1 Aralık 2011 Perşembe

Haçlılar Bizi Anadolu’dan ve Avrupa’dan atmaya çalıştıkça,

Haçlılar Bizi Anadolu’dan ve Avrupa’dan atmaya çalıştıkça,

5 Ekim 2011 Çarşamba, 05:05 tarihinde {Gel, ne olursan ol yine gel} tarafından eklendi
1096 yılından bu yana; topraklarımıza, dinimize, kültürümüze Hıristiyan batı devletlerinden saldırılar durmadan ve hiç ara vermeden devam ediyor. Sınırlardan geçemedikleri zamanlarda da temin ettikleri yerli işbirlikçilerle saldırılarına devam ediyorlar.

Müslüman-Türk milletinin Anadolu da ve Avrupa’da varlığını hazmedemeyen beynelmilel güçler asırlarca Türk milletinin bağrını dövdüler. Her seferinde onun iman dolu ğösünde eridiler.

Biz haçlı seferleri ile milyonlarca şehit verdik, onlar milyonlarca ölü verdiler. Ne biz bittik ne onlar bizi yok etme veya Asya bozkırlarına sürme hayalinden vazgeçtiler. Biz dayandık, onların kini ve azmi bilendi.

Haçlılar Bizi Anadolu’dan ve Avrupa’dan atmaya çalıştıkça, biz onların bağrına biraz daha girdik, biraz daha adaletimizle, insanlığımızla ve inancımızın kaviliği ile onların bir kısmının yüreklerinde yer bulduk. Yüreğinde biraz olsun insanlık olanlar, bizi bağrına bastı. Sömürgeci, emperyalist Hıristiyan papazlarına inat…

Asırlarca Avrupa’nın kara yürekli, kara beyinli papazlarına ve halkına bile zulüm etmekten çekinmeyen burjuva ve krallarına inat oralarda tutunduk. Zulmü ve haksızlığı adaletle yok ettik. Ama heyhat, İlk ve Ortaçağın karanlığı gibi kapkara yürekli Yahudi-Yunun kültürlü batının emperyalist ve kana susamış yobazları yılmadılar. Nerede bir Müslüman varsa oraya kan ve kin götürdüler.

Bir asırdan daha fazla bir zamandır. Osmanlının bakiyesi, Müslüman Türk’ün asırlarca hamilik ettiği, koruyup kolladığı, vatan toprağı yaptığı yerlerde sömürü düzenlerini kurdukları gibi insanların kendilerine karşı bir araya gelmesini önlemek için fitne tohumları ektiler. Bu gün Irak, Somali, Sudan, Filistin, Lübnan Vs. yerlerde olduğu gibi kardeşi kardeşe kırdırdılar.

Sömürmek için girdikleri her yerde aydınlar ile halkın arasını açtılar. Beyninden ve midesinden kendilerine bağlı aydın kesimi meydana getirdiler. Satılmış aydınlar kendi halklarının içine ayrılık tohumları ektiler.

Bir kısım Müslüman halklar, bir birleri ile uğraşırken, gerek 20.yüzyılın başında ve gerekse, daha sonra Osmanlının bakiyesi olan bütün ülkelerdeki sömürüye ve işgale devlet adamları - her zaman olmasa bile- halk olarak tepki veren, onlar için direnen Türk milleti, milli birlik ve beraberliğini korumak için büyük çaba verdi. Tarihte eşine az rastlanan direniş gösterdi. Ortadoğu’nun göbeğinde ve bütün haçlı saldırılarına karşı büyük millet ve büyük devlet olduğunu ispat etti.

Ülkemizin yeraltı ve yer üstü zenginlikleri ile Ortadoğu’nun petrol ve doğalgaz zenginliklerinin sömürülmesinin önündeki en büyük engel olan Türkiye’nin küçülmesi ve dizlerinin üzerine çökmesi gerekirdi. Bunun için de ülkenin milli birlik ve bütünlüğünün bozulması, diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi aydın halk çatışması, uyuşmazlığı meydana getirmek gerekiyordu.

Bu gün Irak’ta yaşanan ve milyonla insanın ölmesine sebep olan Sünni-Şii örneği bu gün ülkemizde türbancılar ve türbana karşı olanlar olarak yapılmaya çalışılıyor. Bu çatışma gerek aydınlar ve gerekse siyasiler tarafından ne yazık ki, körükleniyor. Televizyon ekranlarına baktığımızda, gazete sahifelerini çevirdiğimizde Kadınların başörtüsüne karşı yapılan itirazlardan, kendimizin hangi ülkenin insanı olduğumuz hakkında şüphe duymaya başlıyoruz.

Doğruluk derecesi TV’lerin insafına kalmış ama İzmir’de onbin insanın Türban yasağının kaldırılmasına karşı yürüdüğünden bahsedildi. Söylenen slogan ise ”Türkiye laik’tir laik kalacak.” Kim Laikliğe karşı? Yahut laiklik dinsizlik mi demek? Laiklik hürriyetleri ortadan kaldırmak mı demek? Laiklik din ve vicdan hürriyetinin ortadan kaldırılması anlamına mı geliyor? Allah aşkına hangisi? Hani bu ülkenin %98’i Müslüman idi? İnanın haberleri izlerken yürüyen kalabalıkları gördüğümde “Acaba İzmir yeniden işgale uğruyor da bu insanlar bu işgale mi tepki veriyorlar.” dedim.

Devletimizin kurumlarının başında bulunan insanlar “Ortaçağ karanlığından” bahsediyorlar. Buradan Kast edilen İslam’ın orta çağda gelmiş olması kast ediliyorsa Orta çağda İslam karanlığı getirmemiş, aksine insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmıştır.

O çağda Bu gün bizim aydınlarımızın kurtuluşu gördükleri batı medeniyetinin doğduğu o çağda kadınlar mal gibi alınıp satılırken, İslam kadını mümtaz bir mevkie oturtmuş, topluma dâhil etmiştir. O çağda insanlar birbirlerini tavuk boğazlar gibi boğazlarken, İslam insanlığa din adamları, kadınlar, çocuklar ve meyve ağaçları ile ilgili bugün bile pek çok batılının hayran olduğu harp hukukunu getirmiştir. İnsanın, mükemmel varlık olduğunu, yaşama hürriyetinin kutsallığını ortaya koyan da İslam’dır.

İnsanların başlarına örttükleri bir bez parçası için bu kadar yaygara koparmanın, kavga çıkarmanın ve insanların tercih hürriyetinin elinden alınmasının mantığını anlamak mümkün değildir. Bu olsa, olsa haçlı batı zihniyetinin ülkemizin bütünlüğünün, birliğinin ve beraberliğinin tahammülsüzlüğüdür. Yoksa benim kadınımın, yani kadınlarımızın başındaki örtüden insanların bu kadar rahatsız olması mümkün değildir. Yoksa! Kadınların başındaki örtüye bile sahip çıkamayan insanların sistemi yıkması beklenemez. Sonra Bu vatanı seven, Allah korkusu olan hiç bir millet evladı, vatanın bölünmesine, parçalanmasına asla göz yummaz, razı olamaz. Türkiye’den başka Türkiye olmadığını bilir.

Hiç yorum yok:

Çevir