben senin zulmettiğin isa’yım” diyen bir ses duyduğu kaydedilir. Oysa o İsa a’ı hayatı boyunca hiç görmemiştir; yine de gökten gelen bu sesi O’ndan gelen bir mesaj olarak yorumlamıştır.
Bunun “suçluluk duygusuna bağlı psikolojik bir reaksiyon olduğu” yorumu yapılmıştır.

Siz, siz olun Yehova Şahitlerini evinizden, ailenizden ve hatta tanıdıklarınızdan ırak tutun.

Türk insanı üzerine bilinen ya da bilinmeyen birçok oyunlar oynanıyor.  Dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman  Türk insani yoğun bir kı...